Vaka: "Geriatrik Depresyon' mu, yoksa kullanım ömrü dolmuş bir beden ile ruhun sisteme karşı grevi mi?"
Danışan: 68 yaşında, emekli bir işçi. Çocukları evden taşınmış, eşiyle ya da yalnız yaşıyor. Gün boyu televizyon karşısında oturuyor, kimseyle konuşmuyor ve "Artık bu dünyada bir fazlalığım, yüküm" diyerek hayattan elini eteğini çekiyor.
Klinik teşhis: Geriatrik Depresyon (Yaşlılık Depresyonu).
Çözüm: Dozajı ayarlanmış antidepresanlar ve kendine yeni hobiler bul tavsiyeleri.
Oysa Sınıfsal Gerçek Tablo Şöyledir:
"İşe Yaramama" Hissi mi, Yoksa Kullan-At Kültürü mü?
Terapist, "Emeklilik sonrası rol kaybı yaşıyorsun, hayata karışmalısın" diyor.
Sınıfsal Gerçek: Kapitalizm, insanın değerini yalnızca artı-değer üretebilme ve tüketebilme kapasitesiyle ölçer. Gençliğini, sağlığını ve ömrünü fabrikalarda, ofislerde sisteme kar üreterek tüketmiş bir insan artık ne üretebilecek güce ne de yüksek fiyatlı ürünleri tüketecek bir maaşa sahiptir.
Analiz: Yaşlının hissettiği o fazlalık duygusu ruhsal bir yanılsama değil, sistemin ona karşı aldığı pozisyonun ta kendisidir. Sistem, enerjisini son damlasına kadar emdiği işçiyi üretkenliği bitip posası kalınca bir kenara fırlatmıştır. Yaşlılık depresyonu vadesi dolmuş bir makine parçası gibi hissettirilmenin yarattığı varoluşsal kırımdır.
Uzmanlar, "Neden bir kursa gitmiyorsun, neden kendine bir hobi edinmiyorsun?" diye soruyor.
Sınıfsal Gerçek: 15 yaşından 65 yaşına kadar haftada 6 gün, günde 10 saat sadece hayatta kalmak ve fatura ödemek için çalışan bir insana emekli olduğunda hadi hobiler edin demek sınıfsal bir körlüktür.
Analiz: Sermaye, o insanın hayatından sadece emeğini çalmamıştır elli yıl boyunca hayal kurma, oyun oynama, sadece kendisi için bir şey yapma yetilerini de dumura uğratmıştır. Hayatı boyunca sadece çalışmak üzere programlanmış bir robottan şalter indirildiğinde sanatsal bir zevk ya da neşeli bir meşgale üretmesini beklemek ikiyüzlülüktür. O derin boşluk çalınmış bir çocukluğun ve gençliğin elli yıl sonra gelen faturasıdır.
Ve son olarak "Yaşlılar torunlarıyla vakit geçirip gençleşmeli" masalı...
Sınıfsal Gerçek: Genç kuşağın (anne ve babanın) plazalarda veya fabrikalarda ucu ucuna hayatta kalabilmek için kreş parası ödeyemediği bir düzende emekli yaşlı, dinlenmesi gereken yaşta ücretsiz çocuk bakıcısı olarak sisteme yeniden eklemlenir.
Oysa yaşlı insan kendi hayatını yaşayamaz çünkü çocuklarının sınıfsal olarak hayatta kalabilmesi için kendi bedenini bir kez daha feda etmek zorundadır. Sömürü bitmez sadece nesiller arasında el değiştirir.
Liderimiz Özgür Özel, ‘YENİ Parti’mizin kuruluş evraklarını imzalayarak Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etti. 91 milletvekilimiz YENİ Parti Kurucular Kurulu’na katıldı.
Başlıyoruz!
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
ESTETİK VE POLİTİKA
Odysseia’yı sıradan bir “eve dönüş”öyküsü olarak okumak, destanın asıl politik mantığını görmemektir.
