Karganın biri her gün kilisenin çanına s*ç*yormuş. Kilisenin papazına temizlemekten gına gelmiş artık. Bir gün tutmuş, çanın yanına bir şişe şarap koymuş. Karga gelmiş, önce çana s*çm*ş, sonra da şarabı içmiş. Tabii şarap bu, şişede durduğu gibi masum durmuyor. Sarhoş olup sızmış karga olduğu yerde. Papaz gelmiş, bunu yakalamış. Bana bak demiş sarhoş kargaya, Müslüman olsan şarap içmezsin, Hristiyan olsan çana s*çmazsın. Söyle bakalım, sen necisin?
@cristianoriley Uzun boydan etkileniyorlar. Ekranı dolduran boş çeşitlilikten etkileniyorlar. Klibe konmak dışında işlevi olmayan bir çalımdan etkileniyorlar.
Maalesef bir çocuk zekasına sahipsiniz.
@cristianoriley Uzun boydan etkileniyorlar. Ekranı dolduran boş çeşitlilikten etkileniyorlar. Klibe konmak dışında işlevi olmayan bir çalımdan etkileniyorlar.
Maalesef bir çocuk zekasına sahipsiniz.
Aptal olmak bir tercih.
-> az enerji harcıyor, dopamin
-> başkaları seni ikna etmeye çalışıyor, serotonin
-> diğer aptallarla kaynaşma, oksitosin
Evet, yiyecek sıkıntı varken atalarımız kilometrelerce yürümek zorundaydı. "Enerji" keşfetmenin binbir yolu bizim zekamızın ve kolektif düşünmemizin, ortalıklar kurmamızın yolunu açtı.
Ama artık marketler var. Zeki olmak dezavantaj. Tersine evrim, gereksiz evrimsel basamağı geri alıyor. Beyin mühendislikteki gibi sistem küçülmesi yapıyor. Depresyona girmek de bir sistem küçülmesi ama istemeden yaşanır. Aptal olmak tercih olduğunda hayat oldukça kolaylaşıyor, kalan herkes arkanızı topluyor.
mükemmel bir hayat hilesi vereyim:
geçenlerde "gps teorisi" diye bir şey okudum.
çok klişe ama şöyle:
> bir yolu kaçırdığında, gpu seni yargılamıyor. rotayı tekrar hesaplıyor.
> istediğin gibi dolan, istediğin gibi farklı yerlerden git, sana ilerleyebileceğin bir yol sunuyor.
okuduğum yerde hayatın da aynı böyle olduğunu söylüyor.
ne demek istiyorum?
> hata yaparsın ama varış noktan ortadan kaybolmuyor, rotan değişiyor sadece...
anlayacağın yenilgin seni yolundan saptırmak zorunda değil, bir yere varacağın varsa varırsın muhtemelen...
Many people don't understand that pornography is a weapon, like it is literally a weapon used in psychological warfare.
In 2002 Israeli forces occupied a Palestinian state called Ramallah and took control of their state owned TV and started broadcasting porn on TV. There was a curfew, and in a bid for citizens to get information on happenings in their neighborhood, they turned on their TV and what they saw is hardcore pornography.
Pornography is a weapon because lust darkens the mind, lust makes you blind and a blind opponent is easily defeated. Pornography is the weaponization of lust. It makes even more sense when you find out that the biggest porn companies are owned by Jews.
Prolactin is what causes all the shitty low energy emotions after ejaculation because it spikes extremely high after cumming, and it down regulates EVERYTHING in your body that is designed to make you a STRONGER and more CAPABLE MALE. Why does prolactin cause this? Well think about it, procreation is the ultimate human goal. When you cum, your body thinks, “We just accomplished our mission of spreading our bloodline, let's take a break.” Now imagine telling your body this message, over and over and over and over again 10-15 TIMES A MONTH LOL. This is how the sickness of chronic prolactin comes about and this the destruction of the male body.
The cure to this is doing everything in your power on a day to day basis to lower estrogen/prolactin signaling and increase testosterone/androgen receptor/dopamine signaling, while you’re still retaining.
It’s important to know that chronic prolactin is a modern day phenomenon caused by the introduction of internet porn and excessive masturbation/sex culture. This is the reason why men’s testosterone levels across the globe are declining more than ever. The global elite have waged war against the common man through means of self induced chemical and hormonal castration.
God didn't design man to just cum all the time for no reason. Every time you busted a nut a child was supposed to come into existence. Think about that. How much energy we've wasted. And we wonder why we've got all these health issues, even though we've been retaining for a bit. Our bodies need a lot of time to recover. It sucks but it's realistic.
Work on your vibe and social comfort more than your appearance. Confidence and calibration beat genetics in the real world far more often than people admit.
