akp'nin çocuklara yönelik ideolojik dayatması bu kez de resmi bir devlet kurumu olan eyüpsultan müftülüğü'nün "benim ahlakım" projesi adı altında yayınladığı videoyla gündem oldu.
akp'li siyasetçilerin ve iktidar organlarının defalarca hedef gösterdiği manifest üzerinden yürütülen kurgu çocuk neşesini, müziği ve özgürlüğü "bozukluk" ilan ederek gerici zihniyetlerini somut olarak ortaya koyarken çocuk gelişimi için oldukça tehlikeli olan bir pedagojik istismar niteliği de taşıyor.
videoda geçen "size hiç yakışıyor mu bu hareketler?" ifadesi ve "kız neşesi" vurgusu hiç tesadüf değil. gerici ve eril zihniyet, öteden beri genç kızların ve kadınların kahkahasını, neşesini, dans etmesini ve kamusal alanda özgürce var olmasını bir "tehdit" veya "yozlaşma" olarak kodluyor. kız çocuklarının neşelenmesi ve eğlenmesi de videoda doğrudan "ahlaksızlık" ve "bozulma" ile eşleştiriliyor. ancak kesinlikle gözden kaçırılmaması gereken çok tehlikeli bir boyut var: kız çocuklarının birbirlerinin "ahlak polisi" yapılması.
iktidar bu propaganda videosuyla küçücük kız çocuklarına kendi hemcinslerini denetlemeyi, utandırmayı ve "hizaya çekmeyi" öğretiyor. kadınların özgürlüğünü ve yaşam tarzını yine kadınlar eliyle baskılama stratejisi henüz çocuk yaştayken zihinlere kazınıyor.
"kız neşesi" diyen tarafa "bizim de aklımız var" dedirtilirken yanıt olarak "akıl dediğin nedir, insan bozulmak isterse aklı yön verdirir" denmesiyle de kadınların kendi iradeleri, akılları ve karar verme yetileri değersizleştiriliyor. "siz kendi başınıza doğruyu bulamazsınız, kontrol edilmeniz gerekir" anlayışının erken yaşta içselleştirilmesi hedefleniyor.
toplumda erkek çocuklarının hareketliliği veya neşesi "çocukluktur" denilerek hoş görülürken, videoda kız çocuklarının dans etmesi ve neşelenmesi anında "kuran'a, ahlaka aykırılık" ve "yamukluk" etiketiyle bastırılmaya çalışılıyor.
devlet eliyle çocukları kutuplaştırmanıza ve kız çocuklarını kendilerinden utandırmanıza izin vermeyeceğiz. çocuklardan elinizi çekin!
Şu meselenin o kadar çok boyutu var ki sadece kısa bir özet geçelim.
1. Çin ve Hindistan dönüşüm oranı düşük çöp ithalatını yasakladı
2. Bu Avrupa için bir yıkımdı. Onca işe yaramaz çöpü nereye göndereceklerdi
3. O da ne bir anda Türkiye’de bu çöpleri alana teşvik kararı çıktı.
4. Türkiye’ye gelen çöp miktarı yıllar içinde bir anda yüzlerce kat arttı
5. Bu çöpler o kadar değersizdi ki alan iktidar yanlısı geri dönüşümcüler bunları özellikle Adana bölgesinde dağa taşa dökmeye başladı
6.Bazıları nakliye parasından kurtulmak için biriktirip biriktirip yaktı (bakınız @geridonusyangin hesabı. Bu yangınlar hep gece çıkar, kimse yaralanmaz ve ne tesadüf ki sadece depolama alanı yanar)
7. BBC bile Adana dağlarında sadece İngiltere’de satılan bazı ürünlerin atıklarından belgesel yaptı
8. 2-3 yıl önce bu iş iyice ayyuka çıkınca kısmen yasaklandı
9. Ancak yasa lobi faaliyetleriyle geri çekildi
Sonuç Afrika’nın Çin’in Hindistan’ın bile kabul etmediği artıklar Türkiye’ye geliyor. İngiltere çöpünün misal %70’i Türkiye’de
Dağlar çöp doldu, tesisler yanmaya doymadı ama durun denizler var dök gitsin aşamasına geldi.
Büyük ülkeymiş İHA’ymış Siha’ymış Trump’ın arkasına dizilen 150 beygirmiş
Büyük ülke dediğiniz çöp ülke.
Yargısı çöp basını çöp demokrasisi çöp olanı mecazi bırakmazlar denizi toprağı da çöp olur.
Hem de kamu teşviğiyle. Hani emekliye yok işçiye yok öğrenciye yok ama Avrupa’nın çöpünü toplayan vahşi sermayedarlara var!
For those unaware, the Jewish media in occupied Palestine is subject to military and security censorship. No journalist can publish any news without it passing through the military censor's office. Any attempt by any media outlet, regardless of its nature or nationality, to film or broadcast any news from within occupied Palestine, from the river to the sea, is suppressed, and journalists are killed if the news might disturb the Jewish occupiers. Shirin Abu Akleh, the American Christian journalist, was killed live on air by a Jewish sniper, and America did nothing to hold her killer accountable, let alone protect the lives of its citizens.
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi, değerli bilim insanı, sanat tarihçisi, eleştirmen ve yazar Doç. Dr. Bedrettin Cömert, 11 Temmuz 1978 sabahı Ankara Gaziosmanpaşa'daki evinin önünde, arabasına bindiği sırada uğradığı silahlı saldırı sonucu 38 yaşında katledilmiştir. Saldırı sırasında yanında bulunan eşi Maria Cömert de ağır yaralanmıştır.
