Evet.
Kürt sorunu bizzat Ahmet Türk’tür.
Vermekle kurtulamazsın.
9 köy, 21 yıl milletvekilliği, defalarca belediye başkanlığı alsın; Türk’ün elindeki kuru ekmekte gözü kalır.
Canını vermedikçe, dünyayı versen kurtulamazsın.
Bir de Türk sorunu var.
Bunlara tahammül etmek, normalmiş gibi davranma hastalığı.
Hakan Çakır'ı öldürenler, mahkeme önünde slogan attılar. Ahmet Minguzzi'yi öldürenler şen şakrak poz verdiler. Ailesini tehdit ettiler.
Atlas Çağlan'ı öldürenlerin zihninde bunun kötü bir şey olduğuna dair bir kanaat yok. Çünkü evvela, aileleri için gurur kaynağı bu yaptıkları. Bizzat aile içinde böyle olsunlar diye yetiştiriliyorlar. Anne babaları onlara bir defa olsun başkasının hakkına girme, insanlara saygı göster, kusurun varsa özür dile demiş değil. Aksine, maymun dürtüleriyle kabilemdendir diyerek onlar için slogan atacaklarını, sağı solu tehdit edeceklerini biliyorlar.
Bu, ülkeyi yönetenlerin de kimsenin hakkına riayet etmemesinin getirdiği rol modellikle birleşiyor. Üstüne, Erdoğan'ı eleştirmek dışında her türlü suçun cezasız kaldığını görmeleriyle yaşadıkları motivasyon ekleniyor. Neden öldürmesinler?
"Suça sürüklenen çocuk" bir kültür problemidir. Atılacak ilk yasal adım çocuk suçlarında aileye de sorumluluk ve ceza yüklenmesidir. Sonra, AKP'den kurtulmuş bir Türkiye'de en zayıf Türk'ün kanını sonuna kadar sorup Türk'e kalkan elin ocağını söndüreceğini gösteren bir devlet fikrinin teröristin, mafyanın, çetenin ilkel beyinlerine işlenmesi gerekiyor.
1924 yılında gizlice kurulan Kürt İhtilal Komitesi, isyanı başarıyla tamamladıktan sonra Ankara'ya sunmak üzere şartlar oluşturdu. Onlardan biri sözde Kürdistan'ın vergiden muaf olması ve Kürtlerin askere alınmamasıydı.
1960'larda kurulan gizli Kürdistan Demokrat Partisi, elden ele dolaştırdığı parti programında sözde Kürdistan bölgesinden çıkan petrol kaynaklarının %74'ünü talep ediyordu.
Sene 2025... Bebek katili Apo, petrol ve elektrik gelirinden pay istiyor. Fakat bu defa gizli gizli değil, alenen.
Bir asır önce fare deliklerinde dillendirebildiklerini şimdi açıktan haykırıyorlar.
Bir asır önce denediler. Hepsi idam edildi.
Yarım asır önce denediler. Yasa dışı ilan edildiler. Hapse tıkıldılar.
Fakat şimdi, bunu söyleyene kurucu önder deniyor. İp yok, hapis yok... Açıktan.
İşte cumhuriyetin bölücülere karşı bir asırlık hali. Nereden nereye düştük.
Geçtiğimiz ay DEM’ li Sırrı Süreyya rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. ricali devlet dahil memlekette kim varsa hastane önünde kuyruk oldu. Memleketin en iyi lüks hastanesi Florance nightingale ve en iyi doktorları seferber edildi. Süreci ekranlardan dakika dakika verildi.
Yani son günleri dahil bir hıyrını görmediğini söylediği cumhuriyetin tüm imkanlarını dibine kadar sömürdü.
Okumak için Ankara’ya geldiğinde Cumhuriyetin sağladığı imkanlarla ilk defa bir ögünde 3 çeşit yemek yenildiğini tecrübe eden Sırrı ömrünü ona bu imkanları sağlayan cumhuriyete karşı savaşmakla geçirdi.
Teröristbaşına babam dedi, devletin yıkılması milletin bölünmesi için terör örgütünün siyasi kanadında yer aldı, PKK’ lı leşler için şehit kavramını kullandı, sözde Ermeni soykırımı dahil her meselede Türk milletine hasımlık güttü.
Bu hasımlıkları güderken vekil oldu, Meclis başkan vekili oldu. Teröristbaşına babam dedi, barış elçisi oldu. Postacılığını yaptığı terör örgütünün taleplerini kabul etmezsek örgüt tarafından öldürüleceğimizi ima etti ve ölüm haberini verecek başçavuşun evimize geleceğini söyledi. Tartıştığı Enver Ayseveri evine örgütü yığmakla tehdit etti. Bu haliyle sevimli adam oldu. Barış elçisi oldu.
Ömrü Cihangir’in sosyetik mekanlarında geçti. Bu şatafatlı hayatı yaşarken muhalif aydın!!! sayıldı.
Dün Nihat Genç abimizin entübe edildiği haberini aldık. Bir gün evvel hastaneye gitmiştik. Yenge hanım ve oğlu vardı.
Nihat abi bir kuzey fırtınasıydı. Doğru, deli, dolu.
Hayatını bu millet için yaşadı. Kalemi bu toprakların en güzel hikayelerini yazdı. Eyvallahsızdı. Yeri geldi seyyar satıcılık yaptı.
Bir gün akşam yürüyüşü yaparken, gel dedi şurda sana bir döner ısmarlayayım. Abi aç değilim dedim. O an göz göze geldik, Fatih dedi param var. Param var dediği buraya yazsam pek çok insana komik gelecek bir rakamdı. İçim sızladı. Kitaplarından dolayı biraz telif gelmişti.
