Anadolu liseleri, 1980’ler ve 1990’larda Türkiye’de sosyal hareketlilik ve kamusal başarının simgesi haline gelmişti. Yabancı dilde eğitim, sınavla öğrenci alımı ve güçlü öğretmen kadrolarıyla bu okullar uzun süre “fırsat eşitliğinin kapısı” olarak görülüyordu. Fakat eğitim sistemindeki değişimlerle birlikte birçok Anadolu lisesi sınavsız okullara dönüştü.
Bugün “eski Anadolu lisesi ruhu”, özellikle 90’larda bu okullarda okuyan kuşaklar arasında bir nostalji unsuruna dönüşmüş durumda. Bu nostalji, sadece bir okul türüne değil, aynı zamanda kamusal eğitimin saygın ve sınıfsal geçişkenliğin mümkün olduğu bir döneme duyulan özlemi yansıtıyor.
@kulturistan Ahh, cok uzucu... Uzun zamandir gonderlerine rastlamiyordum, sahsen tanimadigim ama tanismak istedigim guzel kalpli bir insandi. Allah rahmet eylesin...
Dostlar geçenlerde Microsoft’un bir çalışmasını paylaşmıştım. Yapay zekanın tehlikede bıraktığı iş dallarından bahsetmiştik. Şimdi ise madalyonun diğer yüzüne bakacağız. Yani yapay zeka ve teknolojinin 2030’a kadar oluşturacağı yeni iş dalları ve yok olacak iş dalları.
Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) son raporuna göre 2030’a kadar 92 milyon iş kaybolacak, buna karşın 170 milyon yeni iş doğacak. Görselde ise bunun desteklemesini görüyorsunuz.
Thread’de hangi iş dalları etkilenecek, hangileri yükselecek ve ülke olarak biz ne konumdayız bunları değerlendirmeye çalıştım.
Şu koca İstanbul'da anamız hasta 1 gün bizi idare edin diyebileceğimiz, otizmli bir çocuğu emanet edebileceğimiz, ne bakanlığın ne belediyelerin hiçbir sistemi ya da sosyal desteği yok, sabah 6'da mutfağa soğuk tostu koyup çocuğu tek başına bırakıp hastaneye gidiyorum, yazıklar olsun gerçekten
7 Temmuz pazartesi saat 09:00’da Bolu Adliyesindeyiz. Yangının ardından geçen her gün içimizi biraz daha acıtıyor. Bu yangın ihmallerin, göz yumulan sorumsuzlukların sonucu yaşandı. Adalet yerini bulana dek asla vazgeçmeyeceğiz.
Bir kova salyangoz toplamış 4 kişi Bandırma Liman mendireğinde. Çinli mi Koreli mi bilmiyorum. Dil bilmiyorlar ama hiç korkuları yok. Denize geri döktürdüm zorla. Benim gitmemi bekliyorlar. 112'yi arayıp bildirdim. Sanki denizler yol geçen hanı. Yabancılar izinsiz toplama, avlama yapamaz. Lütfen gördüğünüz zaman yetkilileri arayın ve müdahale edin. @sahilguvkom@balikesirbld@TC_Balikesir
“Bir profesör daha dolandırıldı!” gibi manşetlerle anılmak istemem. Ancak adli süreç giderek saçma bir hâl aldığı, bir bankada da kayda değer bir ilerleme sağlanamadığı için yazmak zorunda kaldım. Yazdıklarımın belki birisine faydası dokunur, belki @BDDKResmi ve @BankalarBirligi tedbir alır, Meclisimiz yasal düzenlemeler yapar da insanların maddi-manevi mağduriyetleri önlenir.
2 ay önce (eski maaş bankam olan ve hesabımı kapattığım) Yapı Kredi Bankası’ndan arandım. Görevli, görüntülü hesap açma teşebbüsünde bulunduğumu ancak güvenlik kriterlerinden geçemediğimi, bir sahtecilik ihtimaline karşı beni aradıklarını söyledi. Ben böyle bir teşebbüste bulunmadığımı ifade edince hemen savcılığa başvurmamı ve banka hesaplarımı kontrol etmemi tavsiye etti. (Yapı Kredi’ye müteşekkirim).
E-devlet üzerinden baktığımda 5 bankada adıma hesap açıldığını öğrendim. Risk Merkezi Raporu çıkardığımda borçlandığımı gördüm. İlgili bankaları aradım, hesapların dondurulmasını istedim.