Odysseus, tipik sömürgeci mantığıyla kurbanlarını önce ucubeleştirir; canavara, dil bilmez, yasa bilmez vahşilere dönüştürür, sonra onlar üzerindeki her türlü şiddeti meşrulaştır.
Metinde geçen, gözü çıkartılan Kiklop’un, Tepegözün’ün adı “Polyphemes”dir, yani ne dediği anlaşılmayan, çok konuşan demektir. Yağmacı söylem, insan olmaktan çıkardığı kişilerin toprağını da, emeğini de, yaşamını da gasp etmeyi kendince haklı görür.
Odysseus yalnızca eve dönen bir kahraman değil, kazananların tarihini yazan ilk yağmacılardan biridir.
“Medeni” talancı, savaşı, öncelikle estetize edilmiş söylemle kazanır meydanlarda değil.
Benjamin’in dediği gibi, hiçbir uygarlık belgesi yoktur ki aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın. Odysseia da bu çelişkinin en eski metinlerinden biridir.
Asıl acı olan, Benjamin okuduğunu sanan ama çokça Heideggerci olan Türkiye solunun önemli bir bölümünün, Odysseia’yı hâlâ romantik bir “eve dönüş” anlatısı olarak okumaya devam ediyor olmasıdır.
Eve dönen her zaman kahraman değildir.
Yağmacı da evine döner. Yanında ganimetleri, köleleri ve kendisini aklayan destanıyla birlikte.
Bir umudu bile bu kadar görmezden gelmek, istenilen budur., yazı da buna hizmet ediyor. Şaka, komik ve mizah iç içe geçmiş görünebilir ama mizahın durduğu yer şaka ve komikle aynı yer değildir.
Birikim Güncel'de bugün: Levent Cantek / Bağlamını Kaybeden Şaka
"Azınlıkta kalacağını bilerek konuşmanın, sonu baştan belli olan bir meydan okumanın hikâyesi. Belki de bu yüzden hüzünlü olduğu kadar 'komik' bir yenilgi."
https://t.co/DchfNTcH8K
Değerli mezunumuz Deniz linç girişimlerine, hakkında açılan soruşturmaya rağmen memlekete dönerek haklılığını yeniden kanıtladı.
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza...
Deniz Göktaş'ın yanındayız.
#DenizGöktaş
Kemal Kılıçdaroğlu:
"Mahkeme bir karar verir, en ağır biçimde eleştirirsiniz ama ona uymanız gerekir. Benden niçin korkuyorlar? Normalleşmeye karşı çıkarım kızarlar, arınalım derim kızarlar"
https://t.co/OjR49vFPt1
Şair Şükrü Erbaş’tan Kılıçdaroğlu’na zehir zemberek mektup:
“Seni sevmeyenler bile utanmaya başladı; bomboş bir binaya girip çıkıyorsun, bu nasıl bir haz, nasıl bir ‘yüce’ görev! Partiyi sonunda gerçekten ‘CE-HA-PE’ yaptın!
Ey değer bilmez narsist! Bunca küçük adam seni neden bu kadar seviyor? Masum uykun kaldı mı kötü insanların sevinci?
Çiçek Pasajı’nda bir meyhanenin duvarına çerçeveletip asmışlardı: ‘Çan, içi boş olduğu için çok ses çıkarır.’
Çevrendeki siyaset süprüntülerine bir bakar mısın?
Ne kutsal bir görevin var: Yüz yıllık bir cumhuriyeti, kör-topal da gitse bir demokrasiyi yıkmak sana nasip oluyor, ha gayret! Cenazeni kaldıracak birkaç iyi insan kalsın hayatında. Hiçbir ölü yürüyerek girmiyor mezara!
Senin büyük görevlerin yanında sırası değil ya Kürtler, öğrenciler, emekliler, işsizler, kadınlar, eğitim, sağlık, kültür-sanat, adalet… açlık… bir cümlen var mı?”
