Bu hediye silahlar üzerinden ‘hukuk devleti’ hikayesi anlatmanın trajikomikliğinden biraz daha bahsedeceğim.
Dünya değişti, hâlâ ‘Batı standartları’ övülüyor.
Batı’nın ‘idealize’ ettiğiniz hukuk devleti Gazze’de İsrail eliyle gömüldü, gitti. Her Batı ülkesinin özel yasaları var. İnsan hakları ihlalleri karşısında silah ticaretini kısıtlayan, yaptırımları zorunlu kılan. Farklı farklı yasalar. Bugün övülen çoğu ülke, kendi halklarının itirazlarına rağmen bu yasaları uygulamadı. Açıkça bu yasaları çiğnedi. Hukuk devleti, kurallar, en temel ilkeler İsrail uğruna askıya alındı.
Batı’nın bu rezaleti saklaması için kullandığı şey sizin de oltasına takıldığınız bir performanstan ibaret.
Gazzeli bebeklerin üzerine atılan bombalar, bebekleri katleden askerlerin giydiği kıyafetler gümrüklerden rahatça geçiyor; ama hukuk kuralları resmi hediye bir tabanca gümrüğe gelince mi hatırlanıyor? İşe bisikletle giden başbakanı alkışlıyorsunuz, fakat başbakan ofisine girer girmez hangi Filistin eyleminin polis zoruyla dağıtıldığının briefing’ini alıyor.
Arka planda her türlü hukuksuzluk, reel politika dönerken; sahne önünde kusursuz bir performans. Bunu alkışlamak için saf bir seyirci olmak yada 2010’da düzenlenen bir rooftop partisinde takılı kalmak gerekiyor sanırım.
Batı bu değerleri hep iki yüzlü savunuyordu. Ama şimdi Trump sayesinde çok daha sahici çok daha net gözümüzün önünde.
Hukuk devleti, anayasal demokrasi, sınırlı bir siyasi güç; ortak yaşam için elimizdeki en iyi seçenek. Batı’nın bu rezaletini bu değerlere bir tekme de Doğu’dan vurmak isteyenlerin yağmacılığı da en az Batı kadar rezil. Fakat bu çağda, Gazze’den sonra hukuku Batı’dan beklemek büyük saflık.
Bu topraklara hukuk ve demokrasi gelecekse Batı’ya rağmen gelecek. Batılıları memnun edince değil, kendi halkımızı ikna edince gelecek. Bunu öğrenemeyenlerin hiçbir şansı yok.
Kamusal alanda tiyatro oynamaya gerek yok. NATO bir çevre veya insan hakları örgütü değil. NATO’ya ‘daha estetik olun’ eleştirisi tuhaf. Kendinizi kandırmaya devam etmek için uyutulmayı talep etmek gibi şey. NATO’yu savunanların da NATO’ya karşı olup hapse girmek pahasına bunu haykıranların (bunların cesareti de var, sizin yok) da bir davası, ideolojisi var.
Fakat “bizi uyandırmayın, çiçekli uçaklarla bombalayın, estetiği bozmayın” bir duruş değil. Herkes uyandı artık. Kanada Başbakanı Carney’nin ‘günaydın’ itirafı bile yetmediyse diyecek bir şey yok tabii.
Geçmiş olsun.
Çok değil şundan 5-6 yıl önce Türkiye, İdlip gibi küçücük bir şehirde sıkışıp kalan bir avuç insanın yok olmasını engelleyip devrimi ayakta tutmak için Rus ayısı ile dansa kalkmayı, Rusya, rejim ve İran'ın saldırılarına karşı tek başına direnmeyi göze almıştı.
Suriye'de bir devlet kurduklarını sanıyorlardı. En güvendikleri, sırtımızı dayadık dedikleri sdgyi ypjyi her ne https://t.co/M7zUQL24VY varsa hepsini aşiretlerin develerine s.tkirdik. Bu acı hepinize ölene kadar yeter.
Halep’teki PKK varlığı 15 yıl aradan sonra son buldu. Hepimize geçmiş olsun. Şimdi bu çatışma sürecini biraz daha detaylı ve uzunca inceleyelim.
Suriye savaşında PKK’nın ilk örgütlendiği bölgelerden biri Şeyh Maksud mahallesiydi. Esad’ın Türkiye’ye karşı kullanma amacıyla on yıllardır göz yumduğu PKK varlığı, rejim–muhalif savaşının açtığı alanla birleşince bölgede hızlıca güçlendiler. Daha sonrası malum, Esad/Rusya/İran ile anlaşarak muhalifleri kuşatma altına alınmasına destek oldular. Ardından da bölge Esad tarafından (başka şansı da yoktu tabii) PKK’ya bırakıldı.