Ünlülülerin çoğu aç mk. Göz önündeki 10-15 isim hariç geri kalanının kazandığı para tozuna esrarına yetmiyor hepsi sinyal peşinde. Sanatçı sepetçi tayfanın içinden insan olan az çıkar. Çoğunun psikolojisi bozuk. Parayı bas AKP’li de olur CHP’li de olurlar. İlkeleri de yok sandığınız gibi.
Gerçek afrodizyak etkisi, geçici bir damar genişlemesi değil; enerjinin yüksek, stres hormonlarının düşük olduğu, mitokondrilerin mükemmel çalıştığı sistemik bir canlılık ve yüksek metabolizma halidir.
Cinsel arzu (libido); bedenin en büyük biyolojik lüksüdür. Cinsel arzu ve ++
oyun oynayacağız
git denince gideceğiz
çabalamayacağız
halletmeyeceğiz
otomatik araba süreceğiz
esnafa selam bile vermeyeceğiz
üşüyeceğiz en ufak hastalıkta doktora gideceğiz
evde bir şey bozulursa usta çağıracağız
mangalı başkası yakarken eti biz yiyeceğiz
Herhalde şöyle bir düşünceleri var: “Ya oyunların hepsi zararlı değil ama bazıları acayip zararlı. O yüzden bunu takip edelim”
Ne mesela o düşündükleri acayip zararlı oyunlar. Hadi diyelim rehber hocasına mail attık. “Mehmet bugün LoL ve rocket league oynadı”
Ne diyecek hocası. “Mehmet, azıcık da DOTA bak” mı diyecek.
Veya zararlı mı görecek rocket league’i ya da her ne oynuyorsa onu. Zararlı olma sebebi ne olacak?
Saçma sapan muhabbetlere düştük yine.
Hala tüm gençliğin sorununu oyunlara yıkma derdi var. Bitmedi bu dert. Halbuki bu ekstra denetleme isteği, gün sonu gençleri daha gizli kapaklı iş yapmaya itecek.
Anana, babana, ailene karşılıksız yardım etsen onlar bile düşman olabilir kardeşim, iyilik insanın fıtratına ağır gelir.
o yüzden iyilik karşılıksız yapılır, yapman gerektiğin için yaparsın ya da yapmazsın.
birine iyilik yapıp kötülük görmeyen ya da en azından değerini bilen az insan var, anlamak lazım.
sınavın kendisi de bu.
Yüksek kortizolün yüze buzlu su çarpmaktan daha etkili çözümleri var not alın:
- hayır
- beni ilgilendirmez
- istemiyorum
- desinler
- istediğini söyleyebilir
- bana bunları anlatma
- doğrudur
- aynen
- yapabileceğim bir şey yok
- olmaz
Oyun teorisine göre, her koşulda sürekli taviz verenler kaybeder. Sürekli bencil davranan "kötüler" ise kısa vadede kazansalar da uzun vadede itibarlarını yitirecekleri ve kimse onlarla etkileşime girmek istemeyeceği için sonunda kaybederler.
Ekolojik ve matematiksel olarak asıl kazananlar; işbirliğine her zaman açık olan, adil davranan, ancak suistimal edildiğinde sınırlarını çizmekten çekinmeyen "akılcı iyilerdir"
5 yıllık bir işi 5 ayda yapmaya çalışırsan muhtemelen başaramayacaksın, ama 5 ayda yapamayacağını söyleyen herkesten daha önde olacaksın.
-elon musk söylemiş
bir grup araştırmacı 192 erkekle bir çalışma yapmış.
amaçları da şu: testosteron bi erkeği izleyici karşısında nasıl etkiler?
yani biri seni izlerken davranışın değişiyor mu, testosteron bu değişimi azaltıyo mu artırıyo öu?
katılımcıların yarısına gerçek testosteron, yarısına plasebo, yani içinde etken madde olmayan hap vermişler. ve tabii ki katılımcılar hangisini aldıklarını bilmiyorlar. ve hatta araştırmacılar da hangi katılımcının ne aldığını bilmiyor, double-blind yani. sonuçlar bittikten sonra zarfı açıp bakıyorlar.
sonra bir oyun oynatmışlar. oturtmuşlar pc’nin başına bu elemanları, ekranda iki sembol çıkıyor, mesela bir kare bir üçgen. tıkladığında ya para kazanıyorsun ya kazanamıyorsun. ama buradaki olay da şu: kare 100 denemeden 75’inde para veriyor, üçgen 100 denemeden 25’inde. yani kare iyi seçim, üçgen kötü seçim. ama bunu yarışmacı arkadaşlara söylemiyorlar. onlar da basa basa, kazana kaybede yavaş yavaş çözüyorlar. “lan galiba kare daha sık para veriyor herhalde” diyorlar.
ve oyunun bir kısmında kazandıkları para onların oluyor, bir kısmında ise bi hayır kurumuna gidiyor (hayır kızılay’a değil, onlar yarışmıyolar) yani bazen kendileri için oynuyorlar bazen de başkaları için.
