Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen torba yasadan Atatürk ilke ve devrimleri ifadesinin çıkarılması; hukuki bir “muğlaklık” tartışması değil, doğrudan Cumhuriyetle hesaplaşma girişimidir.
Bu girişimin, Hüda-Par’ın itirazları ve Nurcu çevrelerin yayın organı Yeni Asya’nın “Geri çekin” manşetiyle eşzamanlı biçimde gerçekleşmesi ise tesadüf değil.
Cumhuriyetin kurucu felsefesini hedefe koymak, özgürlük değil; açık bir karşı-devrimci hesaplaşmadır.
Hüda-Par’ın “ifade özgürlüğü” gerekçesiyle yaptığı açıklama, gerçekte Cumhuriyetle olan ideolojik husumetin açık bir itirafıdır.
AKP’nin “muğlaklık” bahanesiyle düzenlemeyi geri çekmesi ise, meselenin hukuki değil tamamen siyasi olduğunu göstermektedir. Muğlak olan Atatürk ilke ve devrimleri değil, iktidarın kendi yönelimleridir. Net olan şudur: Tarikatların, cemaatlerin ve gerici odakların rahatsız olduğu her yerde Cumhuriyet vardır. Ve bu çevreler, Cumhuriyetin adının dahi yasal metinlerde yer almasından açıkça rahatsızdır.
Bu ülkenin basını, “özgürlük” kisvesi altında Cumhuriyet düşmanlığını meşrulaştırma alanı değildir. Devletin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine açıkça karşı duran bir yayın çizgisi, demokratik çoğulculuk değil, anayasal düzene meydan okumadır.
Atatürk ilke ve devrimleri bu ülkenin pazarlık konusu değildir. Cumhuriyet, tarikatların onayına sunulamaz.
Laiklik, “geri çekin” manşetleriyle tasfiye edilemez.
#atatürk #cumhuriyet #Türkiye #laiklik
İş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı, kadınları ve Kürt kimliğini aşağılayan sözde “fıkra”, toplum vicdanında haklı bir öfke yaratmıştır. Kadınların onurunu, kimliğini ve yurttaşlık hakkını hedef alan bu tür ifadeler kabul edilemezdir. Mizah adı altında nefretin, ayrımcılığın ve cinsiyetçiliğin normalleştirilmesine asla izin verilemez.
Ancak altını özellikle çizmek gerek, bu tepki, ikiyüzlü bir siyasal dilin parçası haline de getirilemez. Bugün kadınların yaşam hakkını koruyamayan, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkan, nafaka hakkını tartışmaya açan, kadın cinayetleri karşısında etkili ve caydırıcı politikalar üretmeyen, kız çocuklarını tarikat ve cemaatlerin insafına terk eden bir iktidarın “hassasiyet” söylemi samimi değildir. Kadını aile içine hapseden, emeğini güvencesizleştiren, bedenine ve yaşamına müdahaleyi meşrulaştıran politikaların mimarı olan AKP, bugün kimden gelirse gelsin söze itiraz ederken kendi sicilini de görmek zorundadır.
Eğitim-İş olarak tutumumuz nettir. Kadını hedef alan, yurttaşları kimlikleri üzerinden aşağılayan her sözün ve her politikanın karşısındayız. Ne sermaye gücü ne siyasal iktidar, bu ilkesel duruşumuzu değiştiremez. Kadınların eşit, özgür ve güvenceli bir yaşam sürmediği; tüm yurttaşların eşit kabul edilmediği bir toplumda demokrasi de, adalet de olmaz.
Eğitim-İş olarak Doruk Madencilik işçilerinin haklarını gasp eden, verdiği sözleri tutmayan Yıldızlar Holding önündeki eyleme katıldık.
İktidarın garantörlüğünde, madencilerin alacaklarını 15 Mayıs’a kadar ödeme sözü veren Yıldızlar Holding sözünü tutmamış, maden emekçilerini bir kez daha mağdur etmiştir. İktidar ise sözünü tutmayan holdingi yeni ruhsatla ödüllendirmiş, madencilerin hak arama mücadelesini engellemeye devam etmiştir.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek, Ankara 3 No’lu Şube Başkanımız Mesut Baran ve Rize Şube Başkanımız Hamza Kutay’ın katıldığı eylemde, holding kalan ödemeleri yapacağını açıklamıştır.
Doruk Madencilik işçilerinin tüm hakları ödenene kadar omuz omuza durmaya devam edeceğiz.
Sermayenin ve iktidarın el ele vererek emekçinin alın terini, hakkını ve hak arama mücadelesini gasp etme girişimlerine bir yenisi daha eklenmiştir.