2024 Aralık ayında muhalifler Halep’e ilk girdiğinde YPG’ye saldırı yapılmayacağı mesajını iletmişlerdi. Görüşmelerin ardından Halep’e çökmeye gelen YPG’lilerin bir kısmı açılan koridor üzerinden bölgeden çıktı. Devam eden süreçte 1 Nisan’da YPG ile Suriye arasında Halep mahalleleri için anlaşma sağlandı. 10 Mart’ta ise Suriye genelini kapsayan mutabakat imzalanmıştı. Zaman zaman ufak çatışmalar ve gerginlikler yaşansa da tarafların genel niyeti çatışmayı büyütmek değildi.
2025 yılının sonlarına doğru ise taraflar arasındaki gerilim belirgin biçimde tırmanmaya başladı. YPG’nin bölgeye gizlice mühimmat/militan sevk etmesi, 10 Mart mutabakatının sahada uygulanamaması ve Halep gibi bir şehrin çatışmalardan doğrudan ciddi şekilde etkilenmesi Şam açısından artık alttan alınamaz bir noktaya geldi.
Şeyh Maksud ve Eşrefiye için “Syrians for Truth and Justice” raporunda 2022 itibarıyla 200 bin nüfustan bahsediliyor. Halep Valiliği’nin Cuma günü yaptığı açıklamada ise YPG bölgelerinden 142 bin kişinin tahliye edildiği belirtildi. Bu da YPG’nin kontrol alanlarında kabaca 180–220 bin arası bir nüfus olduğunu doğruluyor. Rakka’nın nüfusunu 600 bin olduğunu önümüze koyarsak 200~ binlik nüfusun Suriye'deki büyülüğü daha net anlaşılır.
Askeri açıdan bakarsak, Halep’teki yapılanmanın önemli bir kısmı ve Hêzên Rizgariya Efrînê / Afrin Kurtarma Güçleri (HRE) doğrudan Kandil’e bağlı. Sayıları hakkında tahminde bulunmak zor o yüzden kafadan bir rakam vermek istemiyorum. Ancak son iki gündür teslim/tahliye olanlara bakınca, Halep’in düşmesinden sonra en az 150~ rejim askerinin YPG’ye katıldığını söyleyebilirim.
YPG, bu çatışmanın kaçınılmaz olacağını görerek savunma hazırlığı yapmış. Fakat kuşatma altında oldukları için imkanları sınırlıydı. Ayrıca Halep’in uzun yıllardır cephe hattı olmaması, gelişmiş bir tünel ağı ya da kapsamlı savunma hatları kurma ihtiyacını hissettirmemiş. Zırhlı araçları/topçuları yok, isabet oranı ve etkisi nispeten düşük “ağır” sınıfta sayılabilecek havan toplarına mecbur kaldılar. FPV’leri bölgeye sokmuşlar ama miktarı kısıtlı, ekipler de tecrübesizdi. Sahada HRE dışında ciddi çatışma deneyimi olan ekip yok. Asayişin önemli kısmı ise eğitimi zayıf ve tecrübesi düşük unsurlardan oluşuyordu. PKK’ya bağlı diğer ekiplerin de sayısı sınırlıydı. Büyük ihtimal kuşatma altında kalmamak için bunların önemli bölümü YPG ile ve daha sonrasında çekildi.
Avantajları ise Halep’in merkezine yakın olmaları, büyük bir sivil nüfusu kontrol etmeleri ve meskun mahalde olmalarıydı. “Elimizi her zaman en yüksek tutalım, her şeye en sert şekilde karşılık verelim, bunları büyük çatışmadan korkutup geri adım attıralım” diye düşünüyorlardı ki mantıksız da değildi.
PKK orada kaldığı sürece Halep’in hiçbir zaman güvenli ve refaha sahip bir şehir olmayacağını bilen Şam’ın, Halep’i temizlemek için uzun süredir çalışılmış bir planı olduğunu bence açıkça söyleyebiliriz sadece uygun zamanı beklemişler.
Şam tarafından bakacak olursak, özellikle Süveyda çatışmalarında verilen yanlış kararlar, anlık gaza gelmeler, emir–komuta kopuklukları ve uluslararası tepkiler yüzünden hem askeri hem diplomatik olarak ciddi zarar görmüşlerdi. Üstelik Şam yönetimi zaten uzun süredir YPG ile doğrudan askeri çatışmaya girmekten kaçınıyordu. Bu yüzden Halep'te olası bir büyük çatışma Şam’ı tedirgin etmiş olmalı.
Şam’ın uluslararası alandaki meşruiyet sorununun artık kalmaması, ABD’nin İsrail ile Şam arasında arabuluculukla yürüttüğü görüşmelerin ilerlemesi (dolayısıyla İsrail’in Suriye politikasının kısmen yumuşaması), YPG’nin her teklifi reddetmesiyle ABD ve diğer ülkeler tarafından aldığı desteğin zayıflaması, Süveyda/Lazkiye’de güvenlik risklerinin düşmesi ve Orta Doğu’da odağın İran’a kayması gibi faktörlerin YPG’nin Halep'i gittikçe daha fazla “terörize etmesiyle” birleşince Şam’ın hazırlıklarını tamamlayıp operasyon kararı almasına sebep olduğunu değerlendiriyorum.
