Humanity's unique intelligence comes with unique delusions. We should keep this in mind when facing the rise of artificial intelligence. Watch the whole session here: https://t.co/xpCfZRM5d0
BELİRSİZLİKTEN ANLAMA: ENTROPİ,
BEYİN VE
YAŞAM DEDİĞİMİZ ENFORMASYON AĞI
Bağlantısallık Bilimi ve Yaşamdaşlık Kültürü Perspektifinden Karl Friston Okuması (1/2)
(Yazıyı bir YZ ile bir infografik haline dönüştürdüm, bence anlaşılırlığını arttırdı-bir bakın)
Bilim tarihi çoğu zaman düzen arayışının hikâyesi olarak anlatılır. Oysa daha derine indiğimizde, bilimin esas meselesinin “düzensizlikle nasıl başa çıkılacağı” olduğunu görürüz. Fizikte bu düzensizliğin adı entropidir. Bilgi kuramında ise belirsizlik. Yaşam bilimlerinde ise öngörülemezlik. Karl Friston’un yaklaşımı tam da bu üç alanı tek bir kavramsal eksende birleştirir: Yaşam, belirsizliği azaltma çabasıdır.
Bu bakış, ilk anda teknik bir nörobilim teorisi gibi görünür. Oysa aslında çok daha derin bir şey söyler:
İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir; belirsizliği yöneten bir “canlıdır”. Canlılık enformasyon işleyebilme yetisidir.
Entropi: Düzensizlik değil, bağlantı eksikliği
Klasik anlatımda entropi, düzensizliğin ölçüsüdür. Ancak bu tanım eksiktir. Daha doğru bir ifadeyle entropi, bağlantıların zayıflaması ya da anlamlı ilişkilerin çözülmesi demektir.
Bir sistemdeki olasılıklar ne kadar dağınıksa, yani hangi durumun gerçekleşeceği ne kadar belirsizse, entropi o kadar yüksektir. Bu yalnızca fiziksel sistemler için değil, zihinsel süreçler için de geçerlidir. Anlam kuramadığımız bir dünyada yaşamak, yüksek entropili bir deneyimdir.
Friston’un katkısı burada belirginleşir: Beyin, bu belirsizliği azaltmak için evrimleşmiştir. Yani beyin bir “gerçeklik okuyucu” değil, bir entropi düzenleyicisidir.
Beyin: Gerçekliği algılamaz, kurar
Geleneksel düşünceye göre algı, dış dünyadan gelen verilerin beyne taşınmasıdır. Friston bu görüşü tersine çevirir. Ona göre beyin önce bir model kurar, sonra duyular bu modele ne kadar uyduğunu test eder.
Bu nedenle gördüğümüz şey, dış dünyanın kendisi değil; beynin o dünya hakkında kurduğu en iyi modellemedir.
Burada kritik nokta şudur:
Beyin sürekli olarak “sürprizi” azaltmaya çalışır. Sürpriz, yani beklenmeyen durum, aslında yüksek entropidir. Dolayısıyla algı dediğimiz süreç, entropiyi minimize etme sürecidir.
Bu, Bağlantısallık Bilimi açısından çok “anlamlıdır”. Çünkü anlam dediğimiz şey, rastgelelikten değil; ilişkilerin kurulmasından doğar. Beyin de tam olarak bunu yapar: Dağınık veriler arasında bağlantılar kurarak dünyayı anlamlandırır.
Serbest Enerji: Belirsizliğin yönetilebilir biçimi
Friston’un teorisinin merkezinde “serbest enerji” kavramı yer alır. Bu kavram, doğrudan entropiyi ölçmenin zorluğuna karşı geliştirilmiş bir üst sınırdır. Beyin entropiyi doğrudan hesaplayamaz; ancak serbest enerjiyi azaltarak aynı sonuca yaklaşır.
Basitçe söylemek gerekirse:
Serbest enerji ne kadar düşükse, sistem o kadar öngörülebilir ve kararlıdır.
Bu nedenle yaşamın temel eğilimi şu şekilde özetlenebilir:
Belirsizliği azalt, bağlantıları güçlendir, canlılığını sürdür.
