Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
İzmir’deki Şakran Cezaevi’nde 153 gündür açlık grevini sürdüren ve 41 kiloya düşmüş olan #TuğçenurÖzbay’ın durumunu Genel Kurul’da gündeme getirdim.
Tuğçenur, IŞİD’e karşı yapılan bir basın açıklaması sonrasında tutuklanmış ve 11 yıldır cezaevinde.
Cezaevinin müdürü, hem Tuğçenur’a hem de diğer tüm tutsaklara adeta işkence uyguluyor.
Şakran Cezaevi’ndeki insanlık onuruna aykırı uygulamalara ve cezaevi müdürünün keyfi tutumuna son verilmesi için @adalet_bakanlik Bakanı @abakingurlek’i göreve davet ediyorum.
Tüm uyarılarımıza karşın bu cezaevinde olabilecek herhangi bir can kaybının sorumlusu başta müdür olmak üzere cezaevi yönetimi ve adalet bakanlığı yetkilileri olacaktır.
🕊️ ALİCAN ULUDAĞ’A TAHLİYE! 🎉
Mahkeme heyeti; tutuklulukta geçirilen süreyi, delillerin yalnızca tweet'lerden ibaret olup tamamının dosyada bulunmasını (toplanacak veya karartılacak delil kalmamasını) ve savunmasının alınmış olmasını göz önünde bulundurarak Alican Uludağ'ın TAHLİYESİNE karar verdi.
Geçmiş olsun Alican, aramıza hoş geldin! ✊🗞️
Hani ormanlarımız “Yeşil Vatan”dı?
Tek adamın bir imzasıyla 2 milyon metrekare daha “yeşil vatan” orman olmaktan çıkarıldı.
Bugüne kadar en az 53 milyon metrekare “yeşil vatan” tek imzayla orman alanı dışına çıkarıldı.
“Yeşil Vatan” diye diye bu ülkenin ormanlarını şirketler için imara, inşaata, ranta açtılar.
📢TEŞHİR EDİYORUZ:
#Giresun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği (@Giresunilmud) Giresun İl Müdürü @CavuntMurat, Doğankent Kaymakamı (@tcdogankent) Deniz Yıldırım, Doğankent Belediye (@dogbel28) Başkanı Rüşan Özden (@rusan_ozden) düzenledikleri "muhtarlar toplantısı" ile, Doğankent muhtarlarını "ikna odasında" ü konusunda ikna etmeye çalıştılar.
İşte toplantının detayları:👇
Toplantı daveti Kaymakam Deniz Yıldırım tarafından yapılıyor ve toplantı konusunun “kaçak yayla evleri” olduğu söyleniyor.
Normalde muhtarlar toplantısı Kaymakamlık Toplantı Salonunda yapıldığı halde Kaymakam, bu toplantı için muhtarları Kaymakamlık binasında değil, Doğankent Belediyesi’ne çağırıyor.
Muhtarlar çağrılırken onlara toplantıda Alagöz Madencilik konusunun da konuşulacağı önceden söylenmiyor.
Kaymakam, muhtarlarla yaylacılık konusunu konuşurken Alagöz Madenciliğin Ankara’dan gelen Genel Müdürü Ali Çağatay Çalışır, Alagöz Madencilik Doğankent İşletme Müdürü Umut Polat ve Çevre Şehircilik İl Müdürü Murat Cavunt, muhataralarla görüşme yapmak ve ikna etmek için yan odada hazır bekletilmiş.
Toplantıda yaylacılık konusu konuşulup bittiğinde, muhtarlar toplantının bittiğini sanırken Belediye Başkan Rüşan Özden, Çevre Şehircilik İl Müdürü Murat Cavunt’u, Ankara’dan gelen Genel Müdürü Ali Çağatay Çalışır’ı ve Alagöz Madencilik Doğankent İşletme Müdürü Umut Polat'ı, yan odadan toplantı salonuna alıyor.
Belediye başkanı Rüşan Özden, (muhtemelen görüntü veya ses kaydı alınmasın diye) toplantıdaki herkesin telefonlarını toplatıyor.
