Dostoyevski’nin "Yeraltından Notlar" kitabında anlatıcı, bir bilardo salonunda kendisini bir eşya gibi kenara iten subayı saplantı hâline getirir. Onunla sokakta omuz omuza çarpışıp eşit olduğunu kanıtlamak için günlerce plan yapar. Hatta sırf bu an için borç parayla paltosuna şık bir kunduz yakası bile diktirir. Nihayet Nevski Bulvarı'nda subayın omzuna bilerek çarpar. Ancak subay bu durumu sıradan bir temas sanıp hiçbir tepki vermeden yürüyüp gider. Başkarakterin zihninde kurguladığı o büyük isyan, karşı tarafın gerçekliğinde yer bile tutmamıştır.
İnsan, iç dünyasında yürüttüğü savaşların dışarıdan da aynı netlikte görüldüğünü sanır. Birine duyulan öfke veya ona karşı planlanan bir hamle, çoğu zaman sadece onu kuran kişinin zihnini yorar. Karşımızdakine bir ders verdiğimizi ya da onu sarstığımızı düşündüğümüz anlarda, o kişi genellikle bizimle aynı savaşın içinde bile değildir. Bir çatışmadaki en ağır yenilgi, karşı tarafın sizinle savaşmaya tenezzül etmemesidir.
Viste “Los Juegos del Hambre” y te pusiste del lado de la resistencia.
Viste “La guerra de las galaxias” y te pusiste del lado de la resistencias.
Viste “Matrix” y te pusiste del lado de la resistencia.
Cuando es ficción entiendes la tiranía, la opresión y el despotismo. Pero te niegas a verlo en la realidad en la que vives.
🔻Gülistan Doku’nun yıllar sonra beliren katili: Bir Vali'nin oğlu.
🔻Ege’de palalı bir zorba: Arkasında bir Savcı babanın gölgesi.
🔻Dün okula saldıran saldırgan: Arkasında bir Emniyet Müdürü zırhı.
🔻Bu failler, sanıldığı gibi toplumun dışına itilmiş marjinal profilleri değiller. Aksine, sistemin tam kalbinde beslenen, güç zehirlenmesinin yansıması olarak karşımızdalar.
🔻Adaleti sağlamakla görevli olanların, adaletten muaf tuttuğu bir "imtiyazlılar nesli" yetişti. Yasalar halk için birer prangaya dönüşürken; onlar için babadan miras, kurşun geçirmez birer zırh oldu.
🔻Bu, sadece bir asayiş sorunu değil; liyakatin yerini kan bağına, hukukun yerini ise "kimin oğlu" olduğuna bıraktığı bir sistemin iflası.
🔻 Tepedeki egemen gücün sarhoşluğu, bir alt basamakta halkın canına kasteden bu şımarık izdüşümleri yaratıyor.
VALİnin oğlu tecavüz etmiş öldürmüş VALİNİN KORUMASI da gömmüş simi emekli bilişimci POLİSe verip şifreyi kırdırıp mesajları da silmişler 6 yıl sonra aile öğreniyo 6 YIL GÜLISTAN NERDE DENİLDİ 6 YIL… Allah’ım sen bunun gibilerin sınavını ahirete bırakma
Yazılı olmayan kuraldır, biri size "bu mesele siyaset üstü" diyorsa o mesele siyasetin ta kendisidir. Biri size "sağcı da solcu da değilim" diyorsa sağcıdır. Biri bir cümleye "AKP'li değilim ama..." diye başlıyorsa net AKP'lidir.
belki biz iktidarda değiliz ama fikirlerimiz de iktidarda değil. fikirlerimiz muhalefette bile değil, fikirlerimiz şu an bayrampaşa terazidere civarı bir depoda leğenlerde muhafaza ediliyor & çürümeye yüz tutmuş durumda……..
Epey bir süredir YouTube'da gezginlerin vloglarını izliyorum ve "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" sorusunun cevabının çok gezen olmadığı kanaatine vardım.
the great decoupling diye bir kavram var, daha önce upuzun anlatmıştım.
işte dün tam bunu gösteren bi gelişme oldu.
ama öncesinde kavramı tekrar hatırlatayım.
adını yazamadığım bi abi ve mcafee’nin ortaya attığı bi kavram bu. kısaca diyor ki, tarih boyunca ekonomik büyüme ile insanların cebine giren para hep aynı yönde gitmiş.
şirketler büyüdükçe iş gücüne ihtiyaç duymuş, verimlilik arttıkça maaşlar da artmış, pasta büyümüş ve büyüyen pastadan herkes bir dilim almış.
güzel döngü, herkes mutlu.
ama 1990’lar ve özellikle de 2000’lerin başından itibaren bir şeyler değişmeye başlamış. şirketler rekor kar açıklamaya devam ediyor, gdp büyüyor, verimlilik tavana vuruyor, ama medyan gelir yerinde sayıyor, orta sınıf eriyor. orta sınıfı yok ettiler politik eleştirisinin otomasyona yapıldığını düşünün :D
pasta büyümeye devam ediyor ama senin benim dilimden aldığımız pay büyümüyor.
büyüyen pastanın neredeyse tamamını sermaye sahipleri ve çok dar bir yüksek vasıflı çalışan grubu topluyor, geri kalan milyonlar aynı yerde kalıyor ya da geriliyor.
işte ekonomik büyüme ile sıradan insanın refahı arasındaki bu kopuşa the great decoupling deniyor.
işte dün jack dorsey çıkıp bunu herkesin gözünün önünde canlı canlı yansımasını gösterdi.
