Öcalan istediği her şeyi söylesin ama kimse Öcalan’a tek laf etmesin... Yıllar boyunca verdiği demeçler ortada. İnsan en azından, “Öcalan’ın bu sözlerine katılmıyoruz” der. Bunu söylemek bu kadar mı zor?Ama bunun yerine, “Siz kimsiniz de Öcalan’ı eleştiriyorsunuz?” deniyor.
Ayşe Hanım, bizler siyasetlerini, tarihlerini anlatıyoruz, anlatacağız. Onlar da boş durmayıp “biz de ahlakımızı gösterelim ne olduğumuz tam anlaşılsın!” diyorlar sağ olsunlar.
Ama şerrinize kimse boyun eğmez. Hakikati sahipsiz, haysiyeti boynu eğik bırakmayacağız. Göreceksiniz!
KENDİ SIRÇA KÖŞKTE OTURAN BAŞKASININ CAMINA TAŞ ATMAMALI
Son dönemde "SÜRECEK" eleştirileri ile gündeme damgasını vuran (o hiç vurgulamasa bile saldırılarda "Kürt bile değil" dendiği için ben izni olmadan belirtiyorum) Dersimli Kızılbaş Kürt akademisyen (uzmanlığı da soykırım alanındandır) Yektan Türkyılmaz'ı güya itibarsızlaştırmak için Gülen Cemaati ile ilişkilendirmeye çalışan Apocu Hareket mensuplarına Abdullah Öcalan'ın 18 Mart 2013 tarihli İmralı Zabıtları, s. 42'deki şu ifadeleri hatırlatırım. Zabıtlarda Taraf gazetesi de haberciliği ile övülüyor bu arada. Yektan Türkyılmaz'ın ise Gülen ve Taraf'la ilişkisi olmadığı gibi, eleştirilerine cevap vermek yerine kişiliğini hedef almak "ad hominem" diye bilinen en berbat mugalata türlerindendir. Bu yönteme, içeriğe verecek cevabı olmayan zavallılar tevessül eder.
Devlet, Öcalan’ı kendisine karşı işlediğini düşündüğü suçlar nedeniyle yargıladı ve İmralı’ya kapattı. Yani devletin Öcalan’ı kendi adına yargılayabileceği bir hukuku, mahkemesi ve cezalandırma mekanizması vardı ve bunu işletti. (adil veya değil)
Peki Kürtler, kendilerine ödettiği bütün bu bedellerin hesabını Öcalan’dan nasıl soracak?
Binlerce Kürt gencini özgürlük ve bağımsızlık vaadiyle ölüme göndermenin, kaybedilen kuşakların, mezarsız bırakılan çocukların,
aileleri mezarsız bir yasa mahkum etmenin, bir milletin yarım yüzyılını tüketmenin ve sonunda uğruna bunca bedel ödenen ulusal vaatlerin terk edilmesinin hesabı nasıl sorulacak?
Üstelik İmralı artık onun cezasından çok siyasal itibar sigortası,Öcalan’ı Kürt milletinin karşısında sınanmaktan ve hesap vermekten koruyan bir dokunulmazlık zırhı.
Yöntem ne bilmiyorum ama Kürtler kendi hakikatiyle bu kutsallığı parçalamalı artık. Öcalan’ın etrafında kurulan dokunulmazlığı yıkmalı, Apoculuğu düşünsel ve siyasal olarak tarihe gömmeli.Öcalan da bunu hayattayken görmeli.İradesine el koyduğu milletin kendi aklını geri aldığını, artık önünde eğilmediğini ve kendisini bir kurtarıcı olarak değil, yarattığı ağır tarihsel yıkımın sorumlusu olarak yargıladığını…
“İnanıyoruz ki milletçe provokasyonlara gelmeyecek, bir devlet politikası olan terörsüz Türkiye hedefi, Türk siyasetinin başarısı, inşallah da topyekün milletimizin eseri olacaktır.
Hep birlikte Türk milletiyiz, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’yiz.”
Bahçeli, “Bu süreçten geri dönüş yok” diyor. E, geri dönüş yoksa kim neyi sabote edecek?
