The situation described above is a pathetic state of affairs for the USA—unless, of course, you are pursuing small, dirty agendas and telling lies. In either case, you should be ashamed.
If we, the stateless Kurds, are able to seize the weapons of the world’s superpower, the USA, this is a disgrace for the United States. Since this occurred during your term, you are the source of this shame on behalf of the US.
@realDonaldTrump
Söz etmenin bir anlamı kalmaz. Bundan daha beteri ise bir taraftan ihanetten söz edip diğer taraftan ihanetle suçladıklarınla (sebep ne olursa olsun) ortak hareket etme zemini oluşturmaya çalışmaktır. İşte bu, ihanete suç ortağı olmaktır.
Yazılanlara katılmakla beraber küçük bir ekleme yapmak istiyorum.
İhanete karşı gerekli tavır alınmadığında, ihanet zamanla meşrulaşır ve adı siyaset, konjüktür vb. olur. Aynı zamanda ihanete karşı tavır al(a)mayanlar da aynı gerekçelere sığınırlar ve karşı tarafın ihanetinden
İhanet Retoriği mi? Kurucu Özne mi?
Güney Kürdistan siyasetinde on yıllardır süregelen bir"ihanet"tartışması var. KDP cenahı ne zaman bir sıkışmışlık yaşasa,bir mevzi kaybedilse, hemen YNK’nin"tarihsel ihanetleri"(Kerkük süreci, valilik meseleleri vb.)gündeme getiriliyor.Evet,YNK’nin pratiğinde ezilen bir ulusun kurtuluş mücadelesiyle bağdaşmayan pek çok kırılma noktası olduğu bir gerçektir. Ancak burada asıl sormamız gereken soru şudur:Neden bu "ihanetler"toplumda bir infiale yol açmıyor ve neden KDP’nin bu söylemi artık kimseye güven vermiyor?
Meseleyi doğru okumak için tarihin tozlu sayfalarına,pek az kişinin hatırlamak istediği o döneme bakmak gerekir.
Bafıl Talabani’nin yürüttüğü siyasetin kodları,babası Celal Talabani’nin 1966 yılında KDP’den ayrılarak yayınladığı o meşhur bildiride gizlidir. Talabani o dönemde, “Saddam’ın demir yumruklarını selamlarım” diyerek yönünü Bağdat’ın üniter ve baskıcı yapısına çevirmiş,Kürt meselesini merkezi hükümet altında kültürel bir hak arayışına indirgeyen bir azınlık siyasetini seçmiştir.Dolayısıyla YNK, aslında kurulduğu günden beri bu çizgide tutarlıdır;onlar için Bağdat ile kurulan kirli pazarlıklar bir"ihanet"değil, seçtikleri siyasal akımın doğal bir sonucudur.
Asıl trajedi ise KDP’nin düştüğü durumdur.Bizim tarihimizde lider ile kadrosu arasında sarsılmaz bir"ulusal güven"köprüsü vardı.Rahmetli Mela Mustafa Barzani’nin kadrolarını nasıl tanıdığını hatırlayalım:İran’da Mamesahi Kalesi’nin düştüğü haberi geldiğinde,Mela Mustafa Barzani; röportaj verdiği gazeteciye Mamesahi Kalesi’nin düştüğünü söyleyip; arkadan söylediği şu sözler gazeteciyi şoke etmiştir:“Xelil Xoşevi ya şehit düşmüştür ya da çok ağır yaralıdır,yoksa o kale düşmez”demişti.Nitekim Xoşevi’nin vücudunda 11 kurşunla şehit düştüğü haberi geldiğinde,bu sözün bir liderin kadrosuna duyduğu güvenden öte,o kadronun ulusal davayı nasıl içselleştirdiğinin kanıtı olduğu görüldü.O kadrolar biliyordu ki;lider ulusal çizgiden sapmaz,o halde o cephe ölmeden veya ağır yaralanmadan teslim edilmez. Bu direniş şahsi değil, ulusal bir iradenin tecellisiydi.
Peki ya bugün? Son 30 yılda Mesud Barzani ve KDP yönetimi, Mela Mustafa’nın dört parçada kabul gören o "Ulusal Lider" vizyonundan hızla uzaklaştı. Bir yanda "bağımsızlık" retoriği, diğer yanda Bağdat karşısında maaş ve bütçe kuyruğuna giren, pragmatist ve çoğu zaman teslimiyetçi bir pratik... Bir lider ordusunu, parasını, topraklarını kaybedebilir; ancak ulusuyla arasındaki o "kutsal güveni" kırmayı göze alamaz. KDP, kendi yönetimsel hatalarını ve stratejik körlüğünü YNK’nin "zaten malum olan" azınlık siyasetine saldırarak örtmeye çalışıyor.
Bu durum, Frantz Fanon’un o meşhur uyarısını hatırlatıyor: “Eğer milliyetçilik, bir toplumsal bilinç programıyla aydınlatılmamışsa, ulusal bir kurtuluş değil, sadece yerel bir elitin iktidarı olur.” (Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri). KDP, halkı bir özne olarak kurgulamak yerine kendisini o milletin tek hakiki vasisi olarak konumlandırıyor. Ancak Antonio Gramsci’nin belirttiği gibi; “Eski dünya ölüyor, yeni dünya ise doğmak için mücadele ediyor; bu alacakaranlıkta ise canavarlar ortaya çıkıyor.” (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri). Kürt siyasetindeki bu alacakaranlık, halkın gerçek bir siyasal irade haline gelemeyişinden besleniyor.
