Robert Darnton 18. yüzyıl Fransa uzmanı ve onu aslında bu konuda yazdığı kitabıyla tanıdık: Büyük Kedi Katliamı [1]. Darnton matbaanın, dağıtım ağlarının ve kitaba katkısı olan herkesin ve her şeyin tarihine dair (de) bir uzman, bunu Korsanlar ve Yayıncılar [2] gibi kitaplarında Fransa tarihi ile bağdaştırarak yapıyor ve tadından yenmiyor.
Darnton’un Türkçe son çevrilen kitabı* ise direkt kitaba odaklı: Kitaba Övgü [3]. Darnton kuruluşunda görev yaptığı Amerika Dijital Halk Kütüphanesi’nin (DPLA) izinde kitabın geleceğine dair yorumlar yapıyor, alt başlık şöyle zaten: “Kitabın Dünü, Bugünü ve Yarını”. Darnton temelde kitabın dijitalleşmesini tartışıyor, bunu da yakınında yer aldığı e-kitap edisyonları, Google Kitap Arama sistemlerinin buna etkileri bağlamında yapıyor. Kitaba Övgü, tüm bu dijitalleşme süreçlerinin katkılarını ve imkânlarını tek tek değerlendiriyor, net bir şekilde handikaplarını da ortaya koyuyor. Mesela dijital kopyası oluşturulan bir kitabın, erişilmesi çok güç bir edisyonunu dijitale aktarmadığımızda, o kitabın artık sonsuza kadar yok olmasına sebep olmayacak mıyız? Baskısı biten ve varisi bulunmayan milyonlarca kitabın (“öksüz kitap”) hakları dahil, dünyanın entelektüel birikimini tek şirkete, Google’a devrettiğimizde oluşacak sorunları aşmak içinse hiçbir planımız yok. Açık erişimle insanların bilgiye daha kolay erişimini sağlamaya çalışırken, erişim haklarının tek elde toplanmasıyla oluşacak sansür imkânının sonuçlarının telafisi meçhul.
Darnton, tüm bu yeniliklerin gelip konuşulduğu yerde, basılı kitaba övgüyü öncelemeye devam etmemiz gerektiğini savunuyor. Kitap e-kitaba yenilir mi, bahsi yeniden canlanır mı bilmem ama Darnton için, benim de katıldığım şekliyle bunun cevabı net: Hayır.
-
[1] çev. Mustafa Yılmazer, Koç Üniversitesi Y., 2015
[2] çev. Fırat Ender Koçyiğit, Antre Y., 2023
[3] çev. Kadir Yılmaz, Ketebe Y., 2026 [Kadir Yılmaz (@_KadirYilmaz_84), metni kılçıksız bir şekilde çevirmiş, hem yayıncılığa hem dile olan hâkimiyetinin kesişim noktasında bir kitap çevirisi olmuş, bu anlamda da büyük bir iş.]
* Türkçeye son çevrilen kitabı derken, bu ay bir kitabı daha çevrildi: Devrimci Mizaç: Fransız Devrimi’ne Giden Yolda Paris, 1748-1789, çev. Oğuzhan Şahin, Vakıfbank Kültür Y.
"Çocukken, ölümün bir son olduğunu bilmezdim ben. Ölüm, yaşamak kadar sıradan ve bahşedilmiş bir konuydu benim için. 'Nasıl olsa' ölen herkes iki yılda bir, bir pazar günü dünyaya gelecek; dönenler ile kalanların hasreti tüm ihtişamıyla o pazar günü giderilecekti. Babamın da bir pazar günü geleceğine o kadar inanmıştım ki."
@YapiKredi sizin kadar kötü bir banka görmedim. Gün içerisinde kendi hesabımdan kendi hesabıma attığım tutara bloke koydunuz. Sonra genel işlemi kaldırmak yerine tekil işlemi kaldırıp tekrar aynı hatayı yaptınız. Gün içerisinde dört saatimi yediniz ve sorun yeniden tekrarlandı. Hâlâ sorunu çözmediniz, acil durumu belirtmeme rağmen.
1962’de yapılan ilk baskının kapak ve cilt tasarımına sadık kalınarak hazırlanan Çile’nin hatıra baskısı, Necip Fazıl Kısakürek'in vefat yıl dönümünde okuyucuyla buluşuyor...
İnsan kendi hakkında yeterince düşünmeden başkalarını düşünecek gücü bulamaz. Bu zaruret nedeniyle ve yazdıklarım vesilesiyle benimsediğim dünya görüşünü temellendiriyor ve şairin ismiyle anılmanın getireceği gizli sevince muhatap olmayı umuyorum. Türk şiirine hayırlı olsun.
"Şimdi gerçeği söylemek gerekirse, aç kişinin politik görüşünü, açlığın nedenlerini incelemeden analiz etmek bir şantajdır."
Stig Dagerman, Alman Sonbaharı
Cins Mayıs sayısı çıktı!
“Yaşadığımız gibi ölmüyorsak, yaşadığımız hayat aslında bize ait olmadığındadır.”
Cins bu sayısında, umudu görenlerin yanında durmaya devam ediyor ☀️
Cins’i satın almak ya da abone olmak için @BirlikteOnline 👈🏻
📕 YENİ / Tufan Sonrası İlk Ahmakıslatan
Ali Oturaklı, Unamuno’nun Sis ile başlattığı Nivola geleneğini kozmik bir atmosferde yaşatıyor. Uzay boşluğunda uyanan ve geçmişin rüyasında kendini arayan bir adamın hikâyesi; dördüncü duvarı yıkarak “Sistem”in ruhsuz geleceğine karşı umudun, acının ve kurgusallığın sınırlarını zorluyor.
Anadolu’nun derin ruhunu, tarihin tozlu sayfalarını ve Türk insanının gerçeğini eşsiz bir sağduyuyla işleyen Kemal Tahir'i doğum gününde minnetle anıyoruz...
Kemal Tahir, ardında bıraktığı devasa mirasla, fikir dünyamızı aydınlatmaya devam ediyor...
"Sen yokken sağdım ve yokluğuna hiç alışamadım."
Nivola dizimiz kaldığı yerden devam ediyor. Ali Oturaklı kozmik bir boşlukta uyanan bir adamın geçmişini ve kimliğini hatırlama çabasını oldukça farklı, oldukça deneysel, kimseye benzemeyen bir şekilde anlatıyor.
Ya da kitabın arka kapağında Güray Süngü'nün de dediği gibi: “Ali Oturaklı, hatırlama eyleminin ruhunu yakalıyor ve yerellik kavramını yerçekimsiz bir ortama taşıyor.”
"Bugün dikkat dağınıklığı çoğu kez bireysel bir eksiklik gibi anlatılıyor. Oysa sorun, kişinin zayıflığıyla açıklanamayacak kadar derin ve yaygın."
Tolga Yıldız, Dikkat ya da İrade Krizi'nde son yılların en büyük problemi olan odaklanma sorununa ilginç bir yaklaşım getiriyor. Modern insanın dijital mecralar tarafından kuşatıldığını ancak asıl krizin başkalarıyla kurulan "ortak dikkat becerisi"nin zayıflamasından kaynaklandığını ileri sürüyor.