Rusya rafinerileri darbe akdıkça motorin ayrı bir konu oldu.
Bizdeki durum nedir bahsedelim:
Motorinde On Yıllık Dönüşüm.
Türkiye ekonomisinin gerçek yakıtı motorindir; kamyonu, traktörü ve lojistik zincirinin tamamını o taşır.
On yıl önce bu bağımlılığın ciddi bir zaafı vardı: tüketilen motorinin yüzde 70'e yakını ithal ediliyordu.
2016 yılında 22,3 milyon tonluk tüketimin yalnızca 9,5 milyon tonu yerli rafinerilerden çıkıyordu.
Rafineri yatırımları ne getirdi:
Tüpraş'ın İzmit'teki dönüşüm ünitesi ağır ürünleri motorine çevirmeye başladı; 2018 sonunda devreye giren STAR Rafinerisi ise denkleme yıllık 10 milyon tonluk ham petrol işleme kapasitesi ekledi.
2025 itibarıyla yurt içi motorin satışları 27,1 milyon tona, yerli üretim ise 16,9 milyon tona ulaştı.
Tüketim on yılda kabaca üçte bir büyürken üretim iki katına yaklaştı. İthalatın tüketim içindeki payı% 70 bandından %40'lara indi.
Açık tamamen kapanmadı; aradaki fark hâlâ ithalatla, ağırlıklı olarak Rusya'dan karşılanıyor.
Ancak yinede 10 yıl öncesine göre bir ülkenin en kritik yakıtında dışa bağımlılığının yarıya indirmesi, cari dengeye ve arz güvenliğine doğrudan yazılan önemli bir stratejik bir kazanımdır.
🇦🇷 Aynı rakip.
🔵 Aynı mavi forma.
🔢 Aynı 22 numara.
🖤💙 Aynı Inter kaptanlık ruhu.
🤝 Javier Zanetti (1998) — Lautaro Martínez (2026)
Futbolun yazdığı senaryo gerçekten akıl almaz.
Şimdi çok daha yüksek sesle...
DUSAAAN 🙌 DUSAAAAN 🙌
DUSAAAN 🙌 DUSAAAAN 🙌
Kazanılan kupaların parıltısına aldanıp, o kupalara giden yolda akıtılan teri görmeyenler; kaybedilen finalleri küçümseyen vizyonsuzluklarında boğulabilir. Ancak Beşiktaş basketbolunun hikâyesini bilenler, bu yolculuğun gerçek değerini çok iyi bilir.
Bu takım hiçbir başarıyı tesadüfen elde etmedi. Her sezon üzerine koyarak, her kaybedilen finalden ders çıkararak, tırnaklarıyla kazıya kazıya bugünlere ulaştı.
Bugün Avrupa'nın en büyük sahnesine başımız dik, yüreğimizde büyük bir iddia ve sarsılmaz bir inançla adım atıyorsak; bu, bize yeniden hayal kurdurduğun, Beşiktaş'ı küllerinden ayağa kaldırıp yeniden bir basketbol ekolüne dönüştürdüğün ve finalleri bu kulübün karakterinin ayrılmaz bir parçası hâline getirdiğin içindir.
Şimdi, tırnaklarınla kazıdığın o yolda, ait olduğumuz yerdeyiz.
En büyük teşekkürü sana borçluyuz!
Yazık, çok yazık... Montella'nın yanlış kararlarının esiri olup hüsranla eve dönüyoruz. Montella, Avustralya gibi vasat altı ve yetenek fukarası bir takıma karşı kaybederken yaptığı hatalardan ders almayıp takımı Paraguay maçında da santrforsuz oynatarak bırakın futbolu muhakemesinin de bu işi yapma yeterliliğine sahip olmadığını gösterdi.
Apocalyptic bird nest.
A Russian glide bomb knocks down a tree in Donbas. From the shattered branches rolls out a tiny bird’s nest.
Made of drone fiber-optic cable.