Bu üçlü, aynı zamanda Yaşamdaşlık Kültürü’nün de temelidir. Çünkü yaşamdaşlık, yalnızca birlikte yaşamak değil; birlikte anlamlı bağlantılar kurarak var olmaktır.
Yaşam: Entropiye rağmen değil, entropiyle birlikte
Fizikte ikinci yasa bize şunu söyler: Tüm sistemler zamanla düzensizliğe gider. Yani entropi artar. Peki yaşam bu yasaya nasıl rağmen var olur?
Friston’un cevabı radikaldir:
Yaşam, entropiye karşı duran bir istisna değil; onu yöneten bir süreçtir.
Canlı sistemler, çevreleriyle sürekli etkileşim içinde olarak kendi iç düzenlerini korurlar. Yani entropiyi yok etmezler; onu dışarı aktararak ve içsel bağlantıları güçlendirerek dengelerler.
Bu noktada yaşamı şu şekilde yeniden tanımlayabiliriz:
Yaşam, bağlantılarını koruyabilen ve yenileyebilen bir enformasyon örüntüsüdür.
Bu tanım, atom merkezli klasik biyolojiden farklıdır. Burada temel yapı taşı madde değil, enformasyondur. Ve enformasyon, ancak bağlantılar içinde anlam kazanır.
Sencer Solakoğlu:
- Her gelen bakana ineğin kaç memesi olduğunu baştan anlatıyoruz!
- ‘Kepek ekin’ diyen de oldu, ‘Zarar ediyorsanız niye ekiyorsunuz?’ diye çiftçiyi küçümseyen de…
- Devlet hem hiçbir şey yapmıyor hem de çiftçiyi hor görüyor.
- Ben bunu değiştireceğim!
Sencer Solakoğlu:
- Tarım Bakanı’ndan çok umutluydum ama verdiği her vaat boşa düştü.
- Türkiye bir kıtlığa girdi ve bu devam edecek.
- Beslenme piramidi tersine döndü.
- Et fiyatlarında şubat ayında %10-15 artış ihtimali var.
CHP'li Sencer Solakoğlu:
"Küçük ve orta ölçekli üreticilerin kooperatiflerle bir araya gelip, ürettikleri ürünün katma değerinden pay aldığı bir sistem kuracağız.
Kars kaşarı, parmesandan daha kaliteli ama dünyaya satamıyoruz. Çünkü desteklenmiyor."
CHP'li Sencer Solakoğlu:
"Küçük ve orta ölçekli üreticilerin kooperatiflerle bir araya gelip, ürettikleri ürünün katma değerinden pay aldığı bir sistem kuracağız.
Kars kaşarı, parmesandan daha kaliteli ama dünyaya satamıyoruz. Çünkü desteklenmiyor."
88 yaşındaki Jane Fonda NYC’de böyle görüntülenmiş. Estetik müdahalelerle de olsa yaşından genç görünmesi bir yana hareket kabiliyeti mental sağlığı çok iyi görünüyor. 🧿 Sağlıklı yaşlanmak da bir nimet.
Yılmaz Özdil:
“Trump’ın gözüne girmek için milyarlarca dolarlık Boeing sipariş veriyoruz, hala bir tane yangın söndürme uçağımız yok.
Kendi koltuğunu sağlamlaştırmak için Boeing siparişi veriyor ama Türkiye 50 milyon dolarımız yok diye tank fabrikamızı Katar’a verdi.”
