Başörtülüler karargâhtan içeri giremiyordu. Şimdi komutanların eşleri olarak karargâhta baş köşedeler!
Nereden nereye?
Bu, şaka değil, gerçek!
Hamdolsun!
O depremzedelerin ahını almayacaktınız kardeşim!
6.1 Milyar TL işlem hacmi var.
Bahis sitelerine giden milyonlar var, Masak raporunda her şey kapak gibi anlatılıyor.
https://t.co/CcA7iZFn8V
Milletimiz enkazda 'Sesimizi duyan yok mu?' diye feryat ederken deprem bölgesinde gece gündüz çalışan İslamî vakıflara ve devlet kuruluşlarına itibar suikastı yapıp insanların paralarını Ahbap'a göndermelerine sebep olan kim varsa bu soyguna ortaktır ve hepsi hesap vermelidir.
Siyasette ve medyada hangi hikayenin görünür kılındığı, en az o hikayenin kendisi kadar politiktir.
Haber değeri olmayan, yüzünü bile görmediğimiz bir kadının “başörtüsünü çıkardığı anı” anlatan bu içerik, bireysel bir deneyim gibi sunulmuş. “Rüzgarı ilk kez hissetmek, kulakların üşümesi” gibi romantik detaylarla sembolik bir “özgürleşme” anlatısı inşa edilmiş, ideolojik bir çerçeve ile paketlenmiş.
Bu hesap bio’sunda “Deutsche Welle öncülüğünde; BBC, France 24 ve Voice of America iş birliği ile” yayın yaptığını söylüyor. İşte bu küresel medya aktörleri, haber üretirken yalnızca “olanı” aktarmıyor; aynı zamanda “nasıl bir dünya tahayyül edilmesi gerektiğini” de çerçeveliyor. Bu yüzden belirli deneyimler estetize edilirken, bazıları sistematik olarak görünmez kılınıyor.
Hiçbirimiz “uzun bir içsel arayıştan sonra başını örtmeye karar veren bir kadının hikayesine” rastlamıyoruz bu hesaplarda. Çünkü bu hikayeler, kurulmak istenen anlatıya hizmet etmiyor.
Hangi hikayenin görünür kılındığı, hangisinin sessizce dışarıda bırakıldığı başlı başına ideolojik bir tercihtir. Bosch reklamı da tam olarak böyleydi. Kendi hikayemizi kurma iradesini devam ettirebilmek için önce bu sosyolojik mühendisliğin yumuşak araçlarını farketmek zorundayız.
Katar Eğitim Bakanı Lulve El Hatır, Batı ülkelerine seslendi:
Müslüman ve Arap bir kadın olarak söylüyorum. Bizim adımıza konuşmayı ve bizi hastalıklı ajandalarınıza bahane etmeyi bırakın.
Kimse sizin tarafınızdan 'özgürleştirilmek' istemiyor. Tek ihtiyacımız bizi kendi halimize bırakmanız ve silah şirketleri için savaş çıkarmaktan vazgeçmenizdir.
Okul başarısızlığınızın ve Hollywood tabanlı eğitiminizin bedeli biz değiliz. Dünya bir film ya da 'Call of Duty' oyunu değil, bizler gerçek insan ruhlarıyız.
Okullarımızı bombalamayı ve hayatlarımızı yıkmayı durdurun. Bizi özgürleştirmeye çalışmazsanız biz zaten gayet iyi olacağız.
Açıklanmayan silahlarımız olduğu gerçeğine inanmaya başladım. Mesela Bayraktar K2 yeni duyruldu. Proje, test, prototip falan hiç görmedik. Yapmışlar bitirmişler sürü halinde uçarken, hedefi tam isabetle vurduğu videoyu paylaştılar. Bir de K1 yoksa bunun adı niye K2?
kemal sunal filmleri günde on kere kırk tekrar yayınlanırken şu belgeseli televizyonlarında bir kere bile yayınlanmayan tv yöneticilerinin kanından şüphe ederim
Her yerde haber aynı şekilde veriliyor ama kimse asal sayıyı bulmak için kullandıkları yöntemden dolayı kabul edildiklerinden, asal sayı bulmak için yeni bir yöntemi keşfettiklerinden bahsetmiyor.
İnsanlar doğal olarak bilgisayar ile dakikalar içinde aynı asal sayıları ve çok daha fazlasını bulabileceklerini bildiğinden dalga geçiyor. Oysa ki durum bambaşka.
En büyük asal sayıyı bulan kişi 2 milyon dolardan fazla para harcayıp 17 farklı ülkedeki veri merkezini kullanıyor. Bu haberdeki değerli arkadaşlarımız da tek tek denemek yerine yeni bir yöntem geliştirip bu sayıyı 'tesadüfen' değil, nokta atışı bir formülle buldular. OEIS (Dünya Matematik Arşivi) tarafından tescillenen şey de bir 'sayı' değil, o sayıyı üreten 'A377194' numaralı yeni matematiksel dizi.
Bilgisayarın kaba kuvvetiyle değil, zekanın zarif dokunuşuyla kazandılar. Mesele samanlıkta iğne bulmak değil; iğnelerin nerede toplandığını gösteren o mıknatısı (Geometrik Asal Polinom) icat etmek. Gençleri vizyonsuzca eleştirmek yerine, literatüre giren bu akademik başarıyı alkışlamalıyız.
90’lar çok güzeldi, herkes çok mutluydu” diyorlar.
On binlerce lira verip Tarkan konserine gittiklerinde, Türkiye’nin geri kalanının da 1 günlüğüne çok mutlu olduğunu düşünüyorlar.
İşte onların özlediği 90’lar bu;
başı kapalı diye muayene edilmeyenler, “emir böyle” denerek kapıdan çevrilenler ve ölüme terk edilenler…
Herkes görsün, unutanlar tekrar hatırlasın!
Başörtüsü serbestliği kararından hemen sonra Nişantaşı ve Bağdat Caddesi'nde kadınlarla yapılan röportajlar, laiklik yanlılarının sözde özgürlükçülüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor... (2013)
28 şubat benim gibi eski solcuların kırılma noktasıdır .
Kızlar saçlarından sürüklenerek götürüldüğünde nerdeydi acaba bu sol kadın örgütleri ?
Tek işleri lg*t !
Kadın kalmayınca ne iş yapacaksınız
acaba ?
Bu videoyu kaç defa izlemişimdir bilmiyorum. Kalbinde zerre iman olan insanın bu vaazdan etklenmemesi imkansız. Zira bir gün her şeyin yok olacağı dünyanın sonunun geleceği muhakkak. Ve sen kendi akıbetini bilmiyorsun. Allah sûbhanehu canımızı mümin olarak alsın.