“Annem ve babam öldü, ben büyüdüm.
Kalabalıkların içinde yalnız kalmayı öğrendim.
Ağlamak isterken boğazımı düğüm düğüm edip avaz avaz susmayı öğrendim.
İçim yanarken "İyiyim!” demeyi öğrendim.
Ama iyi olmayı öğrenecek kadar büyüyemedim...”
seven insan uzatmaz, araya mesafe koymaz, tali yollara sapmaz. elini taşın altına koyar; emek verir, ihtimam gösterir. kalbinizi kırabilir ama toparlamasını da bilir, zorluklara göğüs gerebilir. şayet seviyorsa bütün bunları hiç yüksünmeden yapabilir; sevmiyorsa hiçbirini.
Utanmaktan utanmak. Bu ne demektir? Söylemek ya da yapmak üzere olduğun sözün/eylemin, seni utandırabilecek olmasının farkında olmaktır. Haysiyetli ve karakterli insanlar utanmayı bilirler. Utanmaktan utandıkları için de on kere düşünür bir kere harekete geçerler ya da geçmezler.
Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Bu benim bahtımı kara yazmışlar
Bilirim güldürmez devr-i alemde
Bir günümü yüz bin zare yazmışlar
Aşık Sümmani | Palandöken | #Erzurum
Bazılarımız, "Yalnız hüznü vardır kalbi olanın " vücut bulmuş hâli olsa da birinin bize
"Canını kederle tüketme!" demesi lazım.
Canınızı kederle tüketmeyin. Denizlere, dağlara, kırlara, renklere, kokulara gidin.
Gerçekten de insan bazen henüz yaşanmamış bir şeyin yükünü, yaşanmış gibi omuzlarında taşır. Oysa tevekkül; belirsizliğin içinde bile kalbi Allah’a emanet edebilmektir. Belki de bu yüzden en büyük huzur, her şeyi kontrol etmekte değil; her şeyin sahibine güvenmektedir.