Bilindiği üzere, 17 gün boyunca onurlu bir direniş sergileyen Doruk Madencilik işçileri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik, İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarının da bulunduğu toplantıda holding yönetimiyle anlaşmaya varmış ve eylemlerini sonlandırmıştır. Bu toplantı sonucunda, işçilerin tüm alacaklarının en geç 15 Mayıs tarihine kadar hesaplara aktarılacağı taahhüt edilmiştir.
Gelinen noktada görüyoruz ki verilen sözler tutulmamıştır. Holding, devletin resmi kurumları huzurunda verdiği taahhütleri yerine getirmemiş; madencilerin maaşlarını ve sendikal tazminatlarını ödemeyerek emek gaspına devam etmiştir. Bunun üzerine, Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde maden emekçileri yeniden Ankara’ya gelme kararı almış, ancak lojistik ve güvenlik engelleriyle bu girişimleri engellenmeye çalışılmıştır.
Madencileri taşımak üzere ayarlanan otobüslerin emniyet ve idari birimlerin tehditleri gerekçesiyle tam üç kez iptal edilmesi yetmezmiş gibi, kendi imkanlarıyla yola çıkan madencilerin ve sendika heyetinin Ankara yolunda kurulan barikatlarla durdurulması, ülkemizdeki adalet terazisinin nasıl çalıştığını bir kez daha göstermiştir.
Yaşananlar, Türkiye’de iktidar ile büyük sermaye grupları arasındaki ilişkinin bir kez daha görünür hale gelmesidir. Patronlar verdikleri sözleri çiğneyip işçinin hakkını gasp ettiğinde sessiz kalanlar; emekçiler haklarını aramak için yola çıktığında tüm devlet imkânlarını seferber etmektedir. Ortadaki sorun, bir holdingiz taahhüdünü yerine getirmemesinin çok ötesindedir. Bu tablo; sermayeyi koruyan, emeği ise baskı altına çalışan anlayışın somut bir kanıtıdır.
Bir devletin asli görevi emekçinin hakkını gasp eden holdinglerin çıkarlarını korumak, hakkını arayan işçilere ise barikat kurmak değil; emekçinin alın terini güvence altına almak olmalıdır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/oY7VxQjwbi
Milli Eğitim Bakanlığı, imzaladığı türlü protokollerle laik ve bilimsel eğitimi hedef almaya, okullarımızı gerici yapıların hareket alanına açmaya devam ediyor.
MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü koordinesinde ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında, 7 Mayıs 2026 tarihinde Uluslararası Eğitim Derneği (ULUED) ile yeni bir protokole imza atılmıştır. Bu protokol eğitim sisteminin temel ilkelerine anayasa dışı müdahalenin yanında, öğretmenlerimize yönelik ağır ithamlar içermektedir.
İmzalanan protokol kapsamında öğretmenlerin derslerde kaynak olarak kullanması için ULUED tarafından hazırlanan “Muallimin Manevi Rehberi” adlı içerikler okullara gönderilmiştir. Derslerin manevi ve dini sembollerle ilişkilendirilerek anlatılmasını, manevi değerlerle donatılmış bireylerin yetiştirilmesini teşvik eden rehber; modern, laik, bilimsel eğitim sistemine ve öğretmenlerimize açıkça hakaret etmektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/D8EBmQ7v0m
Türkiye’nin aydınlık yüzü olan eğitim emekçileri, hiçbir dönem baskılara rağmen örgütlenme mücadelesinden vazgeçmedi.
1965’te Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile başlayan mücadele 12 Mart Muhtırası ile bitirilmek istense de aynı yıl kurulan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) ile 1970’li yıllar boyunca devam etmiştir.
TÖB-DER; 12 Eylül 1980 darbesi ile kapatılmış, yöneticileri ve birçok üyesi gözaltına alınmış, öğretmenlere dernek kurma yasağı getirilmiş, eğitim emekçileri örgütsüzlüğe mahkûm edilmiştir.
28 Mayıs 1990’da kurulan ilk Eğitim-İş; 12 Eylül faşizminin baskı, yalıtma ve örgütsüzleştirme politikalarını delerek kurulan ilk kamu çalışanı sendikası olmuştur. Eğitim-İş yalnızca eğitim iş kolunda değil, kamu kesiminin tüm işkollarında sendikal hakları, örgütlü mücadeleyle kazanmanın yolunu açmıştır.
12 Eylül faşizminin karanlığını örgütlü mücadeleleriyle aydınlatarak bizlere bu yolu açan kurucuları saygıyla selamlıyoruz.
Bayramlar; bir araya gelmenin, dayanışmanın ve ortak umutları büyütmenin en güzel vesilesidir.
Eğitim-İş olarak demokrasinin ve halk iradesinin kayıtsız şartsız egemen olduğu, emeğin değer gördüğü, laik ve bilimsel eğitimle aydınlanan bir Türkiye dileğiyle tüm halkımızın Kurban Bayramı’nı kutluyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez binasının kolluk kuvvetleri eliyle fiilen kuşatılması ve işgal edilmesi, sivil bir darbe girişimidir.
Bir siyasi partinin genel merkezine, Ankara Emniyeti’ne yazı yazılarak; polis marifetiyle, biber gazı ve plastik mermilerle girilmeye çalışılması, halkın iradesine, örgütlenme özgürlüğüne ve anayasal düzene karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu, kolluk gücünün siyaset üzerinde tahakküm kurmaya zorlandığı, demokrasinin en asgari sınırlarının dahi yok sayıldığı karanlık bir eşiktir.
Siyasi partiler; talimatla basılacak, zorla hizaya sokulacak, polis zoruyla teslim alınacak yapılar değildir. Siyasi partiler, halkın iradesinin vücut bulduğu anayasal kurumlardır. Bugün bir parti binasına yönelen bu şiddet, doğrudan doğruya seçme ve seçilme hakkına, yani halkın egemenliğine yönelmiştir.
Bu görüntüler; hukuk devleti iddiasının iflas ettiğini, siyasal iktidarın meşruiyetini artık sandıkta değil, kolluk gücüyle ayakta tutmaya çalıştığını göstermektedir. Siyaseti polis gölgesinde dizayn etmeye çalışmak; ülkeyi hızla seçimsiz, denetimsiz, keyfi bir rejime sürükler.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/adAEiTY9Bi
Eğitimiş Rize Şubesi İl Milli Eğitim'de *1044 Üye Sayısıyla* ikinci büyük sendika olmuştur. Birkaç yıl öncesine kadar hayali bile zor olan bu sonucu hep beraber ördük.
İlimizde ve ilçelerimizde örgütlü mücadelemizi büyüterek emeğini, umudunu ve cesaretini örgütümüze katan tüm *yol arkadaşlarımızı* tebrik ediyoruz.
Bu başarı bir tesadüf değil; alın terinin, sabrın ve inancın eseridir. Bizler yalnızca sayıları değil, mücadeleyi büyüttük.
Biz gücümüzü sessizlikten değil, *alanlardan* aldık. Hak aramayı erteleyenlere karşı sesimizi yükselttik; *boyun eğmedik, el açmadık, ders verdik.*
Sınıf bilinciyle emeğimizi savunduk, yurttaş bilinciyle *Cumhuriyet’e* sahip çıktık. Her bir üyemizin derdini kendi derdimiz bildik; *mesleğimizin onuru* ve *insanca yaşam* için geri adım atmadık. Hukukun askıya alındığı yerde adaleti, karanlığın dayatıldığı yerde hep birlikte aydınlığı savunduk.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceği için sorumluluk aldık; eğitimde gerici kuşatmaya karşı dimdik durduk. *Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk* ’ün devrimlerine sahip çıkmayı görev bildik. Laik, çağdaş, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatmak için irademizi birleştirdik.
Birlikte güçlüyüz; haklıyız; kazanacağız. Alanlarda sesi, umudu ve cesareti büyüten herkese selam olsun...
*Yaşasın Eğitim-İş!*
*Yaşasın örgütlü mücadelemiz!*
Rize Eğitim-İş Yönetim Kurulu
Eğitim-İş olarak, Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak, ilke ve devrimlerini gelecek nesillere aktarmak, 19 Mayıs’ın bağımsızlık ruhunu gençliğin kalemiyle yeniden büyütmek amacıyla yıllardır 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında düzenleyerek geleneksel hale getirdiğimiz lise düzeyinde “Gençlerden Atatürk’e Mektup” yarışmamızı, MEB’in engelleme çabalarına rağmen gerçekleştirdik.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yakmasının 107. yıl dönümü nedeniyle düzenlediğimiz yarışmamıza katılan öğrencilerimiz; Başöğretmenimize olan sevgi, özlem ve minnet duygularını satırlarına taşıyarak bizleri bir kez daha gururlandırmış, Cumhuriyetimizin yılmaz bekçileri olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır.
Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek, Cumhuriyet Vakfı Genel Sekreteri Işık Kansu ile Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı’dan oluşan seçme-değerlendirme komisyonumuz genel merkezimizde bir araya gelerek 62 katılımcıdan gelen mektupları incelediler.
Eserler değerlendirilirken; yazım biçimi, duygu, kompozisyonun özgünlüğü gibi unsurlar göz önünde bulundurularak kazananlar belirlendi:
1. Yağmur Özdoğan – Osmaniye
2. Buket Doğan – Muğla
3. Sema Doğan – Bursa
4. Lara Öztaş – Edirne
5. Ecrin Çan – Manisa
Mansiyon Ödülleri:
- Deniz Güven Gündoğdu – Muğla
- Selen Irmak Çoban – Antalya- Kaan Çabuk – Tekirdağ
- Fikriye Uykur – Muğla
Türkiye genelinde 1. olan eser sahibi öğrencimize tam altın, ikinciye yarım altın, üçüncüye çeyrek altın, dördüncü ve beşinci öğrencimize ise gram altın armağan edilecektir.
Yarışmamıza katılım gösteren; Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyetimizi emanet ettiği, aydınlık yarınlarımızın teminatı olan gençlerimize teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Danıştay, proje okullarda görev süresinin uzatılması konusundaki belirsizlik garabetine dur dedi.
Sendikamızca açılan davada, Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir." düzenlemesinin, eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılarak yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir.
Kararda;
Görev süresini uzatma işlemi, niteliği gereği, öğretmenin ilgili eğitim kurumundaki dört yıllık ilk görev süresi boyunca sergilediği mesleki performansın, akademik başarıya katkısının ve hizmetin devamındaki yararlılığının somut verilerle değerlendirilmesini zorunlu kılan, ilk atama sürecinden mahiyet itibarıyla farklı bir idari tasarruftur. Hizmetin gereği ve liyakat ilkesinin bir sonucu olarak; görev süresi uzatılacak öğretmenlerin belirlenmesinde esas alınacak ölçütlerin, görevdeki başarıyı ölçen nesnel, somut ve yargısal denetime elverişli bir içerikte olması gereklidir. Dava konusu düzenlemede, uzatma kararına dayanak teşkil edecek hiçbir nesnel değerlendirme ölçütüne veya başarı kriterine yer verilmemesi, idarenin takdir yetkisini hangi somut temellere dayalı olarak kullandığının saptanmasını güçleştirerek, işlemin sebep unsuru yönünden yargısal denetimini zayıflatmakta olup; bu durumun hukuk devleti ilkesini zedelediği anlaşılmaktadır.
gerekçesine yer verilmiştir.
Eğitim İş olarak, uzun yıllardır mücadelesini sürdürdüğümüz, kariyer ve liyakatı yok sayan, hiçbir kritere yer verilmeksizin, “takdir yetkimiz var atarız” anlayışıyla yapılan proje okullarda görev süresinin uzatılmasına ilişkin yönetmelik düzenlemesinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Kararı görmek için tıklayınız:
https://t.co/pZWhxr9CjZ
Eğitim-İş, Eğitim Sen ve Hürriyetçi Eğitim Sen olarak sendikal hak ve özgürlüklerimize yönelik artan baskılara karşı aldığımız ortak mücadele kararı doğrultusunda bir araya gelerek ortak açıklama gerçekleştirdik.
Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan ortak açıklamaya Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek katıldı.
Eğitim emekçilerinin insanca yaşam, güvenceli çalışma ve sendikal örgütlenme özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Açıklamayı okumak için tıklayınız:
https://t.co/MaH77bAv4v
Genel Başkanımız Kadem Özbay, “Sendikal Haklar Engellenemez! Ortak Karar, Ortak Mücadele” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz ortak açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından engellenmeye çalışılan sendikal haklarımızı ve Gelişim Raporu uygulamasını değerlendirdi.
@kademozbay_
MEB'E LİYAKAT DERSİ
Eğitim-İş olarak, eğitimde uzun yıllardır liyakati yok sayan, hiçbir nesnel kriter gözetmeksizin 'ben yaptım oldu' anlayışıyla hareket eden zihniyete karşı sürdürdüğümüz mücadelede bugün çok önemli bir hukuki kazanıma daha imza attık.
Ancak yanlıştan dönülmesi yetmez, hukuka aykırı bu süreçte yaratılan tahribatın ve mağduriyetlerin derhal telafi edilmesi gerekmektedir.
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, proje okullarına karşı kazandığımız davayı ve bundan sonraki süreçle ilgili taleplerimizİ kamuoyuyla paylaşıyor.