Süreç geri döndürülemeyecek kadar sağlamsa bu “sabotaj” paniği neden? Bir süreci ancak onun gerçek aktörleri bozabilir. Masanın dışında kalan insanların karar yetkisi, silahlı gücü, yasal düzenlemeleri durduracak makamı veya tarafları masadan kaldırabilecek veto kapasitesi yok. Kısacası süreci bozabilecek olanlar yine masada oturanlar.
Burdan da anlaşılıyor ki “sabotaj” ve “sabotajcılar” söylemi bilinçli olarak üretilip dolaşıma sokuluyor. Çünkü bu söylemin işlevi başka: Bugün eleştiriyi susturmak, yarın başarısızlığın suçlusunu hazır etmek.
Devlet yükümlülüklerini yerine getirmezse sorumlusu devlet değil, eleştiren aydınlar olacak. Kürtler hiçbir hak elde edemezse bunun hesabı masadaki aktörlerden değil, “süreci zehirleyen” muhaliflerden sorulacak. Böylece devlet de örgüt de aldıkları kararların ve ortaya çıkacak sonucun sorumluluğundan kurtulacak.
Önce hayali süreç karşıtları üretildi, şimdi de sabotajcılar.
Süreci bozabilecek güç masada, fakat suçlanacak insanlar şimdiden masanın dışında seçiliyor. Bu kadar ısrarlı bir sabotaj söylemi, kaygıdan çok hazırlığa benziyor.
Bahçeli’den “Terörsüz Türkiye” uyarısı: Sabotaj planı devrede
🔶 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecinin kritik bir aşamaya geldiğini belirterek, süreci sabote etmeye yönelik girişimlerin devrede olduğunu söyledi.
https://t.co/erRttUSmMn
Öcalan 40 yıldır tüm konuşma ve yazılarında Kürtleri aşağılıyor. Örgütü feshettiği yazıda bile Kürtler çöp karakteridir dedi.
Öcalan hiçbir zaman Kürtçe bir kitap okumamış Kürtlüğün hiçbir şeyiyle gurur duyup övmemiştir.
Yüzbinlerin bu figürde ısrarı bilimsel analize muhtaçtır.
Ne Öcalan’mış ama… Her şeyi biliyor, her dönemi biliyor, tarihten siyasete, toplumdan sosyolojiye her konuda söylenecek en doğru sözü yine o söylüyor. Bilmediği bir şey varsa da sorun değil, bilmeden söylediği bile o konuda söylenebilecek en derin, en harikulade, en ufuk açıcı söz oluveriyor. Ağzından çıkan her cümlede ayrı bir hikmet, her tespitinde ayrı bir keramet aranıyor. Yanılması mümkün değil, eksik bilmesi mümkün değil, saçmalaması zaten ihtimal dışı. Söylediyse mutlaka biz fanilerin henüz idrak edemediğimiz bir tarafı vardır. Peygamber gibi mübarek.
İlginç bir tarih yöntemi gerçekten. Kürtlerin çoğunlukta olduğu her ilde Alevi köyü yoksa Alevilik Kürt inancı olamazmış. Bu mantıkla bir inancın bir millete ait olabilmesi için o milletin yaşadığı bütün coğrafyaya eşit biçimde dağılması gerekiyor herhalde. Kürtlerin tarih boyunca tek bir dine mensup olmadığını ve Kürt Aleviliğinin bütün Kürdistan’a değil, belirli bir tarihsel coğrafyaya yayıldığını hesaba katmaya gerek yok tabii. İl haritasından dinler tarihi çıkarmak gerçekten yaratıcı bir yöntem.
Öcalan’ın hiçbir çelişkisi çıplak haliyle görülemiyor,çünkü önünde sürekli çalışan bir aklama ordusu var. Aleviliğe uydurma dediğinde dahi bağlam buluyorlar, Yavuz–İdris-i Bitlisî ittifakını övdüğünde tarih dersi diyorlar, Alevilere ihtiyaç duyulduğunda ise Aleviler sürecin kalbindeler diyerek cilalıyorlar.
Bu tam olarak Aleviliğin örgütsel ve ideolojik sömürgeleştirilmesi. Daha utanç verici olan ise kendisini Alevi diye tanımlayanların kendi inançlarının hafızasını değil Öcalan’ın itibarını korumak için sıraya girmesi.