Source: Oleg Malchenko
Sais-tu pourquoi toutes les guerres portent le nom du pays attaqué ?
– Guerre du Vietnam
– Guerre de Corée
– Guerre d’Irak
– Guerre d’Iran…
Parce que si elles portaient le nom du pays agresseur, elles s’appelleraient toutes la Guerre des États-Unis !
Right now you’re largely experiencing the economy from a time when the Strait of Hormuz was open, because it takes many weeks for oil tankers to traverse the seas. You still experience the Strait as open, even though it’s been closed for weeks. But once that reality hits…
Lucescu’yla ilgili birkaç satır yazıp ona veda etmek lazım.
Yeni kuşak bilmez belki ama izlediğimiz en iyi birkaç Beşiktaş’tan biriydi. Üstelik bunu diğer iki rakibinin yarı bütçesiyle yapmıştı.
O sene erteleme maçında mağlup olmasak tarihimizin ikinci namağlup şampiyonluğunu alacaktık. UEFA Kupası’nda çeyrek final gördük. Ertesi sene, 2003-2004 sezonuna fırtına gibi girdik, ligin ilk yarısını namağlup kapatıp 11 puanda farkla lider bitirmiştik. ŞL’de (her Beşiktaşlının travmasıdır) sağ altta küçük ekranda, uzatmalarda Sparta Prag’ın Lazio’ya orta sahadan attığı gol ile gruplardan çıkamamıştık; Beşiktaş için dönüm noktalarından biridir.
Sonra ne oldu?
Hani yapı diye meşhur bir şey çıktı ya, işte o yapının geçmişine inelim:
Yayıncı kuruluşta bağırıyorlardı “Beşiktaş böyle giderse biz kime dekoder satacağız?”
İşte iki takımlı lig planı o zaman başladı.
Ligin 2. yarısı başladı, Samsunspor maçı 6 oyuncumuz kırmızı kart gördü ve o maçla beraber düğmeye basıldı.
Mesele, geri kalan 4 kırmızı kart değildi; öyle bir takımdık ki 10 kişi ile beraberliği yakalamıştık 9 kişi kaldık; o halde bile çata çat gidiyordu oyun. Ama mesele sinirlerle oynamaktı, hiçbir takımın sahasında olamayacak olaylar oldu o gün; var mı örneği bilmiyorum: modern zamanlarda şampiyonluğa giden bir takımın kendi sahasında 6 kırmızı kart gördüğü örnek?
O sezon bir de Ankaragücü maçı var aklımda, inanılmaz bir operasyon dönüyordu. Sonrasında ne yönetim kaldı ne hoca. O sezonu, şimdilerde “yapı” kelimesinin mucidi olan camia şampiyon kapattı; gördüğüm en şaibeli sezon o sezondur.
Lucescu çok önemli bir şey söylemişti:
“Çavuşesku döneminin Rumen ligi, Türk liginden daha temizdi!”
Sonra hoca Shaktar’a gitti; bir efsane yarattı. Avrupa kupası aldı, milyonlarca dolarlık satışlar yapan, sürekli ŞL oynayan bir ekol kuruldu orada.
Bu ekol Türkiye’de olacaktı; müsaade edilmedi. Üstelik bu ekol, tek başına Beşiktaş’ı değil FB ve GS’yi de yukarı çekecekti. Olmadı, futbol kapitale, günlük siyasete alet oldu. O gün kime ne havuç verildiyse sonra geri alındı.
Bu sistem bugün de devam ediyor ve hala futbolumuzda bir Shaktar yok.
Lucescu sıradan bir adam değildi, bir dönemeçte şarampole yuvarlanan Türk futbolunu en ön koltukta izlerken bizi uyaran bir futbol dehasıydı.
Elveda Luce ⚫️⚪️
Arne Slot, Steven Gerrard gibi isimler Liverpool’u savunmuyor, Futbolu savunuyor. Futbolu hep birlikte korumamız lazım, futbol bu değil diyor.
