Arkadaşlar ve özellikle Avukat arkadaşlar
hgs ile ilgili problemler yaşayan var mı ?
Bugun bir telefon aldım Bursa otoyolu için ödenmemiş hgs kaydınız var diye her neyse geçiş toplam ücreti 14000 ama ceza ile birlikte 56000 - 4 kat ceza uygulaması nedir!?
Bunu okuyan sınıf öğretmenleri var mı? ThinkiPlay olarak ilkokul matematik müfredatını oyunlaştıran bir projemiz var. Piyasaya çıkmadan önce öğretmenlerin olumlu/olumsuz yorumlarını duymayı çok isteriz. Yorum yazabilir veya DM atabilirsiniz🙏
@elvantekcan
Merhaba Elvan, sevgili babanın vefat haberini duydum, sana ve ailene baş sağlığı ve sabır diliyorum. Huzur içinde uyusun.
Sezin okulundan, Fatma Güneri
3/6
📅 16 Ekim 2026 Cuma, 13.20 TSİ
Merkez ilçeler ve Anadolu yakası, Cumartesi beklenen yağış:
Şişli, Fatih, Beyoğlu, Kadıköy, Üsküdar: 6–24 mm; en yoğun saatler 16.00–22.00
Çekmeköy, Ümraniye, Pendik, Kartal: 9–27 mm; akşam ve gece
Miktar 14 Ekim’in çok altında. Yine de alt geçitlerde, bodrum katlarda ve rögar çevrelerinde su birikmesi beklenir. Önünüzdeki mazgalı açın; bodrum katta eşya ve elektrikli cihaz bırakmayın.
📣Kartal’da yıkım tehdidi altındaki 40 yıllık mozaikler: Zekai Bostancı’nın eserleri korunmalı!
İstanbul Kartal’da bulunan Ahmet Şimşek Koleji’nin yıkım süreci, yapının cephelerinde yer alan sanat eserlerinin geleceğini de tehdit ediyor. Dört ayrı bloktan oluşan okulun cepheleri, sanatçı Zekai Bostancı’nın 1986 yılında gerçekleştirdiği büyük ölçekli mozaiklere ev sahipliği yapıyor.
1951 yılında Eflani’de doğan Zekai Bostancı, 1977’de Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu Dekoratif Resim Bölümü’nden mezun oldu. Uzun yıllar Kadıköy’deki atölyesinde duvar resmi, mozaik, vitray ve rölyef alanlarında çalışmalar gerçekleştirdi.
Bostancı’nın okul cepheleri için tasarladığı mozaikler, geometrik biçimler, ritmik tekrarlar ve soyut kompozisyonlarıyla dikkat çekiyor. Mavi, beyaz, siyah ve kırmızı renklerin öne çıktığı eserler, mimari yüzeylerle bütünleşen tasarımlarıyla 1980’li yılların sanat ve mimarlık ilişkisine dair önemli örnekler arasında yer alıyor.
Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de siyasete, siyasetçilere ve siyasi partilere duyulan güven tarihsel olarak en düşük seviyelerde. Kimi seçmenlerde bu güvensizlik mevcut siyasal düzeni kökten değiştirme arzusuna dönüşüyor. Kimi seçmenlerde ise korunma, istikrar ve düzen arayışını güçlendiriyor. Seçmen artık yalnızca kendi çıkarlarını/kimliğini temsil ettiğini iddia eden değil, sahici bulduğu, kendisine benzeyen, sözleriyle yaptıkları arasında bir tutarlılık gördüğü siyasetçileri arıyor.
Güvenin bu kadar aşındığı bir dönemde muhalefetin en önemli siyasal sermayelerinden biri güvenilir olmak. Ve bu güvenin başlıca taşıyıcıları siyasetçiler. Siyasetçinin sözleriyle davranışları arasındaki tutarlılık ve kişisel çıkarlarıyla kamusal sorumlulukları arasında yaptıkları tercihler, yalnızca kendi itibarlarını değil, temsil ettikleri değişim vaadinin inandırıcılığını da belirliyor.
Bu sermaye tüketildiğinde geriye ne kalıyor? İktidara güvenmeyen seçmen, muhalefete de güvenmediğinde neden değişimin riskini üstlensin? Siyasetin dürüstlük ve ilke iddiası ortadan kalktığında, değişim vaadini mevcut düzenden ayıran ne?
Mesele, siyasetin gerçekle, dürüstlükle ve verdiği sözle yeniden ilişki kurup kuramayacağı.
Ve bunun vücut bulduğu yer siyasi talepleriniz değil, siyasetçileriniz. Mükemmel bir programa sahip olmak zorunda değilsiniz ama kamusal sorumluluğunu kişisel çıkarının önüne koyan bir siyasal kadro inşa etmek zorundasınız.
Bir “masal” kitabı.
Mutlaka okuyun!
Kültürperest Yayınları kime ait? Defne Güler imzalı görünen böyle bir kitabı neden bastı? Bu kitap ilkokula bir okuma listesiyle mi, öğretmenin kişisel kararıyla mı girdi?
İhtiyacı olan tüm üniversite öğrencisi arkadaşlarımıza ulaştıralım, başvursunlar.
Üniversite Öğrenci Desteklerimiz Başlıyor...
