Ebû Zer (radıyallahu anh) şöyle anlatıyor:
Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Bana öğüt ver."
Allah Resûlü sallâllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Sana, yüce Allah'tan sakınmanı (takvayı) tavsiye ederim.
Çünkü o her şeyin başıdır."
"Kur'an okumaya ve Allah'ı zikretmeye devam et.
Çünkü bu senin için gökte bir anılış, yerde ise bir nurdur."
"Hayırlı sözler dışında uzun süre susmayı alışkanlık edin.
Çünkü bu şeytanı senden uzaklaştırır ve din işinde sana yardımcı olur."
"Çok gülmekten sakın!
Çünkü o kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir."
"Cihadı terk etme!
Çünkü o benim ümmetimin ruhbanlığıdır."
"Fakirleri sev ve onlarla otur."
"Senden aşağıda olana bak, senden üstün olana bakma!
Böyle yapman, Allah'ın sana verdiği nimeti küçümsememen için daha uygundur."
"Akrabalarınla ilişkini sürdür, onlar seninle alakayı kesse bile!"
"Acı da olsa doğruyu söyle!"
"Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkma!"
"Nefsinde bildiğin kusurlar, seni insanlara karşı kusur bulmaktan alıkoysun."
"Kişiye şu üç özelliğin bulunması ayıp/kusur olarak ona yeter:
İnsanlarda görüp de kendinde bilmediği kusurları tanıması,
kendisi o haldeyken başkalarından utanması ve yanındakine eziyet etmesi."
"Ey Ebu Zer!
Tedbir gibi akıl, kendini haramdan tutmak gibi takva, güzel ahlak gibi asalet yoktur."
Aliyyülkârî, Mirkâtü’l-mefâtîh, 7/3053.
Bk. İbn Huzeyme, Sahih, 2/79 (No. 361);
Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 2/157 (No. 1651).
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“İnsanoğlunun ağzından çıkan her sözün kendisine faydası değil zararı vardır. Ancak iyiliği emretmesi, kötülükten sakındırması ve Allah Teâlâ’yı zikretmesinin kendisine faydası vardır.” (Tirmizî, Zühd 62)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır.
Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah'tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören)dir"
(Tirmizî, Kıyâmet 25.)
"Kim Allah'ın kalbini açmasını veya nurlandırmasını isterse; kendisini ilgilendirmeyen boş konuşmayı bıraksın, günahlardan sakınsın ve Allah ile kendi arasında gizli tuttuğu (sadece Allah'ın bildiği) güzel bir ameli bulunsun."
İmam Şâfiî
İbn Abbâs (ra) anlatıyor:
Bir gün Peygamber’in (sav) arkasında bulunuyordum. Bana şöyle söyledi:
“Delikanlı, sana birkaç cümle öğreteyim: Allah’ın emirlerini ve yasaklarını gözet ki, Allah da seni gözetsin. Evet, Allah’ı gözet ki, O’nu yanında bulasın. Bir isteğin varsa Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile ve bil ki bütün insanlar sana bir fayda sağlamak için çalışsalar, ancak Allah’ın senin için yazdığı şeyi sağlayabilirler.
Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalkışsalar, ancak Allah’ın yazmış olduğu zararı verebilirler. Kalemler kaldırılmış, yazgı tamamlanmıştır.”
(T2516 Tirmizî, Kıyâmet, 59)
Bize ağyar olana hak yar olsun
Göreyim dünyada berhüdar olsun
Bizim ardımızca taşlar atanın
Kollarına kuvvet eli var olsun
Bizi cehenneme layık görenin
Yeri cennet makamı gülzar olsun
Lâ Havle" Kalkanı
İbn Arabi, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" cümlesinin Arş'ın altındaki hazinelerden biri olduğunu ve 70 çeşit belayı defettiğini söyler.
Bu cümle, kulun kendi "frekansını" tamamen sıfırlayıp (fena) ilahi "frekansa" (beka) bağlanmasıdır. Bu bağ kurulduğunda, hiçbir mahlukatın frekansı o kişiye nüfuz edemez.
(Dilden ezber zikri degil kalp zikri, hal durumu ile yaşamakla)
Kaynak: Fusûsu'l-Hikem (Kelime-i Muhammediye bölümü bağlamında).
13 Ağustos Perşembeyi, 14 Ağustos Cumaya bağlayan gece REBİÜLEVVEL Ayı’nın ilk gecesi İnşallahü Teâlâ
MÜLK SURESİ( Başında ve sonunda Fatiha-i Şerife ile)
Resulullah(ﷺ) şöyle buyurmuştur:
"Sadaka verin; hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Muhakkak ki sadaka, gelen arazları, marazları/hastalıkları geri çevirir. Sadaka aynı zamanda ömrünüzün uzamasına, iyiliklerinizin katlanmasına vesile olur."
[Kenzu’l-ummal, No: 16113)]
İbnu’l-Kayyim رحمه الله şöyle demiştir:
_« Sabah ve akşam zikirleri bir zırh gibidir. Kalınlığı arttıkça kişi hiçbir şey hissetmez. Hatta bu zırhın gücü öyle bir dereceye ulaşabilir ki, atılan ok geri dönüp onu atana isabet eder. »_
Bir önceki ihya dersinde vakit yetmediği için bab’ın son kısmını okuyamamıştık, buraya bırakıyorum.
Sizi en çok etkileyen kısmı alıntılayarak paylaşın.
“Hayatta olsun, ölü olsun, insanlardan hiçbirini küçümsememelisin, yoksa helak olursun. Çünkü belki de o senden daha hayırıdır. Küçümsediğin o kimse eğer fâsık olsa bile belki de senin hayatın onunki gibi son bulabilir, onunki de salah üzere sona erebilir.