Sonrasında Şirket Genel Müdürü Ali Çağatay Çalışır, İşletme Müdürü Umut Polat ve Çevre Şehircilik İl Müdürü Murat Cavunt, Kaymakamın çağrısı üzerine toplanmış olan muhtarlarla konuşup onları Alagöz Madenciliğin faaliyetlerinin zararsız olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyorlar.
İşletme Müdürü Umut Polat toplantıda Alagöz Madenciliğin kirlettiği dere için derede canlı yaşam var diyerek derenin kirletilmediğini iddia ediyor.
Toplantıda Çevre Şehircilik İl Müdürü Murat Cavunt, Alagöz Madenciliğin faaliyetlerinin dereye hiçbir zarar vermediğini, sadece derenin suyunun bulanıklığından şirkete ceza yazıldığını söylüyor.
ŞU SORULARIN YANITLANMASI ZORUNLUDUR:
1- Muhtarlar çağrılırken toplantının gündemi neden önceden tam olarak bildirilmedi? Neden gündemle ilgili eksik bilgi verildi?
2- Daha önceki toplantılar Kaymakamlık Toplantı Salonunda yapıldığı halde bu muhtarlar toplantısı neden Doğankent Belediyesinde yapıldı?
3- Muhtarlar toplantısında yaylacılık konusunun yanı sıra Alagöz Madenciliğin faaliyetleri ile ilgili konuların da görüşüleceği neden gizlendi?
4- Yaylacılık konusu için çağrılan muhtarlarla toplantı yapılırken yan odada Ankara’dan gelen Alagöz Madencilik Genel Müdürü Ali Çağatay Çalışır’ın ve Alagöz Madencilik Doğankent İşletme Müdürü Umut Polat’ın ne işi vardı? Neden o sırada Çevre Şehircilik İl Müdürü Murat Cavunt ile birlikte toplantı yerinde hazır bekliyorlardı?
5- Toplantıda özel ve gizli bir görüşme yapılmayacaksa neden herkesin telefonları toplatıldı? Telefonları toplatmak bir usul ise bu işlem, neden toplantının başında değil de Alagöz Madenciliğin faaliyetlerinin konuşulmaya başlanması sırasında uygulandı? Kamuoyuna yansıması istenmeyen konular mı konuşulacaktı?
6- İşletme Müdürü Umut Polat derede canlı yaşamın devam ettiğini hangi bilimsel dayanaklara ve hangi raporlara göre ileri sürdü?
7- Çevre Şehircilik İl Müdürü Murat Cavunt, Alagöz Madenciliğin faaliyetlerinin çevrede kirlilik yaratmadığını ileri sürdüğüne göre, geçtiğimiz günlerde işletmeye verilen 2,5 milyon TL’lik ceza hangi gerekçeyle kesildi?
8- Sadece derenin suyu bulandığı için mi işletmeye 2,5 milyon TL ceza kesildi? Dere suyunun bulanması ile işletmenin faaliyetleri arasında bir bağ var mı? Derenin suyu yağmur sırasında da bulanabilir. Bunun için de işletmeye ceza kesilmekte midir? Daha önce sadece derenin suyu bulandığı için işletmeye kaç kez ceza kesildi?
Soruların muhatapları ve tüm sıralı sorumlular bu konuyu tüm boyutlarıyla ve şeffaf şekilde açıklığa kavuşturmak zorundadırlar.
@TC_icisleri@csbgovtr@murat_kurum@mustafaciftcitr
Yaşamlarını Türkiye halklarının eşitliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı yolunda feda eden; faşizme ve emperyalizme karşı verilen sosyalizm mücadelesinin devrimci önderlerini saygıyla ve özlemle anıyoruz.
Anılarına ve mücadelelerine saygıyla.
#6Mayıs1972#6Mayıs#DenizYusufHüseyin
Bir tertele öyküsü:
Qe xu vira nêken
(Asla unutamam)
“Gördüğün bu her karış toprak onlara mezar, şu koca Dersim de boydan boya bir kabristandır artık”
https://t.co/OD3qauBtjp
🚨AKP’nin çevre yollarını özelleştirme planı!