Avukatımla birlikte savcılığa başvurdum, ifademi verdim. Kimliğim kaybolmamış, çalınmamıştı ama savcının tavsiyesiyle hemen kimlik kartımı değiştirdim.
Bankaları dolaşmaya başladık. BİR KİŞİ BÜTÜN BİLGİLERİYLE BENİM KİMLİK KARTIMI ÜRETMİŞ, FARKLI OLARAK ÜZERİNE KENDİ FOTOĞRAFINI YAPIŞTIRMIŞ VE GÖRÜNTÜLÜ GÖRÜŞME YOLUYLA BANKA HESAPLARI AÇMIŞ. Bunun için kullandığı telefon numaraları, telefon markaları belli. İki banka gayriresmi olarak bu kişinin kullandığı kimlik kartının fotokopisini de verdi.
Elde ettiğimiz bilgileri Siber Suçlar Şube Müdürlüğü’ne götürdük, MÜŞTEKİ olarak ifade verdik.
3 banka ihtiyaç kredisi ve kredi kartı talebine –henüz- olumlu cevap vermemişti. Diğer 2 banka bir iki gün içinde talepleri kabul etmiş. Birinde 170 bin TL’lik kredi kartı açılmış, diğerinde 60 bin TL’lik kredi kartı ve toplam yine 60 bin TL tutan ihtiyaç kredileri verilmiş. Hepsi aynı gün içerisinde harcanmış.
Bankalara itirazlarımı yaptık, ihtar çektik.
Sevindiğimiz (!) husus banka hesaplarında yüksek rakamlı hareketlerin olmaması. Ancak gariplikler vardı. Mesela hesabım açılır açılmaz birisi bana 5 (beş) TL göndermiş. Nadir görülecek bu ismi internetten araştırdım ve bir tıp profesörü olduğunu gördüm. Muhtemelen onun da kimliği taklit edilerek sahte hesap açılmıştı.
Süreç bana akseden bir gelişme olmadan ilerlerken 15 gün önce karakoldan ifade için çağrıldım. Gittiğimde Yapı Kredi Bankası’nın sahte kimlik üreten kişiyle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu öğrendim. Doğrudan ben suçlanmıyordum ama ŞÜPHELİ sıfatıyla ifade vermek zorunda kaldım. Sahte kimlik üretmediğimi, görüntülü hesap açmadığımı, bir üniversite hocası olarak böyle bir şey yapmamın mümkün olmadığını söyledim. (Suçlamalara karşı böyle şeyler demek iyi oluyormuş.) İfade tutanağının yanında “Yakalanan” kısmına imza atmak, “Salıverilme Tutanağı”nı imzalamak da insana dokunuyor.
Bir bankadan iki hafta önce arandım. Banka görevlisi hesap açma görüntüleri, hesap hareketleri ve harcamalarla ilgili bütün bilgilerin Siber Suçlar Şube Müdürlüğü’ne gönderildiğini, mahkeme sonucunda ben haklı görülürsem mahsuplaşacaklarını söyledi. “Yani,” dedim, “Bana isnat edilen borcu ödeyeceğim, mahkemede haklı görülürsem siz bana geri ödeme yapacaksınız. Doğru mu anladım?” “Evet,” diye cevap verdi. Ellerinde görüntü var, benim kimliğim, işim, yerim-yurdum belli ama kendileri kontrol edip hatalarını düzeltmek yerine mahkemeyi bekleyeceklermiş. Bunun üzerine bankadan çok daha yetkili birine ulaştım, meramımı anlattım, kısa bir sürenin ardından problemi çözdüklerini ifade ettiler.
Diğer bankaya @Akbank yaptığımız itirazın üstünden 2 ay geçmesine rağmen hâlâ incelemenin sürdüğünü söylüyorlar. Üstelik borcun üzerine faiz işliyor.
Beni iyice yoran husus ise birkaç gün önce tekrar karakola çağrılmam. İstanbul’da Vakıf Katılım Bankası’nın @VakifKatilim bir ATM’sine taşla zarar verilmiş ve ben de ŞÜPHELİ havuzunun içindeymişim. (Vakıf Katılım’da adıma sahte hesap açılmasa bankanın kayıtlarında hiç olmayacaktım.) İş resmiyete dökülünce “Saçmalamayın,” deme şansınız yok tabii. “O tarihte İstanbul’da değildim, BTK kayıtlarının incelenmesine izin veriyorum, ATM’ye taş atmadım, böyle bir hareket mesleki itibarımla da uyuşmaz,” diye ifade verdim.
Şu anda bekliyorum. 1’i MÜŞTEKİ, 2’si ŞÜPHELİ olmak üzere 3 savcılık dosyasının içindeyim. Hâlâ borç görünen bankaya ise bir ödeme yapma niyetinde değilim. Nihayetinde evime haciz memurları mı gelir, maaşıma el mi konulur, bilemiyorum. Bankalara ceza davası açılamıyormuş ama hukuk davası açılabilirmiş. Haczi hukuk davası için kullanacağım, mental olarak çökmezsem. Mevcut borç bir yana, şüpheli olarak ifade vermek, ATM taşlama gibi bir suçlamaya maruz kalmak insanı yıpratıyor.
Bana göre burada dolandırılan ben değilim, bankalar. Ben sadece bir mağdurum, mağduriyetimde adıma kimlik üreten kişi kadar zayıf güvenlik sistemlerine sahip bankaların da payı olduğunu düşünüyorum.
(Konuyla ilgili bazı detayları ve güvenlik tedbirlerini aşağıda yazdım👇)
@mehmet_dilbaz Mehmet bey, bu paylasiminizda soldaki binanin sagdaki hale gelmesinin nedeni olarak genel tarihe sahip cikamama sorunumuza mi dikkat cekiyorsunuz yoksa son secimle degisen belediyeyi mi ima ediyorsunuz? Umuyorum ki bu guzel hesabi da ucuz politik soylemlere feda etmeyiz...
Bugün Grand Kartal Otel yangın felaketinin birinci ayı.
Biz bir aydır aynı sabaha uyanıyoruz.
Takvimlerimiz 21 Ocak sabahında durdu.
Dünümüz yandı, bugünümüz yandı, yarınımız yandı.
Hayallerimiz, umutlarımız, emeklerimiz yandı.
#ihmaldegilolasikast#baskacanimizyok
Bugüne kadar yazdığım hiçbir yazıyı okumamış olsanız, bu yazdığımı okumanızı ve elden ele iletmenizi dilerim, rica ederim:
Türkiye'de ve dünyanın farklı yerlerinde hukuk uygulaması konusunda yaklaşık 30 yıllık tecrübesi olan bir hukukçu, bir uluslararası avukat ve 20 senedir hukuk hocalığı yapan bir profesör olarak, bu X hesabımdan yaklaşık 270.000 takipçiyle 10 seneyi aşkın zamandır sohbet ediyorum, düşüncelerimi paylaşıyorum.
Gayet ağır memleket meselelerini de, kompleks hukuki analizleri de, gayet hafif şakaları ve gündelik konuları da burada tartışıyoruz, paylaşıyoruz. Bazı günler diğerlerinden çok daha karanlık, üzücü ve alarm verici oluyor. Ama ben doğru bildiğimi daima lafımı eğip bükmeden size getiriyorum, tartışıyoruz. Zira aksi halde ben ben değilim.
Bugün size üzerinde konuşmak istediğim bir fotoğrafı getirdim. TÜSİAD'ın iki lideri iki vatansever iyi insanın, iki arkadaşımın, 13 Şubat tarihindeki Genel Kurul'da memleket meseleleri üzerinde kamuya açıkladıkları kaygılar sebebiyle polis nezaretinde ifadeye götürülürkenki fotoğrafları.
Bu fotoğrafı size getirmeden evvel, bu fotoğrafın onlar açısından rencide edici bir yönü olup olmadığını iyi düşündüm. Arkadaşlarımın hakkına giriyor olmayayım diye. Bunu düşünürken ikna oldum ki, gelinen adaletsizlik, hukuksuzluk ve ifade özgürlüğünün özüne tecavüz noktasında, kolunda polisle ifadeye gidiyor olma fotoğrafı artık kimi hallerde bir onur nişanesine dönüşmüştür.
"Adam sen de demedim", "memleketimin konularını dert ettim ve sen memleketi bize bırak diyenlere pabuç bırakmadım" diyen herkesin, ülkemiz tam da bu insanların gayretleri ile daha aydınlık, şeffaf ve hukukun üstün olduğu günlere kavuşana kadar, böyle fotoğrafları ve daha kötüleri olacaktır.
O insanları doğru anmayı ve onore etmeyi bilenler, nezdinde itibar aranmaya değer insanlardır. Bu fotoğrafa o insanların gözleri baktığında, beyinleri gönül gözüyle görür. Selam olsun, helal olsun, demeyi bilirler. Bu gayretteki insanlara aptal gözüyle bakanlar, Silivri soğuktur şakalarıyla tabanları yağlayanlar, güce yaranıp eklemlenmek ve hoş görünmek için o insanlara kabahat bulanlar, bu fotoğraftan utanç duymayı bilmeyenler, aksine bu fotoğraftan lezzet alanlar, zaten itibar kelimesinin anlamını bile bilemezler. Onları insan yerine koyma mücadelesiyle zaman kaybetmeye değmez.
15 senedir TÜSİAD (@TUSIAD) üyesiyim. 21 Ocak 2010 tarihinde, TÜSİAD Genel Kurulu'nda Ümit Boyner (@umitnazliboyner) Yönetim Kurulu Başkanı seçilince, onun davetiyle, TÜSİAD üyesi oldum.
15 yıldır devam eden üyeliğimde, TÜSİAD Yönetim Kurulu'nda yer aldım, Yolsuzlukla Mücadele Görev Gücü Başkanı olarak ve Rekabet Hukuku Çalışma Grubu Başkanı olarak senelerce emek verdim.
Bu TÜSİAD Genel Kurulu'nda söylenenlerle ilgili hukuki analiz yapmak dahi abes.
Türkiye'nin eskisi yenisi yok. Anlamlı olan ayırım o değil. Iyi insan ve kötü insan var. Hukuku üstün tutan insan ve hukuku kendi amacına uyduran insan var. Bir tek vatanımız ve onun bir tek yolculuğu var. O yolculukta git gide sindirilen bir toplum var. Ses çıkartan her kişi başına sayısı çarpanlı bir biçimde artarak büyüyen kaygılı sevenleri var.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan "siyaset yapmaya çok hevesliyseniz ya parti kurarsınız, ya da ağzınızdan çıkacak iki çift söze bakan muhalefet partilerinden birini seçersiniz" demiş. "Bu ülkede siyasetçiler içeri atılmıyor mu ki?" diye sormayanlar, "bir ülkenin gerçek sahipleri siyasetçiler mi toplum mu?" diye sormayanlar var. Politik ifade özgürlüğü çekirdeğinin dahi bugün Türkiye'de mevcut olmadığı fevkalade açıkken, hala "aslında sorun yok" rolü kesen korkaklar var.
Konuyu dolandırmanın alemi yok: Hukuksuzluk hüküm sürüyor. Hukuksuzluğa işaret edenler, ifade özgürlüğünü kullananlar, bizatihi kendisi hukuk garabeti olan mekanizmalarla gözaltına alınıyor. "Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak için gerçek dışı beyan verme" kavramının ta kendisi halk arasında endişe, korku ve panik yaratıyor. Bu fotoğraf da bunun enstrümanlarından biridir.
Bir arkadaşımdan:
“Bu ölüm ilanı iki hafta önce salı pazarında hap içmiş iki serserinin arkadan beş kez bıçakladığı,yere yıkılınca tekmelediği Eataly Restoranın İtalyan şefinin 14 yaşındaki oğluna ait...Bu sabah yaşam mücadelesini kaybetti. Her hangi birimiz, evladımız, eşimiz, yakınımız ya da hiç tanımadığımız biri, hiç bir neden olmadan yüzlerce insanın ortasında buna maruz kalabilir. Ülkemiz artık normal bir günlük yaşam için kapıdan çıkıldığı an, yaşamsal risklerin de karşımıza çıkacağı bir ortamda. Katiller yakalandı. 15 yaşındalar ve çok sayıda sabıkaları var. Şu anne babanın 15 gündür çektiği acının 15 dakikasını çeken ya katil olur ya delirir. Lütfen karşınıza çıkan her mecrada bu katillerin onlarda çocuk, iyi hal vb gerekçeler ile kısa zamanda salıverilmelerine ve yeni cinayetler için aramıza katılmalarına engel olacak toplumsal baskı desteğini esirgemeyin.”