şimdi deneyin asıl önemli kısmına geliyoruz.
katılımcıların bir kısmı bu oyunu odada yalnız başına oynamış, kapı kapalı, kimse bakmıyor.
diğer kısmı ise oynarken iki kişi yan masada izlemiş, ekranlarında da kırmızı bir çerçeve duruyormuş, “şu an seni bi hayır kurumunun temsilcisi izliyor” yazıyormuş.
bi kişi bu oyunu ya izlenirken oynuyo ya da tek başına. ve iki senaryoda da bazen kendisi bazen de hayır kurumu için oynuyor.
araştırmacıların görmek istediği şey de burada işte: izleyicinin varlığı davranışı değiştiriyor mu, ve testosteron bu değişimi etkiliyor mu?
plasebo grubunda klasik insan tablosu çıkmış.
yani işte adam yalnızken yani kimse izlemiyorken hayır kurumu için oynadığında “ay yanlış bastım galiba neyse falan” diyor ama biri izlemeye başlayınca toparlanıyor, hayır kurumu için doğru sembole daha sık basıyor, çünkü izleyenin gözünde iyi adam olmak istiyor.
literatürde buna audience effect deyyorlarmış. yani seyirci etkisi. bi insan izlendiğinin farkındayken daha cömert, daha adil daha etik vs davranıyor ama yalnızken pek de o kadar değil.
ikinci grupta yani testosteron grubunda ise bu refleks tamamen kaybolmuş.
yani katılımcılar izlense de izlenmese de aynı şekilde oynamışlar. izleyiciye yaranmaya çalışmamışlar.
testosteron acaba bu adamların kafasını mı dağıttı, oyunu mu öğrenemediler? yoksa öğrendiler de umursamadılar mı?
bunu ayırt etmek için araştırmacılar matematiksel bir model kurmuş ve karar verme sürecini parçalara ayırmışlar. öğrenme hızı: doğru sembolü ne kadar çabuk çözüyorlar?
tutarlılık: madem öğrendiler, sonraki seferlerde her zaman doğru sembole mi basıyorlar yoksa ara s��ra sapıyorlar mı?
karar süresi: tıklamadan önce ne kadar düşünüyorlar?
bulgu net. testosteron öğrenme hızını bozmamış, adam doğru sembolün hangisi olduğunu plasebo grubu kadar hızlı çözmüş. karar süresini de etkilememiş. değişen tek şey şu: izlenirken hayır kurumu için oynarken tutarlılık düşmüş. yani doğru sembolün hangisi olduğunu biliyor, ama izleyici var diye her seferinde doğru basıp iyi adam görüneyim derdi yok.
bunun anlamı şu: testosteron seni aptal yapmıyor, öğrenmeni bozmuyor, dikkatini dağıtmıyor. sadece kafandaki “biri beni izliyorsa daha iyi davranayım” devresini sessize alıyor.
çalışmadan önce iki rakip teori vardı. birincisi dominance hipotezi: testosteron seni boyun eğmeyen, başkasının beklentisine göre şekil almayan biri yapar. ikincisi reputation hipotezi: testosteron status peşinde koşturduğu için izleyici varken sana “iyi adam görüneyim de saygı kazanayım” dedirtir, yani performatif iyiliği artırır. veri birinciyi doğrulamış.
ilginç ve güzel bi çalışma.
eyyorlamam bu kadar.
Bu tarz school shooter’lara hak ettikleri ceza Antik Roma’da uygulanıyordu aslında. Roma’da belli büyük suçları işleyen kişilerin cezaları sadece ölüm değil, direkt tarihten silinmekti.
“Damnatio memoriae” ismindeki bu cezada suçlu kişinin ismi yazıtlardan silinir, heykelleri varsa yıkılır, resmi kayıtlardan çıkarılır ve onun hakkında konuşmak yasaklanırdı. Kısacası o kişi sanki hiç yaşamamış gibi olurdu.
Okul baskıncıları tüm o manifestolarıyla asıl dertlerinin fark edilmek, ilgi çekmek ve “tarihe kazınmak” olduğunu defalarca söylüyorlar. Evet şu anki sosyal medya çağında bir kişiyi kolektif hafızadan tamamen silmek imkansız. Ama bu kişileri bu kadar konuşmamız, haklarında belgeseller çekmemiz, kafa patlatmamız ve analiz etmemiz ne kadar iyi bilmiyorum. İstedikleri ilgiyi vermiş oluyoruz ve onlardaki “ben öldükten sonra herkes hakkımda konuşacak” motivasyonunu bir nevi beslemiş oluyoruz.
Fakat bir taraftan da, kötüyü tam olarak anlayamazsak onu nasıl engelleyeceğiz ki? Kabul edin, garip bir ikilem.