Dünya hallerine bakarak hiç kimseyi gözünde büyük görme, çünkü dünya Allah nezdinde değersizdir, dünyanın içindekiler de küçüktür. Gönlünde dünya ehlini ne kadar büyütürsen, dünyayı da büyütmüş olursun. Böyle yaptığın takdirde Allah’ın gözünden düşersin.
Dünya hayatlarından bir pay elde etmek için dininizi onlara feda etme! Yoksa onların gözlerinde küçük düştüğün gibi dünyaıklarından da mahrum kalırsın. Dünyalıklarından mahrum kalmasan bile edna/en alçak olanı en hayırlı olana tercih etmiş olursun.
Onlara karşı düşmanlığını izhar etme yoksa düşmanlıklarını üzerine çekmiş olursun. O zaman senin dinin ve dünyan onların yüzünden; onların dinleri de senin yüzünden elden gider. Ancak eğer dini konularda bir münker gördüğünüzde o vakit çirkin fiillerine düşmanlık edersin ve kendilerine de merhamet gözüyle bakarsın. Çünkü onlar, itaatsizlikleri nedeniyle Allah'ın gazabına maruz kalmışlardır. Dolayısıyla cehennem onlara yeter, oraya varacaklardır, öyleyse neden onlara bu kadar kin duyuyorsun?
Onların sana olan sevgilerine, yüzüne karşı övgülerine ve sana güler yüz göstermelerine güvenme/aldanma; zira eğer bunun hakikatini ararsan, yüzde bir tanesini bulursun, belki de bulamayabilirsin.
Durumunu onlara şikâyet etme yoksa Allah seni onlara havale eder. Açıkta olduğu gibi gizlide de senin olacaklarını umma çünkü bu sahte bir ümitten başka birşey değildir. Peki, bunu nasıl başarabilirsin?
Onların elinde olana tamah etmeyin, yoksa zilleti/aşağılanmayı hızlandırırsın ve amacına da ulaşamazsın.
Onlara muhtaç olmadığında kibire kapılıp onlara karşı büyüklük taslama. Yoksa Allah kibrinin cezası olarak seni onlara muhtaç eder.
Onlardan biri istediğin bir ihtiyacını giderirse, o kendisinden istifade edilen bir kardeştir. Eğer ihtiyacını gidermezse onu suçlama yoksa o, uzun süre acı çekeceğin bir düşman haline gelecektir.
Kendisinde herhangi bir kabul belirtisi görmediğin birine vaaz vermekle meşgul olma, zira böyle bir kimse vaazını dinlemediği gibi sana düşmanlık da eder. Vaazın, belirli bir kişiyi belirtmeden kısa ve genel olsun.
Onlarda ne kadar haysiyet ve iyilik görürsen gör, onları sana boyun eğdiren Allah'a şükret ve seni onlara havale eden Allah'a sığın.
Onlardan kötü bir söz duyarsan veya onlardan bir kötülük görürsen ya da başına bir kötülük gelirse, onların bütün işlerini Allah'a havale et ve şerrinden Allah'a sığın.
Nefsini, onlara karşılık vermekle meşgul etme. Yoksa zararın daha da artar ve bununla meşgul olduğun için ömrün zayi olur.
Onlara, “Siz benim konumumu bilmiyorsunuz” deme! Şuna inan ki, eğer sen buna müstehak olsaydın Allah senin konumunu/kadrini onların kalbine yerleştirirdi. Bu bakımdan kalplere sevdiren ve buğzettiren Allah’tır.
Onların içinde; hak (sözlerini) dinleyen, bat (sözlerine) sağır olan, haklarını konuşan ve batıllarına sessiz kalan ol!
Kadı Şüreyh der ki:
Başıma bir musibet geldiğinde, Allah'a dört defa hamd ederim:
1. Hamd ederim ki, o musibetten daha büyüğü başıma gelmedi.
2. Hamd ederim ki, o musibete karşı sabır göstermemi bana nasip etti.
3. Hamd ederim ki, o musibeti: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn / Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” diyerek karşılamamda beni muvaffak kıldı, ki bu sözü söylemekten dolayı sevap umarım.
4. Hamd ederim ki, o musibeti dinim hakkında kılmadı.
Dertli bir grup müslüman, Delail'ul Hayratın mobilden kolayca okunabilmesi için böyle bir uygulama geliştirmiş. Diğer uygulamalardan farkı daha kolay bir arayüzü olması bence. Yakın bir zamanda okunma usulüne dair eklentiler de olacakmış. Mevla Teala muvaffak eylesin. Bu güzel işi rtlerseniz sizin vesilenizle indirenlerden sebeplenirsiniz.
Sonrayı bilmiyoruz. Halbuki bir şeyin hayır mı şer mi olduğu hep sonradan anlaşılır.
Niyetin halis, kalbin temiz, işin düzgün olsun. Gerisini Allah’a bırak. O Bazen mahrum ederek muhafaza eder.
Bir yol derdinde geçip giderken dünyadan derdim bana derman imiş
Butun ömür bu yola azık içinmiş
Kaf dağına tutulmuş serçenin
Güvendiği kanadı değil medetiymis
Ey tâatimin fayda vermediği!
Ey isyânımın zarar vermediği!
Allah'ım! Sana fayda vermeyen (taâtlerim)i benden kabul eyle
Ve sana zarar vermeyen (masiyetim)den dolayı beni affeyle
Muhyiddin İbnü'l-Arabî hazretlerinin münâcâtı: