Adnan sen bence hakemliği bırak git kendine şerefli bir meslek yap. VAR'da ki Bülent de Trabzon da ki köyüne dönüp çay toplasın. En azından kendinize ailenize sövdürmezsiniz. @TFF_Org ve @MHK_Resmi şerefiniz varsa toplu istifa edersiniz.
@Besiktas@OrkunKokcu bu maç hiç iyi oynamadın ne oyun kurabildin ne de arkadaşların oyun kurdu. Kaptanlık yapacaksan doğru düzgün yap. Sahada Rıdvan kaç defa boşa koştu top atmıyorsun. Millet gün geçtikçe üstüne koyar siz alta iniyorsunuz. Ne işsiniz birader?
@Besiktas Cerny GİTMELİ!
Ndidi GİTMELİ!
Agbadou YEDEK KALMALI!
Trossard YEDEK KALMALI!
BİZE MÜCADELE EDEN BİR ORTA SAHA QUARESMA AYARINDA VLAHOVİC BESLEYECEK SAĞ KANAT ALMAN ŞART!
@SerdalAdali_x
@gulistankilick O dört çocuğun ahına siz ve MİT'çi hain önderliğinizle birlikte ortaksınız. Eğer biraz şeref, namus ve vicdan varsa sizde yüzünüzü Kürdistan'a dönüp Kürdistan halkı için çalışırsınız. Ulusal bilincinize dönüp Kürtlerin egemenlik haklarını gözetirsiniz.
Kobani kuşatma altındayken, elektrik yokken, su yokken, ilaç yokken, yollar kapalıyken ve kar altında bırakılmış bir şehirde dört çocuk soğuktan öldüyse, bunun adı suçtur, bunun adı göz göre göre ölümdür.
Bugün Kobani’de çocuklar donarak ölüyorsa, bu yalnızca silahı sıkanların değil;
susmayı seçenlerin, görmezden gelenlerin, “denge”, “süreç”, “zamanı değil” diyenlerin de sorumluluğudur.
Açık söylüyorum:
Barış sürecinin tüm aktörleri bu katliamın ortağıdır.
Masalarda barıştan söz edip sahada kuşatmaya göz yumanlar,
“istikrar” adına ablukanın sürmesine sessiz kalanlar,
insani koridor açmayanlar,
bir tek ambulansın, bir tek ilacın geçmesine izin vermeyenler…
Hepiniz bu çocukların ölümünde pay sahibisiniz.
Bu çocuklar silah taşıyamazdı.
Bu çocuklar tehdit değildi.
Bu çocuklar sadece üşüdü.
Ve siz izlediniz.
Bu acı istatistik değildir.
Bu acı diplomatik bir başlık değildir.
Bu acı, Kürt halkının kalbine bir kez daha bilerek saplanan bir yaradır.
Ve bilinmeli:
Bu sessizlik unutulmayacak.
Bu kuşatma yazılacak.
Bu ölümler sorulacak.
Çünkü çocukların donarak öldüğü bir yerde,
kim barıştan söz ediyorsa,
önce bu ölümlerin hesabını vermek zorundadır.
İMRALI’DAN İNCİLER - 4
Öncelikle, Öcalan’ın Ankara’daki öğrencilik döneminde (1970’ler başı) MİT’le bağlantılı olduğu iddiaları yıllardır dillendirilir. Bildiri dağıtırken yakalanmış, ama aleyhteki tanıklara rağmen serbest bırakılmış; hatta MİT’in “bizim adamımızdır, dokunmayın” notu gönderdiği, 12 Mart dönemi savcılarının bile bunu doğruladığı söylenir. Uğur Mumcu gibi araştırmacılar bu bağlantıyı ortaya çıkarmaya çalışırken katledilmiştir.
Öcalan’ın kayınbiraderi ve PKK içindeki bazı unsurların MİT ajanı olduğu, kontrgerilla ile çalıştığı belgelerle iddia edilmiştir. Bu, PKK’nın kuruluşundan itibaren devletin kontrolünde bir “kontrollü ayrılıkçı” yapı olarak tasarlandığını gösterir: Kürdleri radikalleştirip devlete karşı kışkırtmak, sonra da bastırarak “terörle mücadele” adı altında Kürd kimliğini ezmek ve Türk ulus-devletini pekiştirmek.
Yakalanma süreci (1998-1999) tam bir tiyatrodur. Suriye’den çıkarıldıktan sonra Mossad, CIA, Yunan istihbaratı üzerinden dolaştırılması, Kenya’da “paketlenip” getirilmesi, aslında Türk devletiyle uluslararası istihbarat ağının koordineli operasyonu değil, Apo’nun kendi rızasıyla teslimiyetidir. Yunan konsolosluğunda korunurken bile Türk MİT’inin haberi vardı; uçakla getirilişi sırasında “Türkmenistan uçağı” gibi gösterilmesi, devletin onu korumak için yaptığı bir maskeleme. İmralı’ya yerleştirildikten sonra 15+ yıl boyunca “çözüm süreci” adı altında devletle müzakere etmesi, mektuplar yazması, PKK’ya talimat vermesi, Bahçeli’nin bile “Meclis’te konuşturulması” teklifleri, hepsi bu işbirliğinin devamıdır. Öcalan, “demokratik çözüm” diye diye Kürd hareketini pasifize etmiş, silahsızlandırmaya yöneltmiş, devletin elini güçlendirmiştir.