Kamuoyu tepkisi üzerine, bu söylediklerimize “yalan ve iftira” demelerine kimse aldanmasın.
@UABakanligi Bakanı @a_uraloglu 2 bin km otoyolun işletme hakkını devretme şeklinde bir çalışma yürüttüklerini kendisi söylemişti.
Şu videoyu izleyen herkes, yalanı kimin söylediğini açıkça görebilir.👇
Baba Kız, İki Meslektaş Sınıf Öğretmeninin KHK'lılık, Eğitim Sistemi ve Türkiye Üzerine Sohbeti...
✍️Münir Korkmaz'ın Ezgisu Okumuş ile Söyleşisi: https://t.co/gVzmkHIWdr
📌KHK ile öğrencilerinden ayrılan bir sınıf öğretmeni Münir Korkmaz, Türkiye'de çöken eğitim sistemi sebebiyle çocuğunun geleceğini düşünerek Portekiz'e göçen kızı, meslektaşı, sınıf öğretmeni Ezgisi Okumuş'la KHK'lı bir aile olmayı, son on yıl yaşadıklarını, eğitim sistemini ve Türkiye'yi konuşuyor.
#Öğretmen #EğitimSistemi #KHKlılar #BeyinGöçü #Türkiye
Sağlamcılığa Karşı Tarihi Engelli Onur Yürüyüşü Diyarbakır’da (Amed) Yapıldı: “BENİM BEDENİM,
BENİM YETİLERİM,
GURURLA SÖYLÜYORUM.
ENGELLİLİK KİMLİĞİM”
Diyarbakır (Amed), bugün sadece bir yürüyüşe değil, kamusal alanı "ideal beden" tasavvuru üzerinden inşa eden sağlamcı (ableist) düzene karşı yükselen bir itiraza tanıklık etti. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünden Sümerpark’a uzanan güzergâhta bir araya gelen hak savunucuları, engelliliğin tıbbi bir sorun değil, toplumsal bir dışlanma biçimi olduğunu haykırdı.
İÇİNDEKİ SAĞLAMCIYI SUSTUR
Normun Kibrine Karşı Onur Yürüyüşü
Kentte ilk kez düzenlenen Engelliler Onur Yürüyüşü’nde atılan sloganlar, sağlamcılığın görünmez kıldığı bariyerleri hedef aldı. Kitle adına yapılan açıklamalarda, mimariden eğitime, istihdamdan sosyal politikaya kadar her alanın "sağlam bedenleri" referans aldığı ve bu durumun sistematik bir ayrımcılık ürettiği vurgulandı.
"Lütuf Değil, Eşitlik"
Yürüyüşün ardından Sümerpark’ta gerçekleştirilen forumda, sağlamcı ideolojinin sakatlığı bir "eksiklik" veya "trajedi" olarak kodlamasına karşı çıkıldı. "Bizim bedenlerimiz değil, sizin kurduğunuz şehirler ve sistemler engelli" diyen aktivistler; bakım odaklı politikalardan ziyade, onurlu ve bağımsız bir yaşamın zeminini kuracak hak odaklı bir dönüşüm talep etti.
Amed'deki bu ilk adım, engelli hakları hareketinin Türkiye'deki sağlamcılık karşıtı mücadelesinde yeni ve güçlü bir ilk olarak kayıtlara geçti.
(Haber: Mehmet Onur Yılmaz)
#Amed #EngelliOnurYürüyüşü #SağlamcılıkKarşıtı #SakatlıkOnurdur #ErişilebilirKent #Solfasol #DisabilityPride #EşitYurttaşlık
#İzmir çevre yolunun özelleştirilmek istenmesine karşı o ilin bir milletvekili olarak;
@UABakanligi Bakanı @a_uraloglu' na soruyorum:
➡️İzmir çevre yolunu kimlere devrediyorsunuz?
➡️Halkın vergisiyle yapılan yolu, halka tekrar mı satıyorsunuz?
➡️Ücretsiz yolu paralı yapmanın adı kamu hizmeti mi, rant aktarımı mı?
➡️Bu ihalenin arkasında hangi şirketler var?