Sen ise senelerdir yatarak, kendini yere atarak, hakemleri kandırarak ligde başarılı olan, Avrupa’da ise rezil olan bir takımı savunuyorsun.
BIST yatırımcıları için faydalı olacağını düşündüğüm altın değerinde bazı bilgiler:
1. Burası güçlü destek buradan aşağı düşmez (DÜŞECEK)
2. Hissemde %10 kar var ama satmayım %50 olacak (HEMEN SAT)
3. Teknoloji şirketleri hissesi aldım (Teknoloji şirketimiz yok, sat)
🇹🇷🚬 You never know when or where Turks will smoke.
🚬 While catching a pig with their bare hands
🚬 While experiencing a coup attempt in the country
🚬 While going on a military operation
🚬 While being pulled from the rubble after an earthquake
“Teraziyi Kim Tuttu?”
Güzel bir ülkede, kimsenin çok konuşmadığı ama herkesin sırtına yük bindiren bir meslek grubu vardı.
Onlar sayıları saymaz, sayılmayanları bulurdu.
Gece ışıklar kapandığında çalışır, gündüz herkes uyanıkken hesap verirdi.
Uzun zamandır bir beklentileri vardı:
Yaptıkları işin ağırlığıyla orantılı bir karşılık.
Ne fazlası, ne eksiği.
Sadece hak edilen.
Bu beklenti konuşulmaya başlandığında, iki farklı ses yükseldi.
Birincisi sakindi.
“Elbette herkes değerlidir,” diyordu,
“ama emeğin değeri, yapılan işin sorumluluğuyla ölçülür.
Eşitlik, herkese aynı vermek değil;
hak edene hakkını vermektir.”
Bu ses teraziyi tutuyordu.
Bir kefede liyakat,
diğer kefede adalet vardı.
İkinci ses ise daha gürdü.
Kalabalıkların arasından konuşuyor,
mikrofonu elinden bırakmıyordu.
“Durun!” diyordu,
“Birine fazla verirsek düzen bozulur.
Herkes aynı olmalı.
Fark oluşursa adalet zedelenir.”
Bu sözler,
normalde hakkı savunması beklenen bir yerden gelince
herkes bir an durup düşündü.
Çünkü garip bir mantık vardı ortada:
Çok çalışanla az çalışan arasındaki farkı yok etmek,
adalet sayılıyordu.
Kalabalıktan biri fısıldadı:
“Demek ki bu ülkede adalet,
kimsenin rahatsız olmamasıymış.
Rahatsız olanlar zaten yıllardır sayılmıyormuş.”
Hikâye burada biraz komikleşti.
Çünkü hak almak için kurulan yapı,
hak verilmemesi için( @_aliyalcin_ )gerekçe üretmeye başlamıştı.
Teraziyi tutan ses yeniden konuştu:
“Biz kimsenin önüne geçmek istemiyoruz.
Sadece görünmez olmaktan çıkmak istiyoruz.
Liyakat adaleti bozmaz;
liyakat yok sayılırsa adalet çoktan bozulmuştur.”
Mikrofonu tutan ses bir an sustu.
Ama kalabalık artık susmuyordu.
O günden sonra herkes şunu fark etti:
Bir ülkede adalet,
teraziyi kimin tuttuğundan çok,
kimin tartıldığıyla ilgilidir.
Ve bazen,
en çok yük taşıyanlar,
en hafif sayılanlardır.
Ve artık mesele terazinin bozulması değildi.
Mesele, bozuk olduğunu bilenlerin susmasıydı.
Adalet, herkes rahat etsin diye eğilmez.
Eğiliyorsa, orada artık adalet yoktur.
Teraziyi tutamayanlar,
onu devirmekten söz etmeye başladığında
en ağır yük yine
en çok taşıyanların omzuna biner...
@avabdullahguler@mehmedmus@MKalayci42@ifarukaksu