@yeliznaz1978
Bugün kamuda aktif 17 memur konfederasyonu arasında, "Atatürk ve Cumhuriyet'in Temel Değerleri Mücadelesine", tüzüğünde yer veren tek bir Konfederasyon var…
Emek, Cumhuriyet ve Tam Bağımsız Türkiye için kararlılıkla mücadele eden...
Sinmeyen, geri çekilmeyen, vazgeçmeyen...
Bağımsızlık meşalesinin yakıldığı o ilk günün kararlılığıyla; 19 Mayıs, Atatürk'ü anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Kamu-İş Konfederasyonu
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Samsun’a çıkarak bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yakmasının 107. yıl dönümünü saygıyla selamlıyoruz.
19 Mayıs 1919‘da Atatürk öncülüğünde atılan bu ilk adım; bir ulusun Kurtuluş Savaşı’nı başlatmış, emperyalizme ve sarayların saltanatına karşı, aklın ve bilimin ışığında yükselen Cumhuriyetimizin temellerini atmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, “doğum günüm” diyerek kutladığı bu tarihi; en büyük eseri olan Cumhuriyeti koruyacak ve yaşatacak yegâne güç olarak gördüğü gençliğe armağan etmiştir.
Bugün, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, emperyalistlerin oyuncağı haline gelmiş ve çağın gerisinde kalmış bir imparatorluktan; bağımsız, çağdaş bir ülke yaratmasını hala hazmedemeyenlerin olduğu açıktır. Cumhuriyet’in temel ilkeleri hedef alınmakta, devrim yasaları çiğnenmekte, laik ve bilimsel eğitim terk edilmektedir.
Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” sözleriyle en büyük eserini emanet ettiği, geleceğimiz olan gençlerimiz eğitimden çalışma yaşamına, hayatın her alanında birçok sorunla karşı karşıya bırakılmaktadır. Eğitimin hızla gerici ve piyasacı kuşatma altına alınmasıyla milyonlarca gencimiz eğitimden kopmuş, güvencesiz çalışma koşullarıyla emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/VO5rrEPQ6T
#19mayıs #19mayısatatürküanmagençlikvesporbayramı #Atatürk #Cumhuriyet #Türkiye
Eğitim-İş olarak laik ve bilimsel eğitim mücadelemizi yurdun dört bir yanına taşımaya devam ediyoruz.
Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin Ordu, Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Iğdır, Ağrı, Bitlis, Muş ve Elâzığ illerini kapsayan geniş çaplı örgütlenme çalışmalarını ve saha ziyaretlerini gerçekleştirdi.
Ziyaretlerimiz kapsamında okullarda ve eğitim kurumlarında eğitim emekçileriyle bir araya gelerek sorunlarını, taleplerini ve önerilerini dinledik.
Bizleri okullarda ve eğitim kurumlarında ağırlayan ve dayanışmamızı büyüten eğitim emekçilerine teşekkür ediyoruz.
Eğitim-İş olarak, resmi verilerden yola çıkarak Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe, armağanı olan 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nda, gençlerimizin durumunu ortaya koymak amacıyla hazırladığımız “İşsizlik, Yoksulluk, Güvencesizlik Kıskacında Gençler” raporunda öne çıkanlar:
-15-24 arası beş gençten biri, 15-29 yaş arası dört gençten biri ev gencidir.
• Gençlerin (18-29 yaş arası) %29,6’sı yani dört gençten biri yaptığı iş sonucu elde ettiği kazançtan, 18-24 yaş arası gençlerin %7,5’i, 18-29 yaş arası gençlerin ise %8,9’u çalıştığı işten memnun olmadığını söylemektedir.
• 15-34 yaş arası 2 milyon 449 bin genç “becerilerinin, işin gerektirdiği niteliklerden daha yüksek” olduğu bir işte çalışmaktadır. Bu gençlerin 654 bini üniversite mezunudur.
• Dünya mutluluk raporunda Türkiye’de gençlerin özellikle ekonomik güvensizlik, yalnızlık, sosyal destek eksikliği ve gelecek kaygısıyla yaşadığı belirtilmektedir.
Türkiye’de siyasi iktidar politikaları ile gençlere liyakatle iş sahibi olmanın yolları kapanmış, sermayedarın taleplerini yerine getirmeleri, işi eleştirmenin bir lüks olduğu her fırsatta dile getirilmiş, mobbingin önü açılmış, gençlerden adeta bir işsizler ordusu yaratılmıştır.
Raporu İncelemek İçin Tıklayınız:
https://t.co/HLAbU3edoy