➡️İzmir’i paralı yollara mahkûm etmenin gerekçesi nedir?
➡️Bu proje halk için mi, şirketler için mi?
@HMBakanligi Bakanı @memetsimsek 'e soruyorum:
➡️Yurttaşın vergisiyle yapılan yoldan bir de geçiş ücreti almak çifte tahsilat değil mi?
➡️25 yıl boyunca milyarlarca lirayı hangi şirketlere aktaracaksınız?
➡️Bu bir özelleştirme mi, yoksa sistematik bir gelir transferi mi?
➡️Kamu bütçesini mi koruyorsunuz, yoksa şirket bilançolarını mı?
➡️Neden şeffaf değilsiniz? Neyi gizliyorsunuz?
Halkın parasıyla yapılan yolları şirketlere aktarmanıza izin vermeyeceğiz!
🗣️Tüm İzmirlileri bu haraç ve gasp planına karşı direnmeye davet ediyorum.
Amed’deki proje ne yazık ki devam edecek, ekoloji meclisinin müdahalesiyle yapılan revizelerle 170 küsür ağaç yerine 47’si ölüme terk edilecek. Önceliğimiz kenti kalkındırma-iyileştirme projeleri değil ekolojik belediyeciliktir. Anlayışımızı ve pratiğimizi değiştirmek zorundayız.
🚨 MECLİS’İN DİBİNDE CAN PAZARI: BELEDİYELER SEYREDİYOR, AYRANCI ZEHİRLENİYOR!
Ayrancı Güvenlik Caddesi No:49’da Menekşe Yapı tarafından yürütülen yıkım tam bir faciaya dönüştü. 9 gündür süren denetimsizlik sonucu bina bugün yan binanın üzerine ÇÖKTÜ!
⚠️ Göz Göre Göre Gelen İhmaller Zinciri:
Halk Sağlığı Hiçe Sayılıyor! 9 gündür mahalleli asbest ve zehirli toza mahkum edildi, şikayetlere rağmen @cankayabelediye yeterli kontrolü sağlamadı!
Can Güvenliği Yok! Kontrolsüzce yıkılan binada bugün tonlarca moloz komşu binanın duvarlarına dayandı. Büyük bir facianın eşiğinden dönüldü.
Sorumlu Kim? Bu bir kaza değil; denetimsizliğin, rant hırsının ve belediyelerin ihmalinin sonucunda işlenmiş bir kamusal suçtur! 📢
✍️Haberin Tümü: https://t.co/bHFETi9soM
📹Haber Videosu: https://t.co/K1hoiyQH9I
@mansuryavas06@hcanguner@ankarabbld@cankayabelediye@abbbasin
#Ankara #Ayrancı #KentselDönüşüm #Asbest #İhmal #Çankaya #AnkaraBüyükşehir
Sakız Haklı: Böyle Yaşanmaz!
✍️Hazal Battaloğlu yazdı: https://t.co/6DfD0Qz3BN
📌Sakız yorulduğu zaman duruyor. Uzanıyor, yayılıyor, gözlerini kapatıyor. Evde yapılacak işler var mı, kim ne dedi… ilgilenmiyor. Bedeni “yeter” diyorsa, orada bitiyor. Dinlenmek onun için tartışmaya açık bir şey değil. Bense durmayı erteleyenlerdenim. Sabah onunla uyanıyorum, sonra işe, sonra bir koşturma, sonra başka bir sorumluluk… Gün birbirine ekleniyor. Araya hayatı sıkıştırmaya çalışıyorum ama çoğu zaman hayat arada kaynıyor.
BASINA VE KAMUOYUNA;
Herkese Merhabalar
Ben Dr Larin Kayataş.Türkiyenin ilk açık kimlikli trans kadın doktoruyum. Sağlık Bakanlığı tarafından “mahkeme kararına” rağmen 2.defa devlet memuriyetinden men edilip,kamudaki doktorluk görevime son verildi.Bununla da yetinilmedi,hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına hakkımda suç duyurusunda bulunuldu,adıma ceza davası açıldı ve bugün hapis istemiyle yargılanıyorum.