çünkü dorsey dün yaptığı açıklamada block’un, yani square ve cash app’in arkasındaki şirketin, tüm çalışanlarının yarısına yakınını işten çıkardığını duyurdu. 10.000 çalışanın 4.000’den fazla kişisini bi tweetle işten çıkardı adam.
ve adam bu işten çıkarmanın sebebi olarak da klasik “şirket batıyor”, “yeminlen kiralar çok yükseldi”, “kuruş kazanıyorsam şerefsizim” demiyor.
eee ya?
şaka gibi ama tam tersi.
diyor ki şükür çorbamız kaynıyor, işimiz hiç olmadığı kadar iyi, gross profit büyümeye devam ediyor, daha fazla müşteriye hizmet veriyoruz, karlılığımız artıyor.
ne kadar iyi peki?
block’un aynı gün açıkladığı finansal sonuçlara bi bakalım. q4 gross profit 2.87 milyar dolares.
bir önceki yılın aynı dönemine göre %24 artış. sadece cash app tarafı 1.83 milyar dolar getirmiş, o da tek başına %33 artmış. 2026 için beklenti 12.2 milyar dolar gross profit. yani şirket sadece “iyi” değil, uçuyor aq.
ve adam bu rakamları açıkladığı gün, aynı gün, 4.000 kişiyi kovuyor.
bunu açıkladıktan bikaç saat sonra hisse senedi %23 fırlamış. yani piyasa bu haberi duyunca bayram yapmış. 4.000 kişi işini kaybetmiş aq aç yatırımcılark hisseye koşmuş.
the great decoupling’i bundan daha iyi anlatan bir örnek yoktur herhalde.
ulan madem işler bu kadae iyi eee öyleyse niye bu kadar insanı işten çıkarıyosun bee amuğa kodumun?
orada da diyor ki, geliştirdikleri ve kullandıkları ai araçları, daha küçük ve daha yatay ekiplerle birleştiğinde, şirket kurmayı ve yönetmeyi temelden değiştiren yeni bir çalışma biçimi ortaya çıkarmış. ve bu hızlanarak devam ediyormuş.
yani adam demiyor ki “zarar ediyoruz kovmam lazım.” diyor ki “para gayet iyi ama artık bu kadar insana ihtiyacım yok çünkü ai araçları daha az insanla daha çok iş yapmamı sağlıyor.” ve bu cümle tam olarak the great decoupling’in tanımı. ekonomik değer üretimi artmaya devam ediyor ama bu değeri üretmek için gereken insan sayısı düşüyor. şirket büyüyor, kar artıyor, ama bu büyümeden pay alan kişi sayısı azalıyor.
geçmiş olsun hepimizie.
In Michelangelo's The Creation of Adam, God's finger stretches fully outward, while Adam's finger is bent at the last joint. It illustrates that God is always present, but it is up to humans to take the initiative to connect with Him...
He's not just defending AI energy use. He is smuggling in a whole anthropology where humans are basically inefficient meat computers that you have to pour food and years into before they become useful. And once you accept that, the next move is obvious. If people are just costly biological training runs, then burning mountains of electricity to build synthetic intelligence starts to feel not only equal, but superior, even if it negatively impacts actual humans.
That is the dystopian. It makes human development sound like a bug in the system, and it makes sacrificing human and creational flourishing for more computational power sound logical. To him, the grid gets strained, prices go up, ecosystems get hit, but hey, humans eat too, so what's the difference?
The difference is that humans aren't an inefficient line item. They're the point. If your worldview can look at a child growing into an adult and describe it as energy spent to train intelligence, you haven't said something profound. You've revealed a horrifically rotten worldview.
I know people have said versions of this before, but it’s genuinely so insane that we watch corruption unfold in real time, officials caught in scandals, money disappearing, investigations quietly “closed,” victims never getting justice, and then we all just set our alarms for 7 a.m. and clock in like none of it happened.
We read the headlines on our lunch break. We rage scroll. We send each other links. And then we go back to spreadsheets and customer service voices and pretending everything is stable while the people in charge keep failing us.
It feels dystopian that the bar is in hell and we’re still expected to smile, be productive, pay taxes, and act like this is normal civic life. How are we not collectively screaming? How did survival mode become the default setting?
Some days it really does feel like you’re losing your mind for noticing that something is deeply wrong. But you’re not crazy for being overwhelmed. It’s exhausting to care in a world that keeps proving it doesn’t.
We’re not dramatic. We’re just tired of pretending this is fine.
Venezuella halkının umutları tükeniyor,
- Uyuşturucu baronu savcı,
- Bahis oynayan hakem,
- İnsan kaçakçısı subay,
- Altın kaçakçısı milletvekili,
- Yeni doğan bebekleri öldüren doktor,
- Sahte diploması olan profesör,
- Seçmenini satan Belediye Başkanı,
- Vergi kaçıran bakan,
- Yoksullara yardım eden kahraman mafya babası,
- Azmettirici milletvekilleri,
- Kendi bakanlığını soyan bakan,
- Adliye de uyuşturucu partisi yapan Hakim,
- Seçimleri hileyle kazanan Cb
- Sürekli kumpas kurulan, dolandırılan halk,
- Devletin Bankasını dolandıran Genel Müdür,
- Seçmenini satan Parti Genel Başkanları,
- üç kuruş için yalan haber yapan gazeteciler,
-Memleketi haraca bağlayan müteahhitler,
- Suçsuz insanları cezaevlerine atan vicdansız, duygusuz siyasiler, hakimler, savcılar…
- …………..
Crazy, crazy story. I can’t tell you how influential this econ paper was to politicians in 2010, it justified austerity policies that caused so much unnecessary human misery. As was pointed out by 2013, its conclusions are completely reversed once you include a missing Excel row.
Who was it that said "if you live in a 15 minute city but your barista has an hour-long commute you don't live in a city; you live in an amusement park"