125.000 üniversite öğrencisine 20.000 TL destek sağlayacağımız "Genç Üniversiteli" sosyal destek paketimiz için yarın başvurular başlıyor.
başvuru için:
https://t.co/uUq3Mc3pad adresi ve
ALO 153 Çözüm Merkezi
Uzmanları daha iyi bilir ama terminatör filmindeki gibi yapay zeka tüm insanlığın sonunu getirecek tartışması sanki bir ara oldukça popüler "çoklu kriz" kavramının zaaflarını taşıyor. Nasıl ki "çoklu kriz" kavramı, birden çok krizin yapısal nedenlerini açıklamak yerine konjonktürel haritalama yaparak ve hepsini birbirine bağlayarak krizlerin nedenlerini ve sonuçlarını aynı düzleme koyuyorsa, yapay zekanın kıyameti tartışması da benzerini yapıyor. Üretici güçlerin gelişmesinden kaynaklı pek çok çelişki ve sorun da yapay zekaya bağlanıyor, neden-sonuç hiyerarşisi silikleşiyor. Yapay zeka sanki devletlerin ve şirketlerin üzerinde duran özerk bir tarihsel aktörmüş gibi konuşuluyor. Çip, veri/veri merkezi, yazılım, yarı iletkenler, enerji, savunma, iletişim tüm bu bileşkeden oluşan yapay zekanın arkasındaki güce odaklanılması gerek. Çünkü muazzam bir sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi yaşanıyor; bu da yeni egemenlik tiplerinin oluşmasına neden oluyor. Yapay zeka teknolojisi işten çıkarmaların aracı olabilir, servet yoğunlaşmasını ve askeri gücü artırabilir. Başka bir mülkiyet ve güç yapısında ise çalışma süresinin kısaltılmasında da kullanılabilir. İnsanlığın sonunu getirecek asıl tehlike mevcut mülkiyet rejimi ve buna bağlı sermayenin merkezileşmesi...
Piyanoya yeni başlayan bir çocuğun öncelikle müziği sevmesi ve piyano başında kendisini mutlu hissetmesi çok önemli. İlk dönemlerde yalnızca doğru notalara basmayı değil, dinlemeyi, dikkat etmeyi, sabırlı olmayı ve müziği anlamaya çalışmayı öğrenmeli. Teknik elbette çok önemli; ancak tekniğin bir amaç değil, müziği ifade edebilmenin aracı olduğunu daha en başından kavramak gerekir.
Ben gençlere her zaman şunu söylüyorum: Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Her öğrencinin gelişim süreci farklıdır. Önemli olan dünden biraz daha iyi olmak ve müziğe karşı merakınızı hiç kaybetmemek.
Benim kendi deneyimimden süzerek vereceğim en önemli tavsiye ise şu olurdu: Çok çalışın ama çalıştığınız şeyi gerçekten dinleyin. Piyano başında geçirilen saatten çok, o saatlerin ne kadar bilinçli geçirildiği önemlidir. Ve hiçbir zaman müzik yapmanın bir görev değil, büyük bir ayrıcalık olduğunu unutmayın.
Gökay Çakır’ın savunması:
“22 sene madende çalıştım. Bu
arkadaşlarimızın haklarının nasıl yendiğini çok iyi bilirim. 22 sene sonunda emekli maaşım 23.700 liradır. Kendi çalışma arkadaşlarımın bunları yaşamaması için sendika kurduk. İşçi sınıfı adına
patronlarla kavga ediyoruz ama haklarımızı savunmak içindir. Yerin altında çalışan madenci kardeşlerim mağdur olmaktadır.
Bunu savunmayıp neyi savunacağım. Bu sendikanın genel başkanıysam bu arkadaşlarımı savunmak zorundaydım.
Paylaşımlarım işçilerin hakkını savunmak
içindir. Elekriğini ödeyemeyen, yoksulluk çeken işçiler görüyorum. Bu sendikanın başkanlığını gururla yapıyorum. Cezaevine girecek bir suç işlediğimi düşünmüyorum, elbette karar sizindir. Kararınıza da saygı duyarım.
Bin insanı mağdur edeceğimize bir insanı mağdur edebilirsiniz. Şikayet edilen patronun hakim karşısına çıktığını görmedim. 6 kez gözaltına alındım, 3 kez mevcutlu alındım. Ben beraatimi istiyorum.
Haklıysa bir işçi ben her seyi göz önüne alrım.
Meseleleri elbette masada çözmek isterim ama bazen masada çözülmeyen şeyler eylemle çözülmektedir. İşçi arkadaşlarım haklarını alsınlar evlerine mutlu gitsinler bu benim için onurdur, gururdur.”
Başaran Aksu’nun savunması:
“Bir direniş süreci yönetiyoruz.
Sabahatin Yıldız üç bakanlık huzurunda verdiği sözü tutmadı.
İşçilerin sorunu bir an önce çözülsün. Aileler geliyor çoluk çocuk Ankara’dalar. Bu paralara muhtaçlar.
Ben işçilerden yana devletin tutumunu, işçilerden yana bakanlıkların tutumunu, holdinglerin zenginleşmesini, halkın yoksullaşmasını işlemek zorundayım. Eğer bu suçsa ben bunu seri bir şekilde işledim.
Bizim bu irademiz cezalandırılmak isteniyor. Böyle bir şey için seve seve yatarım. Ömrümün 35 yılını gece gündüz işçi mücadelesine verdim. Eşim akademisyendir. Ailem hopada çaycıdır. Annem kanser hastasıdır. Ben bu hakikatın içerisinde kalktım buraya geldim. Şu an yaptığım işlerden onur duyarım.
Gökay Çakır’ın yargı dışı bırakılması lazım.
Cezalandırılması gerekecek birisi varsa benim. Halkı birleştiren, halkı bilinçlendiren bir davranış biçiminde oldum ömrüm boyunca. Asgari ücretin 28 bin lira olmasına, emekli ücretine ses çıkarmayan sarı sendikalar alkışlanacak, yatlarda katlarda ağırlanacak, işçilerle emekçilerle oturup kalkanlar cezalandırılacak…
Ben böyle bir seyin parçası olduğum için onur duyarm.”