Hayattaki mal varlığı bir evi oldu. Evi aldığında aramış ve o çocuksu heyecanıyla evim var artık Fatih demişti. Ev görmesine eşimle gittim. Evi nasıl bir heyecanla gezdirdiğini anlatabilmek için Nihat Genç olmam lazım.
Yazacak çok şey var. Ancak yazacak takatim yok.
Sırrı, Cihangirin sosyetik mekanlarında muhalif aydın??? rolü keserken Nihat abi Yüksel caddesinde Engürü kıraathanesinde oturuyordu.
Nihat abi biricik evladına iş bakarken Sırrının kızı ve damadı Alaçatıyı üstlerine yapıyordu.
Bu toprakların soylu çocuğu Nihat Genç hastanede entübe halinde. Tedavi gördüğü hastaneye gelip gidenler sadece dostları. Ne ricali devlet var ne mersedeslerle, makam şoförleriyle gelenler…
Bir tarafta Cumhuriyet için yaşayan ve yazan Nihat abi diğer yanda Sırrı… Bu turnusol mahiyetindeki iki hayat size bir şey anlatamıyorsa benim yazarak anlatmam imkansız. Ne yazalım, ne anlatalım…
İşin rüşvet-irtikap boyutu ise apayrı bir risktir.
Bu kara delikler kapanmadıkça (ciddi bir düzenleme ve denetim mekanizması kurulmadıkça) ülke olarak sürdürülebilir güçlü bir ekonomiye ve adil bir vergilendirme sistemine sahip olmamız mümkün değildir.
Her zaman söylerim; parti ayrımı gözetmeksizin belediyeler, ülke hazinesinin kara deliğidir. Belediyelerde neredeyse başkanlarla aynı maaşı alan çalışanlar vardır. Bu çalışanlar KPSS vb sınavlarla atanmış memurlar değil, adamcılıkla işe alınmış işçi-sözleşmeli vb çalışanlardır.
Cemil Tugay:
"Vali 72.000 TL maaş alırken yoğun mesai yapan şoförlerimiz şu anda 100.000 TL alıyor. Üstüne yeni zam gelecek.
Esnaf, çiftçi, memur, emekli, asgari ücretli işçi bu haldeyken Disk Sendika'sının meydan okuyacağı yer İzmir mi?
İzmir önünüzde diz çökmeyecek!"
Belediye’den ihaleyi 10 milyona alan şirket aynı işi taşeron şirkete 7 milyona yaptırır, bu taşeron şirket de aldığı işi başka taşeron şirkete 5 milyona yaptırır. 5 milyonluk iş yapılır ama belediye kasasından 10 milyon çıkar. Herkesin bildiği en basit düzen budur.
Hataylı biri olarak söylüyorum, depremden sonra :
1 - Evinizde kesinlikle bulundurma ruhsatlı en az 1 silahınız olmalı.
2 - Toplanma alanınız olmayacak, bu yöneticilerin hepsi kolpacı. Bu bakımdan, mahallenizde güvenebileceğiniz kişilerle hemen önceden belirlediğiniz alana geçip ailenizi ve dostlarınızı korumaya alın.
3 - Sakın unutmayın, büyük depremden yaklaşık 2 saat sonra ilk çalacakları bebeklerimiz, sonra mal mülk. Etrafınızdaki tanıdık tanımadık tüm çocukları asker gelene kadar korumaya almalısınız.
4 - İstanbul depreminden sonra tüm sorumluluk biz halkta olacak. Bizler, diğer şehirlerden şahsi arabalarımıza doldurduğumuz su, ekmek, bebek bezi ve kefenlerle İstanbul’a akın edeceğiz. Kurtarabildiğimizi kurtaracağız. Çıkartabildiğimiz ölülerimizi hemen gömmek zorundayız, 24 saat ve aylarca bitmeyecek bir sürece gireceğiz.
O gün geldiğinde yöneticiler önlem almadığı için en az 1 milyon insanımız vefat edecek. 2 milyona yakın insanımız uzunlarını ya da aklını kaybedecek, tamamen psikopatlaşacak. Ama neyse, bunlar önemli konular değil biz akape ya da cehapeyi falan konuşalım ;) erdoğan uzun boylu İmamoğlu çok şirin hakan fidan gizemli özgür özel zar zurt falan filan … … …
espressolab’ı 10 sene boykot etsek, markaya şu kadar zarar veremezdik. boykota karşı, markaya sahip çıkmak isterken yanlışlıkla markayı sadece bir gruba ait bir yer olarak konumlandırdılar. pazarlamanın en büyük hatasını yaptılar. geçmiş olsun…
Koca otel yanıp kül oldu, onlarca can hayatını kaybetti. Tv’lerde kim sorumlu tartışması uzayıp gidiyor. Belediye sorumlu olsa ne olur, bakanlık sorumlu olsa ne olur? Bugüne kadar hangi sorumlu hangi hatasını kabul etmiş de hesap vermiş? Particiliğin ülkeyi getirdiği hazin son…
11 Nisan 1920’de Vahdettin’in yayınladığı hattı hümayuna göre Milli Hareket, bastırılması gereken bir isyandı.
Sadrazam Damat Ferit, Milli Hareketi “ fitne” ve “fesat”, Kuvayı Milliyecileri de halifeye başkaldıran “isyancılar” diye adlandıran bir hükümet bildirisi yayınlamıştı.
@teaandcoffee__@senolbabuscu Tebliğe bu husus da eklenmiş. Turistler istisna ancak faturaya pasaport numarasının yazılması ve nakit tahsil edilen tutarların, satıcı tarafından tahsilatı takip eden ilk iş günü sonuna kadar bankalara yatırılması gerekiyor.