Apo, ne Kürd halkının özgürlük savaşçısı ne de bağımsız bir devrimcidir; TC’nin en büyük ajanıdır. PKK üzerinden Kürdleri birbirine kırdırmış, binlerce genci ölüme göndermiş, sivilleri katletmiş, öğretmenleri infaz ettirmiş, ama kendisi İmralı’da konforlu koşullarda yaşamaya devam etmiştir. “Kürdsüz Türk, Türksüz Kürd olmaz” teziyle Türk-Kürd kardeşliğini savunduğu iddia edilirken, aslında Kürdleri eritme politikasının en büyük uygulayıcısı olmuştur. Bu işbirliği sayesinde devlet, “terörle mücadele” diye milyarlarca dolar harcamış, orduyu beslemiş, milliyetçiliği körüklemiş; Apo da “lider” pozisyonunu korumuştur.
Mesud Barzani:
“Ben hiçbir zaman savaşa inanmadım, savaşı da hiç sevmedim.
Ancak iş Kürtlere yönelik bir saldırı boyutuna varırsa, işte o zaman her şeye hazırız.”
Baya rahatsız oldular Malik Ejder!
Hakikat şudur ki:
Şâdî'nin ailesi Şeddadî Kürt Hanedan'ı soyundandı, Kürtler'di. Şêrkoh vefat edince Fatimî halifeliğininde vezirlik makamı için içlerinde Selâhaddin'in de olduğu birkaç bağımsız Kürt aday ve 1 Türkmen aday (Aynuldevle Yaruqî). Şêrkoh ve Selahaddin'in özel imamı ve baş danışmanı Hekarî Kürdü Feqî İsa Hekarî, Kürt beylerini Selâhaddin lehine ikna etti. En son Türkmen el-Yaruqî'ye ve Hekarî Kürdü Qutbeddin Xüsrev'e gitii. Qutbeddin'e
"hem sen hem Selâhaddin Kürtsünüz. Bu konuda anlaşmazlığa düşüp gücün Türklere geçmesine izin vermeyin. Her şeyden önce Selâhaddin de senin gibi Kürt idi. Onu destekle" dedi, öyle de oldu ve Selâhaddin vezir seçildi. Türkmenlerin başı el-Yaruqî "ben Selâhaddin'e itaat etmem" dedi ve Türkmenler ile birlikte Halep'e döndü (Selâhaddin'e kim itaat etmem dediyse sonra itaat etti orası ayrı).
Mısır'da bir grup Kürt ve gulam - Esadîler - kaldı.
Daha sonra hem Zengîler hem çeşitli Türkmen atabegleri Selâhaddin'e itaat etmedi. Selâhaddin Haçlılar ile savaşırken ona savaş açtılar. Gayr-i Müslimler'den Eyyubîlere karşı yardım talep ettiler - özellikle Ahlatşahlar - hatta Selçuklu 1 defa 20bin asker yolladı ama Selâhaddin brazîsi Takiyeddin Ömer bin kişi ile onları süpürünce bir daha yeltenmediler.
Eyyupoğullarında da bir adet vardı Türkmen atabeglerine saldırıp dururdu - özellikle Silvan Eyyubileri -.
Sonra Selâhaddin Eyyubî İslâm dünyasını Haçlı saldırılarından korudu Kudüs'ü bize kazandırttı.
Şimdi ben sana diyorum "ben Selahaddin-i Eyyubî torunuyum, incitme yazıktır atamı". Her müslüman kavimin sahip olduğu millî haklarımdan beni mahrum etme! beni İslâmı kullanarak oyalama!
---
Kaynak istersen özellikle vezirlik meselesi için
*Ebu Şame al-Makdisî , "Kitāb al-rawḍatayn fī akhbār al-dawlatayn al-Nūriyya wa-l-Ṣalāḥiyya"
*Zehebî et-Türkmânî el-Fârikī ,Târîḫu’l-İslâm ve vefeyâtü’l-(ṭabaḳātü’l-)meşâhîr ve’l-aʿlâm
"Îbn Xelilkan, " Wafayāt al-Aʿyān wa-Anbāʾ Abnāʾ az-Zamān"
@Besiktas@SerdalAdali_x efendi de tasını tarağını berbat yönetimiyle defolup gitmeli! Solskjaer günah keçisi bellenip önümüze diyet diye kabul etmiyoruz! Lan bir başkan koskoca kulübe 8 aydır adam akıllı bir kanat oyuncusu nasıl olur getiremez? Kısacası defolun Serdal efendi ve ekibi.
Unutma ki bu aşağılık dünyadasın;
Kötülüğü baştacı edip, iyiliği çılgınlık sayan bu dünyada.
Şunu iyi bil ki; şeytan da kutsal kitaplardan örnekler verebilir.
Ve cehennem boş, şeytanların hepsi burada…
William Shakespeare / Kaybettiğin Yerde Bekleme
"Bence elde edemediklerimizle ilgili bütün huzursuzluğumuz, sahip olduklarımız için şükretme huyumuzun olmamasından kaynaklanıyor."
Daniel Defoe - Robinson Crusoe, Sf. 142,
Meğerse bu süreçte yaşamış olduklarım, okuduğum kitapta ki bir karekterin başından geçmiş. Sadece "zaman, mekân ve yöntem" farklılığı var. Ben kendi hayatımın Robinson Crusoe'yum... Sonunu merak ile bekliyorum.