Öcalan ne Kürt milletidir ne Aleviliğin hakikat ölçüsüdür. Bir adamı temiz tutmak uğruna bir milletin onurunu ve bir inancın hafızasını bu denli kirletemezsiniz. Ama siz cilalamaya devam edin,biz de cilayı kazıyıp altındaki sözleri göstermeye devam edeceğiz.
Savunduğunuz şeyhiniz,Türk devlet aklına yaranmak ve devletle kurduğu yeni uzlaşmayı meşrulaştırmak uğruna, başta Dersimli atalarımız olmak üzere mezarı bile olmayan Kürt atalarımıza ve onların direnişlerine aşağılayıcı bir dille saldırırken sesiniz çıkmamıştı.
Şimdi kalkmış Dersim’in hafıza bekçiliğine soyunup bize tarih ve ahlak dersi veriyorsunuz. Önce şeyhinizin karşısında iki saniye doğrulacak cesareti bulunda öyle ahlak dersi versin. Çünkü dün sustuğunuz yerde bugün kabadayılık yapmanız omurga değil, ucuz mürit gösterisi.
Bir de cevap veremeyince utanmadan bana hayali bir Kemalist kimlik biçmişsiniz. Çünkü sizin dar siyasal dünyanızda yalnızca iki tür Kürt var: Öcalan’a biat eden makbul Kürt ve onu eleştiren Kemalist. Öcalan’a tapmayan bağımsız bir Kürt Alevisinin varlığını akıllarınız almıyor.
Söylim, ne benim Kürtlüğüm sizin şeyhinizden onay alır ne de Aleviliğim sizin müridlik ölçünüze sığar. Şimdi Dersim’i Öcalan’a kalkan yapmayı bırakın da önce onun karşısında iki dakika doğrulacak omurgayı gösterin.
Bir siyasal figürün bir sözünü eleştirmek başka şeydir; olmayan ya da bağlamından kopartılmış sözden hareketle yarım asırlık siyasal çizgiyi “Alevi düşmanlığı” diye paketlemek başka şey.
Dersim’i de Sayın Öcalan’a “kalkan” yapmak için değil, tam tersine Aleviler adına ahlak ve tarih dersi vermeye kalkışanların seçici hafızasını göstermek için hatırlattım. Konu tam da burada Dersim’dir. Çünkü Alevilik adına konuşuyorsan, hangi tarihsel suç karşısında ses yükseltip hangisinin karşısında sustuğun senin siyasal pozisyonunu ele verir.
Yavuz–İdris-i Bitlisi ittifakının belirli bir tarihsel bağlamdaki rolünü “önemli” olarak nitelemek, Yavuz’un Alevilere yönelik siyasetini kutsamakla aynı şey değildir. Tarihsel bir ittifakın Kürt tarihi bakımından sonuçlarını değerlendirmek başka, Yavuz’un Alevilere yönelik politikasını meşrulaştırmak başka. Bu ikisini bilerek birbirine eşitlemek eleştiri değil, siyasi manipülasyondur.
Üstelik bana “Dersim’i kullanma” diyecek son kişiler, Dersim’in hafızasını yalnızca kendi siyasal hesaplarına uyduğu zaman hatırlayanlardır. 1937–38’de Dersim’i bombalayan, insanları idam eden ve sürgüne gönderen devlet aklı söz konusu olduğunda gösterilmeyen hassasiyetin bugün Alevilik adına Sayın Öcalan üzerinden seferber edilmesi benim tam olarak itiraz ettiğim çelişkidir.
Ben Dersim’i senden de, 53 imzacıdan da öğrenmeyeceğim. Dersim benim için polemik malzemesi değil, halkımın hafızasıdır. O hafızanın hangi bölümünü konuşup hangi bölümünü susturacağıma da kimse karar veremez.
Bir de “omurga”, “ahlak”, “ar” dersi vermişsin. Ahlak, yalnızca siyasi rakibinin sözleri karşısında hatırlanan bir meziyet değildir. Ahlak biraz da kendi mahallene dönüp aynı soruları sorabilme cesaretidir. Yavuz konusunda gösterdiğin hassasiyeti Dersim’in failleri ve onları yıllarca aklayan siyasal gelenek karşısında da göster; ondan sonra bana ahlaktan ve omurgadan söz et.