Kemal Kılıçdaroğlu, evsiz kaldıkları için CHP Altındağ İlçe Başkanlığı’nın kentsel dönüşüm nedeniyle boşaltılan eski binasına sığınan İmam Hüseyin Kolukısa ve engelli eşi Kadriye Kolukısa’yı bugün CHP Genel Merkezi’nde kabul etti.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun okuduğu bilinen BirGün gazetesinde yayımlanan açık mektuplara şair Şükrü Erbaş da katıldı.
"Kaymakla dibi bulmak arasında uzun mesafe yoktur. Siz dibi buldunuz ama yine de kulağınızda olsun istedim.
Size birileri 3000 yıl sonra Truva Atı görevi verdi. Bu hile 3000 yıl önce zekiceydi ama bugün Truva Atı'nın içinde yalnızca siz varsınız ve bu çok zavallı bir hile.
Kaldı ki siz bu zeki hileye bile itibar etmeden akıl almaz bir kaba şiddetle 'evinize' girmeye çalıştınız! Ne büyük utanç!
13 yıl boyunca arkanızda 100 yıllık bir büyük yapı varken yapamadığınız ne var da şimdi yanınızda üç muhteristen başka kimse yokken yapacaksınız?
Benim ve çocuklarımın geleceğini siz nasıl hırslarınız için, bir başka kötülük örgütlenmesine peşkeş çekmeye cüret edebiliyorsunuz?
Toplum ve partinizin tabanı sizi istemedi. Hepsi bu. Bunda anlaşılmayacak ne var?
İçinde büyüdüğünüz o olağanüstü kültürün dünyaya öğrettiği en yüce erdem utanma duygusu iken siz nasıl böyle düşkün birisi oldunuz?
Bir başka basit soru, ölümü hiç düşünüyor musunuz?
Siz, yaşınız gereği '68 kuşağı'ndan sayılırsınız. Zerre kadar fikretseydiniz, bugün yaptığınızın Deniz-Yusuf-Hüseyin'i bir daha asmak olduğunu görürdünüz. Bu nasıl bir kör bilinç!
Bir başka tuhaflık da siyasi hayatınız boyunca sizi aşağılayan herkes şimdi alkışlıyor. Nasıl olur da bunu size verilmiş bir değer sanırsınız?
İnebileceğiniz çukurları düşündükçe bu kayıtsızlık ürküntü veriyor.
Sizinle hiçbir sorunum, ilişkim yok, olamaz.
Sorun, ülkenin temel demokrasi-özgürlük-adalet ve insan hakları sütunlarına baltayla saldıranlarla sizin de saldırmaya başlamanızdır.
Siz 'koçbaşı' olmaya talip oldunuz ama bu çok acıklı bir seçim.
Hem gücünüz yok, hem yıkacağınız sur çok sağlam, hem de o surun içinde oturarak bu yapılamaz.
Koçbaşıyla dışarıdan içeriye saldırılır değil mi?
Sizin durumunuz için siyasi ölü kavramı kullanılır bilirsiniz.
Ölümünüz hayırlı olsun!"
(BirGün)
Özgür Özel:
"Açık konuşalım. Türkiye’de yıllardır kurgulanan bir düzen var. Bu düzen, değişmeyen aktörleri, siyasetçileri dayatan bir düzendir.
Müesses Nizam, kendi siyaset kurgusu bozulmasın istemektedir. Bu kurguda da CHP’ye de bir yer tarif edilmektedir. Kimi, ‘Derin devlet’, kimi ‘Devlet aklı’ diyerek bu düzeni savunmaktadır.
Bir avuç insanın menfaatine derin kılıflar uydurulmaktadır. Bugünün Müesses Nizamı, AK Parti'nin Kara Düzeni’dir. Müesses Nizamın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbiriyle karşıt hale gelmiştir."
Bu memleketi, bir avuç insanın çıkar hesaplarına teslim etmeyeceğiz.
Yarın Ankara İl Başkanlığımızın önünde bir arada, omuz omuzayız.
Herkesi bayramlaşmaya bekliyoruz.
Cumartesi | 14.00
Ankara İl Başkanlığımız
Kızılay / Milli Müdafa Caddesi