Tekrar belirtmek isterim ki Şam bu süreci genel olarak iyi yönetti. Düzenli ordu standardına uymayan davranışlar ve birlikler arası koordinasyon sorunları vardı. Ama henüz 1 yıllık bir tecrübeye sahip olduğunu ve nereden geldiklerini de unutmamak lazım.
Öncelikle medya ayağını çok temiz, hatta bizden çok daha profesyonel şekilde yürüttüler. Örgütken propaganda süreçlerinde edindikleri tecrübeyi devlet kapasitesine çevirerek “büyük bir devlet” gibi davrandılar. Süreci çok açık sundular, sık sık açıklama yaptılar; yabancı basını iyi bilgilendirdiler ve sivilleri koruduklarını net biçimde gösterdiler.
Askeri açıdan strateji aslında basitti. Zaten kuşatma altında olan bölgedeki örgütün boynuna bir ip bağladılar ve her gün o ipi biraz daha sıkarak nefesini kestiler ve sonunda pes etmeye zorladılar. Süveyda’daki düzensiz, sert hücumun aksine kademeli bir operasyon yürüttüler. Çatışmanın ölçeğini istedikleri zaman istedikleri şekilde ayarladılar. Böylece önlerindeki en büyük engel olan sivil nüfusu bölgeden çıkarabildiler. Büyük baskı kur – karadan sınırlı ilerle ya da hiç ilerleme – siviller için koridor aç. Bunu 4–5 kez tekrarlayarak hem şiddetli meskun mahal çatışmasını büyük ölçüde kırdılar hem de YPG’nin savunma hatlarını yıpratıp geri çekilmeye zorladılar. Böylece YPG’nin savunma stratejisi de fiilen çökmüş oldu ve 1 hafta olmadan YPG'yi bölgeden çıkardılar.
Diplomatik ve etki açısından bakarsak, YPG için feci bir süreç olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Açıklamalar Şam’ı etkilemedi. Talep ettikleri uluslararası desteğin hiçbiri ciddiye alınmadı. Çekilme kararını bir türlü alamamaları yüzünden çok sayıda YPG'li sonu belli olan bir savaşta öldü. Askeri olarak Halep’e 20 civarı kamikaze İHA saldırısı dışında kayda değer bir destek sunamadılar ki bunun da etkisi sınırlı kaldı (1 Suriyeli asker öldü). Tişrin ve Dayr Hafer hattından ÇNRA atışları dışında elle tutulur bir adım gelmedi. Bu durum örgüt içinde ve YPG destekçilerinde ciddi bir moralsizlik yarattı. Buna karşılık YPG bölgelerindeki örgüt karşıtı kesimlerde de ciddi bir moral üstünlüğü oluşturdu. i
YPG içindeki PKK kadroları ile “Suriyeli” görece ılımlı Kürtler arasındaki fikir ayrılığı da yeniden görünür oldu. MİT ve Şam, bölgede PKK’ya bağlı ekiplerin “çekilmeme” kararını dayatmaya çalıştığını birçok kez belirtti. YPG tarafında ise Halep’e yapılan kamikaze İHA saldırılarının kendilerince yapılmadığı iddia edildi. Buradan örgüt içindeki emir–komuta sorununu ve PKK’ya bağlı ekiplerin bağımsız eylem kapasitesini görmek mümkün.
Şam açısından, ileride karşılarına çıkarılabilecek bazı kozlar verilmiş olsa da uluslararası alanda büyük bir tepkiyle karşılaşmadılar. Esad’ın düşüşünden sonra en büyük askeri başarılarını elde ettiler ve halkın YPG konusunda Şam'a karşı güvensizliğini belirgin şekilde kırdılar.
Türkiye açısından bakarsak, devlet ve hükümet içinde süreç nedeniyle büyük bir olumsuz tepki Allah’a çok şükür olsun ki gelmedi. Ancak son gün güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada gereksiz bir YPG “güzellemesi” yapıldı. Beyan ettikleri gibi YPG ılımlı davranmadı. Mazlum Abdi savaşı yayma blöfü yaptı. İlham Ahmed uluslararası güçlerden destek istedi. Ayrıca bu çatışmanın örgütü Şam ve Türkiye'ye karşı daha düşman hareket etmesine neden olacağını unutmamak lazım.
(Dışişleri–Savunma Bakanlıkları ile hükümetin geri kalanı/meclis arasında da net fikir farklarını da belirtmek lazım)
Halep’in temizlenmesiyle Şam–YPG ilişkilerinin yeniden eski çizgiye dönmesi çok zor. Bir yılı aşkın süredir çatışmadan kaçınan iki taraf sonunda savaştı. Türkiye açısından Şam'ın meşruiyet ve diğer sorunlarını çözmek için "YPG ile anlaşalım hem bunlardan hem de ABD baskısından kurtaralım” gibi bir karar alma riski bir süreliğine de olsa ortadan kalktı.
Yazı uzun oldu biraz. Daha da uzatmaya gerek yok bence. Tekrardan hepimize geçmiş olsun.