Yalnızca doktorluk mesleğim değil;özgürlüğüm,geleceğim,varlığım kısaca hayatımın bütünü hedef alındı.
4 yıl Vehbi Dinçerler Fen Lisesi, 6 yıl Çapa Tıp Fakültesi olmak üzere en az 10 yıllık çok ciddi bir emekle elde ettiğim doktorluğumun kamudaki görevine tek taraflı ve hukuksuz biçimde son verildi.
Ben bir trans kadın,bir doktor ve bir insan olarak bütün bunlar karşısında çok öfkeliyim! Çünkü burada yalnızca bir idari işlemden söz etmiyoruz.Burada çalışma hakkının gaspı,sistematik dışlama,kurumsal cezalandırma ve insanlık onurunu zedeleyen çok ağır bir süreç söz konusu. Bunun adı açıkça zulüm!
Üstelik yaşadığım süreç yalnızca idari yaptırımlarla sınırlı kalmadı,Sağlık Bakanlığı tarafından atanan bir müfettiş ile hakkımda 10 ay boyunca eklerle birlikte 924 sayfa rapor hazırlandı. Kişisel verilerime erişilmeye çalışıldı.Çalıştığım kurumda çok sayıda sağlık personeliyle benim hakkımda görüşmeler yapıldı.Etek boyuma dair ifadeler rapora geçirildi.Özel hayatım ciddi bir mesai harcanarak incelendi ve bütün bunların ardından ceza süreci başlatıldı.Bana yönelik bu yaklaşım:sistematik,ısrarlı ve ağır sonuçlar doğuran bir dışlama,yıldırma pratiğine dönüşmüş durumda.
Sağlık Bakanlığının görevi bir doktorun özel hayatını ciddi bir mesai harcayarak incelemek değil,bu ülkenin sağlık politikalarını geliştirmektir.
Bu mesele yalnızca beni ilgilendirmiyor,bu mesele başta translar olmak üzere tüm Lgbti+ları,bu ülkenin doktorlarını,kadınlarını ve hak ihlaline uğrayan herkesi ilgilendiriyor.
Bu açıklamayı yalnızca yaşadıklarımı anlatmak için değil,gerçeği görünür kılmak için yapıyorum. Kamuoyunun bu hukuksuzluğu bilmesini,buna sessiz kalmamasını ve dayanışmayı büyütmesini istiyorum.Çünkü bana yapılanların normalleşmesini kabul etmiyorum.Çünkü bu ülkede bir hekimin,bir trans kadının ve bir insanın hayatı bu kadar kolay hedef alınmamalıdır.Önümüzdeki günlerde bu süreç nedeniyle uğradığım hak kayıpları ve işsiz bırakılmam karşısında maddi desteği de içeren bir dayanışma kampanyası başlatacağım.Bu hukuksuzluk karşısında sesini,dayanışmasını ve imkanı olanlar için maddi desteğini esirgemeyen herkese şimdiden teşekkür ederim.
Saygılarımla
Dr Larin Kayataş
#drlarinkayataş #standwithdrlarinkayatas
BASINA VE KAMUOYUNA
8 Mart takvimlere hapsedilip yüzeyselleştirilmiş bir anma değil savaşın, yoksulluğun
ve tahakkümün karşısında kadın ve LGBT+ların bir olarak eril düzenin duvarlarını
yıktığı, yaşamı baştan yarattığı gündür.
Bu düzen kadınları kuşatıyor, yoksullukla terbiye ediyor, şiddetle hizaya sokuyor. Göç
yollarında, evlerde, iş yerlerinde, sokakta yaşamı sistemli bir biçimde daraltıyor.
Kadın ve LGBT+ları ya sistemin dışına itiyor ya da sistemin içinde boğuyor. Erkeği
norm alıp kutsayan bu düzen, gücünü tehdit eden kadını yok etmek istiyor. Kadın
katili erkekleri cezasızlıkla ödüllendirmeye, kadın emeğini görünmez kılmaya çalışıyor;
toprağı, suyu ve bedeni sömürerek zenginleşiyor, kadınlara boş tencereyi kader diye
dayatıyor.