@sinanergins Evet tam da budur. Bunu anlıyanların oranı yükselsin diye onca ulu kişi ( sen dahil) çaba gösteriyor, baktılar ki oran etkili şekilde yükselmiyor, çare bireysel olarak yapabilen yapsın demek kalıyor
Kitlesel aydınlanma olmayınca yok ediciler artarak alanı kaplıyor
Yaratıcı olamayan, güzellik aramayan ve doğru bir yaşamı anlamayan kişiler sadece yok etmeyi bilir. Çatışma ve saldırı içinde kendine yer bulmaya çalışan , bir tarafın parçası olmaya çalışan kişiler yok etmeyi varlık nedenleri sanırlar. Anlayış orada yoktur. Kalp gözleri kapanmış , gözler görmez olmuş, kulaklar duymaz bir hipnoz içindedirler. Ve bu olay toplumda yer ettikçe , büyür , çok hızlı büyür! Korku her yeri sarar . Her bir taraf müthiş bir korku içindedir. Güçlü olanda güçsüz olanda. Bunun sonucu yıkım ve yok oluştur. Bu tarz dönemler de dikkat içinde olmalı. Taraf olmamalı. Kendinize dönmeli. Bunun yarattığı yannızlık sizde ki olgunluğu arttıracaktır. Sakın kimseyi yargılamayın ! Yargıladığınızın parçası olursunuz. Kendinize dönün! Kendi içinizde ki çatışma ve korkularlardan kurtulduğunuzda , sizin dünyanızda yeni bir oluşum ve insanlık oluşacaktır!
Geçmediğimiz köprüye, girmediğimiz tünele, uçmadığımız havalimanına, yatmadığımız hastaneye para ödetenler, etmediğimiz alışverişe para ödemediğimiz için pek öfkelendiler.
KARDEŞİM!
GÜZEL ÜLKEMİN, İYİLİKLERİNE İNANDIĞIM GÜZEL İNSANLARI,
CANIM YURTTAŞLARIM👇
Yaşadığımız yangın faciası, ekonomik kriz ve fakirlik, siyasetteki karmaşa, dünya savaşı çığırtkanlıkları.. ile yorulduk, biliyorum.
Bir de şöyle bakalım👇
Bu güzel ülkede, ülkemizin güzel insanlarıyla bizi nice güzel sabahlar bekliyor.
‘Her şey olur, her şey geçer; yaşam kalır”
Dönüşmek zor şeydir!
Zaten “dönüştürmek” diye bir şey yoktur, çünkü dönüşmek için istemek gerekir!
Kendinize, yaşamınıza bir bakın! Hangi güzellik emeksiz, kendiliğinden?
Ben tüm genç kardeşlerime yazayım: Bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik kendinizi geliştirmektir.
Sen kendini değerli kıl, meslek sahibi ol, sanatçı ol, bilim insanı ol, sporcu ol, tüccar ol, işçi ol..
Ne olursan ol, en iyisi ol!
Değerli ol!
Varlığın, yaptıklarınla istensin!
Tamamen iyi ya da tamamen kötü var mı !?
Kim size “dikensiz gül bahçesi” vadetti?
Siyasetçilerin “senin için, devlet adına” yaptığı seçimler istediğin gibi sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, sanıyor musun ki ertesi gün farklı bir dünyaya uyanacaksın?
Dünyayı siyasetçiler değil, herkesin kendisini her gün daha iyiye taşıması daha güzel bir yer yapar. Devlet sonuçtur ve devlet insan içindir, insan devlet için değil.
Genç kardeşim, kızım, oğlum; sen şunu düşün : “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz? Buna benim katkım ne olur? Yaşadığım dünyayı, toplumu nasıl bulduğumdan daha iyi şekilde bırakabilirim?”
Siyasetçilerin “senin için devlet adına” yaptığı tercihler sonrası kendisini, kazanmış ya da kaybetmiş hisseden herkes; aslında sen ne kazanacak ne de kaybedeceksin!
Sadece yaşıyorsun. Ve yaşadığın şu an tek, benzersiz. Zamandan daha kıymetli bir zenginliğin yok.
Ömrünü değerli kılmak siyasilerin seçimlerini izlemek değil; çalışmakla, yaşam içindeki kendin için yaptığın yaşantı seçimlerinle olacak. Küçük, başlangıçta kimsenin sezmediği, kişisel yaşantı seçimlerinle.
Başını kaldırıp bu güzel günü hisset, kendini değerli kılacak “küçücükmüş” gözüken yaşantı seçimlerini yap. Kendini değerli kıl.
Sen değişirsen, toplum da, dünya da değişir.
“Olmak” bir “tercihle” olmaz, herbiri önemsizmiş gibi gözüken sayısız yaşantı seçimleriyle yavaş yavaş olur.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” !
#Penceremdenİstanbul