Bakırhan’ın rezaletinden sonra yükselen Alevi tepkisini görünmez kılmak için şimdi de “süreci sabote ediyorlar” yalanına sarıldılar. Alevilerin bir tarihsel referansa itirazı hangi mekanizmayla süreci bozacak? Aleviler masanın tarafı mı, silahlı aktör mü, yasa çıkarma yetkisine mi sahip?
Bir sürecin kim tarafından ve nasıl bozulabileceğini bile kavrayamayanlar, önlerine gelen herkese “sabotajcı” etiketi yapıştırıyor.
Devlet, yıllarca askeri yöntemlerle tasfiye edemediği PKK’ye, örgütün ve Öcalan’ın kendi kararıyla silah bıraktırdı,üstelik henüz bunun karşılığında Kürt milletine somut ve güvence altına alınmış bir hak vermeden. Öcalan ile örgüt bu hatta uyumlu, devlet de tarihinin belki en düşük maliyetli stratejik sonucunu almış durumda. Devlet bu kazancı birkaç Alevinin itirazı yüzünden neden çöpe atsın? Böyle bir karar alınırsa da sorumlusu eleştirenler değil, masadaki aktörler olur.
Yani sizin “sabotaj” dediğiniz şey sürecin bozulması değil, Öcalan’ın adının Alevilerin önünde tartışmaya açılması. Aleviler susarsa barışçı, konuşursa provokatör,Öcalan yanlış yaparsa bağlam, itiraz edilirse sabotaj… Bütün siyasal aklınız bir adamı korumaya ayarlı.
Ama bu kez işiniz zor.
Ben de Kürt ve Aleviyim. 53 kişi bütün Aleviler adına konuşamaz, doğru ama “Ben Dersimliyim” diyen tek bir kişi de benim adıma konuşamaz Öcalanı aklayamaz. Hele Dersim’in hafızasını Öcalan’a kalkan hiç yapamaz.
Kaldıki bildirgenin konusu Dersim değil, Öcalan’ın Yavuz–İdris-i Bitlisî ittifakını olumlayan sözü. Buna cevap vermek yerine Dersim’i ortaya sürmek düpedüz konu saptırmak.
“Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakı çok önemlidir” diyen de Alevi geleneğini “uydurma” olarak niteleyen de Öcalan’ın kendisi. Bir tık ötede duran metne rağmen hâlâ “söylemedi” diyebilmek için siyasi aidiyetin hakikatle ciddi bir kavgaya tutuşmuş olması gerekir.
Ya da hakikati bu kadar bükebilmek için insanın önce kendi omurgasını teslim etmesi gerekir.
Oysa bir Alevi olarak yapmanız gereken bu sözlere karşı ahlaki bir tavır göstermek. Ama bunun yerine bir Dersimli olarak Dersim’i
Öcalan’a kalkan yapmayı tercih ediyorsunuz. Az biraz ahlaki tavır, az biraz cesaret, az biraz arınız olsun.
“53 Alevi aydın” imzası, 53 kişinin siyasal tutumunu gösterir; milyonlarca Alevinin iradesini değil. Alevilik adına konuşma iddiasında bulunanların önce Alevilerin tarihsel hafızasıyla nasıl bir ilişki kurduklarına bakmak gerekir.
Bu hafıza yalnızca Kerbela’dan, Yavuz’dan, Osmanlı’dan ibaret değildir. Koçgiri’yi görmeden, 1937–38 Dersim’i ve Seyit Rıza’nın idamını konuşmadan, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Gazi’yi hatırlamadan Alevilerin devletle kurduğu tarihsel ilişkinin hikayesi anlatılamaz. Üstelik Dersim söz konusu olduğunda karşımızda soyut bir “geçmiş” değil, Cumhuriyet devletinin askeri harekatı, idamları, sürgünleri ve ailelerin parçalanmasıyla kuşaklar boyunca taşınan somut bir hafıza vardır.
Tam da bu nedenle şu soruyu sormak gerekiyor: Alevilerin tarihsel acıları konusunda bu kadar hassassanız, neden hafızanız devletin ve Kemalizmin tarihsel sorumluluğuna geldiğinde bu kadar seçici çalışıyor?