Biz biliyoruz: Boş tencere kader değil sermaye-patriyarka ilişkisinin bizlere
kestiği bir bedeldir. Ve bu bedeli ödemeyi reddediyoruz!
Bugün dünya eril zihniyetin körüklediği savaşların ve militarizmin karanlığı altında
derin bir sarsıntı yaşamakta. Savaşın en ağır bedelini göçe zorlanan, bedenleri birer
savaş alanına dönüştürülen ve temel yaşam hakları ellerinden alınan kadınlar ödüyor.
Savaşın en ağır hallerini yaşayan kadınlar direnişleriyle yeni yaşamlar kurmayı
hedefliyor. Rojova’da kadınların mücadelesi bu düzenin tam karşısında duruyor;
savaşın ve erkek egemenliğinin yarattığı yok oluşa karşı yaşamı örgütlüyor. Bir
taraftan Afganistan’da Taliban kadınları köleleştiren düzenlemeleri hayata geçirirken
İran’da kadınlar Mahsa Amini’den sonra süregelen mücadeleyle ülkede yeni bir
devrim süreci başlatıyor. Kadınların bu direnişini selamlıyoruz!
Ülkemizde ise iktidar gündemine aldığı 11. Yargı Paketi ile hukuki bir düzenleme adı
altında LGBT+lara karşı nefreti, ayrımcılığı ve otoriterliği kurumsallaştırmaya girişiyor.
Bu yasa tasarısı tıbbi dayatmalar ve ceza hukuku manipülasyonu üzerinden beden
siyaseti kurmayı amaçlıyor. Kadınlar ve LGBT+lar olarak haklarımızdan
vazgeçmeyeceğimizi haykırıyoruz!
Enflasyonun, hayat pahalılığının ve güvencesizliğin en büyük mağduru kadınlardır.
İşten ilk çıkarılan, en düşük ücretle çalıştırılan, “yedek iş gücü” olarak bakılan
kadınların yoksulluğu tesadüf değil politik bir tercihtir. “Bakım emeği” diye kadınlara
dayatılan temizlikten yemeğe, çocuk bakımından yaşlı bakımına kadar uzanan
görünmeyen emeği kutsallaştıran da aynı zihniyettir. Biz evlere hapsedilen bedava iş
gücü değil dünyayı kuran elleriz. Bu sömürü düzenini kabul etmiyoruz!
Bugün biz kadınlar toprağımızı, suyumuzu, ağacımızı sermayeye peşkeş çekmek
isteyenlerin karşısında yaşamı savunuyoruz. Akbelen’den Artvin’e, Dersim’den
Antakya’ya doğanın talanına “dur!” diyerek direniyoruz. Doğanın sömürüsü ile
kadının sömürüsünün aynı kaynaktan beslendiğini biliyoruz!
Emeğimizle dünyayı kuruyor, direnişimizle doğayı savunuyor, isyanımızla özgürlüğe
yürüyoruz. Ne yoksulluğa teslim olacağız ne de doğanın talanına sessiz kalacağız.
Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi olarak;
Bugün bizden sessizlik bekleyen bu düzenin duvarlarını yıkmak ve yıkanlarla yan yana
durmak için sokaktayız.
📍Kadın katliamlarına ve tacizlere karşı her bir kız kardeşimizin çığlığını kendi
isyanımız kabul ediyoruz.
📍Militarizmin her türlüsüne karşı barışın savunucuları olmaktan asla vaz
geçmiyoruz.
📍Eşit, özgür, adaletli bir dünya kurana dek mücadelemize devam edeceğiz.
Yaşasın 8 Mart.
Yaşasın kadın ve LGBT+ların birleşik mücadelesi.
Jin, Jiyan, Azadi.
Yeşil Sol Kadın Meclisi
İktidarın transların beden uyumlama süreçlerini neredeyse imkânsız hale getirmesi nedeniyle, bugün gencecik bir trans kızımız umutsuzluğa kapılarak hayatına son verdi. Her trans ölümü bir cinayettir. Nefret politikalarına karşı yılmadan yorulmadan mücadeleye devam!