Bizim tarihimizde kale düşse bile o bir şereftir; çünkü Xelil Xoşevi gibi iradeyi teslim etmeyerek düşmüştür. O düşüş bir mağlubiyet değil, bir destandır. Ancak bugünkü siyasal iklimde kalelerin düşme nedeni dış güçlerin ezici üstünlüğü değil, içerideki bu vizyonsuzluk ve milletin özne olmaktan çıkarılmasıdır. KDP, "ihanet" diyerek sorumluluktan kaçmak yerine, neden artık o eski sarsılmaz "ulusal güvenin" kalmadığını sorgulamalıdır.Eğer Kürt milleti tekrar gerçek bir özne haline getirilmezse;biz direnişlerle düşen kalelerimizi değil,masada yalpalamalarla kaybedilenleri konuşmaya devam ederiz.Liderlik, sadece geçmişin mirasını tüketmek değil, o mirası koruyacak toplumsal iradeyi bugün yeniden inşa etmektir.
@serbesttsindi Kurdistan'ın en büyük parçasını işgal eden devletin 'güvenilirliğini' sorgulamak nasıl bir akıl tutulmasıdır? Yazdıklarını yapmamış olsa güvenilir mi olacaktı?
A Kurdish fighter who was liberated today from HTS terrorists: "We do not accept this integration and we reject it. They beat us with sticks and insult us, and we will not accept this. The rest of the prisoners must be released. There are 30 female detainees who have been subjected to insults and beatings, and these people have no connection to Islam."
'Ölüye saygı' kadar bağlamından koparılan çok az cümle vadır. Düşmanını öldürürsün ama ölüsüne işkence etmezsin, bu ölüye saygıdır. Ama birini, öldükten sonra, yaşarken yaptıklarıyla değerlendirmeyi saygısızlık olarak görmek saygı değil, duygusal ve/veya düşünsel yakınlıktır.
Yalçın Küçük, hiçbir şeyden çekilmeyi bilmeyen o adam, bir süredir köşesine çekilmişti, dün vefat etmiş. Toprağı bol olsun.
* Yalçın Küçük hakkında yazılacak çok şey var. Birisi ölür ölmez insanların Münker ve Nekir gibi hemen defterini açmalarına alışamadım. Ölüme saygıdan olmalı. “Zamanı değil”le büyümüş kuşağa mensup biri olarak elbette bir gün, “zamanı gelince” yazılır.
Biri çocuğunuza tecavüz ederse, o öldükten sonra ölüye saygısızlık olmasın diye ondan söz ederken tecavüzcü demekten kaçınmazsınız. Zaten bu aptalca bir durum olur. Bu yüzden ben, Kurdistan düşmanlarının ardından 'ölüye saygı' diyen Kurdlerin bu sözü kendi gerçeklerini örtmek
Kobanî ket. Hem jî bi destên apocîyan. Encama berdêla bi hezaran canê Kurdan ew e ku ji dêvla ala Esed ala HTŞ/DAÎŞ li Kobanî bilind bibe. Kobanî îro jî xemgîn e. Lê ne ji ber dagirkeran, ji ber apocîyan.
📌Apoculuk budur işte: Kürdistan'ın her karış toprağında işgalci devletlerin bayrağını dalgalatmak!
Apo'nun paradigması dalgalanıyor Kobani'de işte tüm haşmetiyle.
Rojava Önder Apo'nun kırmızı çizgisidir diyen tüm hamam böcekleri ellerinizi kaldırın!
Geveze çakal çukal takımı alın bu bayrakla ayıplarınızı utançlarınızı örtün diyemiyorum çünkü yüz deriniz katır derisinden daha kalın.
Bana önderini söyle senin ne namusuz olduğunu söyleyeyim.
Apoculuk budur işte: Kürdistan'ın her karış toprağında işgalci devleterin bayrağını dalgalatmak!
Bunu beyninize silinmeyecek şekilde kazın!
Kazın ki bir daha yaşamayalım bu onursuzluğu!
Değerlendirilir. Ölüm, bu gerçeği değiştirmez. Hayattayken değerli olan biri, ölümünden sonra değerle anılır. Değersiz yaşayan birini sırf öldü diye değerle anmak hem gerçekleri bulandırır hem de aptalca bir tutumdur. Bunu bilinçli yapanlar sinsi düşmanlardır.
'Ölüye saygı' adı altında Kurdistan'ın düşmanlarını yüceltmek ya da onlara yönelen söylemlerin önünü almaya çalışmak, o kişilerin Kurdistan düşmanlıklarını sürdürmek ona katkı sunmaktır. Yani dolaylı olarak Kurdistan düşmanlığı yapmaktır. Bir kişi, hayattayken yaptıklarıyla
@mark_slapinski There is a saying in Turkish: If a crow is one's guide, their nose will never get out of filth. Ask your Turkish friend, they will know it. Since those providing you with information and interest regarding Kurds are Turkish, it is quite normal for you to make such stupid comments