Yavuz’u Alevilere hatırlatıp Dersim karşısında susmak tarih bilinci değildir. Kerbela üzerinden siyaset yapıp Seyit Rıza’nın darağacını tali bir meseleye çevirmek de Alevi hafızasını savunmak değildir. Bu, Alevilerin acıları arasında siyasi tercihe göre seçim yapmaktır.
Daha da önemlisi, Sayın Öcalan’ın yaklaşık yarım yüzyıllık siyasal külliyatını ve Kürt hareketinin Alevilik üzerine geliştirdiği tartışmaları yok söylenmeyen sözler üzerinden “Alevi karşıtlığı” üretmek ciddi bir tarihsel ve siyasal değerlendirme olamaz. Sayın Öcalan’ı eleştirebilirsiniz; fakat onu Alevilere düşman bir siyasal figür olarak sunabilmek için hem söylediklerinin bütününü hem de Kürt-Alevi siyasal tarihinin önemli bir bölümünü görmezden gelmek gerekir.
Ben Dersimli, Alevi bir Kürt olarak şunu açıkça söylüyorum: Benim adıma 53 imza konuşamaz. Alevilerin iradesi ne 53 kişiye teslim edilebilir ne de herhangi bir siyasi çevrenin tapulu malıdır.
Aleviler barışı da savunur, eleştiriyi de yapar, kendi tarihini de bilir. Fakat bize tarih dersi vermeye kalkışanlardan önce tek bir tutarlılık bekleriz: Yavuz’u konuşuyorsanız Dersim’i de konuşacaksınız. Kerbela’yı hatırlıyorsanız Seyit Rıza’nın darağacını da hatırlayacaksınız. Alevilerin hafızasını savunuyorsanız, o hafızayı siyasi ihtiyacınıza göre budamayacaksınız.
Çünkü Alevilik adına konuşmanın yolu 53 imzadan değil, önce bu ağır tarihle dürüstçe yüzleşmekten geçer.
@yorgunbilirkisi Alevi Türk olur diye Alevilere kimlik dağıtan devletin fahri nüfus memuru, bir de “Cumhuriyet misyoneri ne demek?” diye soruyor. Dümbük herif.
Bunlar da Öcalan ve DEM’in rezaletini fırsat bilip Kürt Alevileri Türklüğe ve Cumhuriyet’e ilhak etmeye çalışanlar.
Bir tarafta Aleviliğe “uydurma” diyen Öcalan, diğer tarafta “Alevi Türk olur” diye kimlik dağıtan Cumhuriyet misyonerleri…
Alevilik, Kürtlüğün en kadim ve asli inanç damarlarından biri. Yavuz’un ittifakı da Dersim’i bombalayan Cumhuriyet de bunu silemedi. Bakırhan’ın terbiyesizliği hiç silemez.
Aleviler Öcalan’ın müriti olmadığı gibi Cumhuriyet’in kimliksiz kulları da değil. Alevileri Türklüğe devşirmeye kalkmayın.
Kendini Kürt sanan Aleviler umarım son yaşananlardan sonra Kürtlük ile Aleviliğin en ufak bağı olmadığını, hatta Kürtlerin kendilerine nasıl baktıklarını anlamışlardır. Alevi Türk olur, Atatürkçü olur, yurtsever olur. Bağırsakları temizleyip Cumhuriyet’e sahip çıkma zamanıdır.
Röportaj👇
Dr. Veysi Dağ: “Kürt tarihini İsrail üzerinden okumak hem yanlış hem tehlikeli”
🔶 Kürt akademisyen Veysi Dağ, Türkiye ile Öcalan arasında yürütülen süreci "psödo-barış" olarak tanımlıyor; asıl meselenin PKK'nin silah bırakması değil, Kürtlerin Ortadoğu'da bağımsız bir siyasal aktör olarak konumu olduğunu savunuyor.
Rastî olarak Dağ ile sürece yönelik eleştirilerin nasıl karşılandığını, Kürt siyasal aktörlerinin bugünkü tutumunu ve son dönemde gündeme gelen "proto-İsrail", "post-İsrail" ve Siyonizm tartışmalarını konuştuk.
Bölgesel güçlerin politikalarının aynı ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Dağ'a göre Kürtlerin geleceği, başka aktörlerin jeopolitik anlatıları üzerinden değil kendi siyasal iradeleri üzerinden tanımlanmalı.
https://t.co/4xwfJgN3MV