Bu cinayet, Türkiye'nin 12 Eylül öncesi yaşadığı siyasi kaos ile devrimciler ve karşı-devrimciler arasında süren çatışma ortamında, aydınları ve bilim insanlarını hedef alan karanlık suikast zincirinin en acı halkalarından biridir.
Dönemde halktan yana ve ilerici akademisyenlere yönelik tasfiye ile baskı operasyonları hız kazanmışken, Bedrettin Cömert’in tüm tehditlere rağmen dik duruşundan, devrimci ve bilimsel çizgisinden ödün vermemesi egemenleri ve dönemin faşist odaklarını rahatsız ederek onu açık bir hedef haline getirmiştir.
yıllardır diyoruz karşim, milyarderler insanlığı yağmalıyor.. korsan kitap sitelerindeki bütün kitapları indirip işliyorlar ayrıca, yayınlanmış tüm makaleleri yağmalıyorlar. yapay zeka diye bir put yaptı herkes, laf da söyletmiyorlar.
Şile Belediyesi’ndeki görevinin henüz
3. ayında tutuklanan ve aradan neredeyse 1 yıl geçmiş olmasına rağmen hakkında hâlâ iddianame hazırlanmayan eşim,
şehir plancısı Evren Buçan için yürüttüğümüz adalet arayışını ve ailece yaşadığımız mağduriyeti kamuoyunun gündemine taşıyarak sesimize ses olan Alican Uludağ’a çok teşekkür ederiz.
Adaletin bir an önce tecelli etmesi ve sesimizin daha fazla kişiye ulaşması dileğiyle.
@alicanuludag
#İddianameNerede
#EvrenBuçanİçinAdalet
2013-2018 yılları Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarı olduğu yıllar ve özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin taban maaş hakkının ellerinden alındığı yıl 2014!
Mülakatın kaldırılacağının açıklandığı tarih 11 Nisan 2023. 5 Haziran 2023’te Milli Eğitim Bakanı olarak göreve başlayan ve genel seçim öncesi mülakatı kaldıracağız sözüne, “seçim vaadine” rağmen mülakatı uygulayan, mağdur edilen 1611 öğretmenin haklılığı mülakatın eşit, adil, objektif olmadığı kamuoyuna yansıyan belgelerle, yargı kararları ile kanıtlanmasına rağmen göreve başlatılmaları konusunda adım atmayan kişi de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.
Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin taban maaş hakkı, özlük hakları talebini mülakat mağduru 1611 öğretmenin atanma, göreve başlatılma talebini, mücadelesini yaşadıkları sorunları dağ, taş duydu tüm memleket duydu.
Sorunları, talepleri bilmediğini, duymadığını açıklayan isim de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin!
18 bin liraya çalışmak zorunda bırakılan bir öğretmenin direnişinin yanında durmaktan başka bir şey yapmak onursuzluktur. Bu şiddete karşın bu görüntüleri alan gazetecilere bile müdahale ediliyor. Belgelenmesinden neden korkuyorsunuz? Namussuzluğunuzun farkında mısınız? Bu görüntülerin hepsi devran döndüğünde açılmak üzere arşivleniyor.
2014 yılına kadar, özel okul öğretmenlerinin devlet okulu öğretmenlerinden daha az maaş almasını yasaklayan 5580 sayılı Kanun yürürlükteydi. Bu kanun 2014 yılında yürürlükten kaldırıldı. Aynı diplomaya ve aynı müfredata sahip olan bu insanlar, önceki kazanılmış haklarını talep ediyorlar. Ve günlerdir maruz kaldıkları muamele kabul edilemez derecede utanç verici.
Türkiye'de "kötü eğitim politikaları" diye bir şey yok. Sınıflı ve eşitsiz toplum yapısını kalıcı hale getirmek, çocukların geleceğini erken yaşlarda belirlemek amacıyla büyüklüğü 17-18 milyar doları aşan bir iktidar-şirket oligarşisi var:
Özel okulda okuyan öğrenci sayısı 1 buçuk milyon civarında. Yıllık özel okul ücretleri ortalama 400-600 bin TL bandında. Yabancı özel okullarda sadece hazırlık sınıfları bile yıllık 1 milyon TL'ye yaklaşıyor.
Özel okulların çoğu anonim şirket değil, vakıf ya da aile şirketi yapısında ve konsolide finansal raporlama yükümlülükleri bulunmuyor.
Ancak kaba bir hesapla sektörün yıllık cirosu 600 milyar TL yani 17-18 milyar dolar arasında. Bu çapta dönen bir para söz konusu olunca piyasayı domine ediyorlar, politika yapımında rol alıyorlar. Öğretmenlere ise asgari ücret, altında veya biraz üzerinde ücret veriyorlar; kadro yok, güvence yok, taban maaş yok. Mülakata girse torpilsizse iş yok.
Kaç gündür başkentin ortasında açlık grevindeki özel sektör ve mülakat mağduru öğretmenlere uygulanan şiddetin ve işkencenin nedeni de bu: Eğitim sektörüne çöken şirket oligarşisi biraz daha semirsin diye.
Ne yaparlarsa yapsınlar, öğretmenleri yıldıramayacaklar. Yere düştüler, kalktılar; darp edildiler, yaralarını sardılar; pankartları yırtıldı, yenisini yaptılar. Bu emek ve ekmek mücadelesini bastıramazlar.