İbnü'l-Arabî, el-Vedûd ismini şöyle izah eder: "Hareketin kaynağı sevgidir. Fakat bunu insanlar çeşitli nedenlerle göremezler. Aslında hareket; âlemin, yokluktan varlığa geçişidir. İşte âlemin yaratılmasını sağlayan bu hareket, yalnızca sevgi ve muhabbetin bir eseridir."
ünsiyet kurmak, kalbin birine nereden bağlandığını bilmeyişidir/ ibn arabî ünsiyetin cemâl sifatıyla tecellî ettiğini söyler, yani birine ünsiyet etmişsek onda yalnızca bizim gördüğümüz ama ne olduğunu kendimize de izâh edemediğimiz, bizi ona yakınlaştıran bir güzellik vardır ..
metacognition, the ability to observe and understand your own thinking, is what neuroscience considers the highest form of intelligence. it is what separates reactive people from self aware ones.
when you can step back and notice why you are thinking what you are thinking, you gain the ability to change it.
most people live inside their thoughts. the rare few learn to watch them.
ispanyollar dünyanın yarısını yönettiler, nasıl oldu da ing ve fransanın gerisine düştüler diye sormak çok haklı bi soru
1787 yılında, abdulhamitin madride gönderdiği ilk resmi osmanlı elçisi ahmet vasıf efendinin İspanya sefaretnamesini okumak gerekir bunu anlamak için, çünkü dönemi bizim dilimizde, bizim dünyamızda anlatan bi insan. vasıf efendi, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı görünen bu imparatorluğun içten içe nasıl çürüdüğünü bizzat yerinde görmüş ve adeta bi iktisatçı gibi satır satır teşhis etmiştir
vasıf efendi, amerikadan gemilerle gelen külçe külçe altın ve gümüşün ispanyol ekonomisini nasıl tembelleştirdiğini açıkça anlatır. ispanyolların kendi memleketlerinde fabrika açmak, zanaat geliştirmek yerine ihtiyaç duydukları her şeyi ingiltere ve fransadan hazır satın aldıklarını yazar. yani sömürgelerden gelen o devasa servet ispanyada kalıcı bir sanayi yaratmamış, yalnızca rakiplerinin sanayi devrimini finanse eden bi nakit akışına dönüşmüştür hatta o kadar çok altın gelmiş ki avrupada altın enflasyonu olmuştur
sefaretnamede dikkat çeken en vurucu gözlemlerden biri halkın ve soyluların iş ahlakıdır :D vasıf efendi, sokaklarda cebinde tek kuruşu olmayan ama asilzade olduğu için ticaret yapmayı, tezgah başına geçmeyi ya da fiziki çalışmayı onuruna yediremeyen binlerce insan olduğunu aktarır. hatta halkın tembel ve miskin olduğunu yazmıştır. üretim ve zanaat aşağılık bir meşgale görüldüğü için ekonomi tamamen dışa bağımlı hale gelmiştir
vasıf efendi granada sokaklarını gezerken hayran kaldığı sulama kanallarını, tarım arazilerini ve şehir mimarisini uzun uzun anlatır, ama sonra acı bi gerçeği vurgular, bu toprakların asıl üretici gücü, zanaatkarı ve mühendisi olan müslümanlar ve yahudiler zorla sürgün edilmiştir. nşitelikli insan sermayesi ülkeden temizlenince geriye işlenmeyen verimli topraklar ve atıl kalmış bir ekonomi kalmıştır
ülkedeki kiliselerin, manastırların ve ruhban sınıfının büyüklüğüne değinen vasıf, hiçbir şey üretmeyip sadece hazineden ve halktan beslenen devasa bir kitlenin varlığına dikkat çeker. en zengin toprakların ve sermayenin bu kurumlarda bloke edilmesi, üretim sermayesini tamamen kilitlemiştir.
hatta hatıratlarından hatırladığım en komik ve vahim olaylardan biri, yine vasıf efendinin anılarında asıl şok yaşadığı kraliyet olayı da budur, padişahın kral üçüncü carlos için gönderdiği resmi hediyeleri teslim ettikten sonra kraliyet ailesinin diğer üyelerinin özellikle veliaht prens veliahtın eşi maria luisa ve kralın diğer çocuklarının "Padişah bize niye ayrı hediye göndermedi?" diyerek açıkça tavır koyup elçilik heyetinden yüzsüzce pay talep etmesidir.
osmanlı protokolünde devletlerarası hediyeler yalnızca hükümdara takdim edilirken, ispanyol saray hanedanının sanki sıradan bi miras kavgası verir gibi padişahın krala getirdiği samur kürkleri, kıymetli kumaşları ve mücevherleri aralarında paylaşmaya kalkışması, yetmeyip vasıf efendinin kendi yanında getirdiği şahsi eşya ve paraları da kraliyet üyelerine dağıtmak zorunda bırakılması karşısında sefir çileden çıkmış ve koca bir hanedanın yabancı bir elçinin hediyelerine böylesine arsızca tamah etmesini sarayın ahlaki sefaleti ve tükenmişliği olarak not düşmüştür.
pasifikten atlantike kadar uzanan o haritayı savunmanın bedelini, ispanyanın tersanelerini ve askeri yapısını incelerken, bu kadar geniş bi coğrafyada kale ve donanma tutmanın getirdiği muazzam lojistik masrafların sömürgelerden gelen parayı misliyle eritip tükettiğini anılarında söyler, madrid sarayını mimari olarak son derece haşmetli ve debdebeli bulsa da, içerideki kraliyet ailesi ve görevlilerin yabancı bir elçinin hediyelerine bile göz dikecek kadar asalak, dedikoducu, kuralcı ve ahlaken çürümüş bi dünya içinde yaşadığını anlatırç. sokakları ise taş döşemelerine rağmen pis kokuların sindiği, çöplerin saçıldığı ve asıl mesleği olmayan, pelerinlerine sarınıp köşe başlarında aylaklık yapan gururlu ama sefil hidalgo kalabalıklarıyla dolu tekinsiz bi çelişkiler şehri olarak tasvir eder
okumak isteyenler için çok eğlenceli bi hatırat:
https://t.co/3bFcWFQWUN
por favor, enseñales a tus hijas que tener voz es más importante que ser amable. Tener carácter es más importante que ser agradable. Tener estándares es más importante que ser aceptada. Y tener respeto propio es más importante que ser elegida.