🔻Gülistan Doku’nun yıllar sonra beliren katili: Bir Vali'nin oğlu.
🔻Ege’de palalı bir zorba: Arkasında bir Savcı babanın gölgesi.
🔻Dün okula saldıran saldırgan: Arkasında bir Emniyet Müdürü zırhı.
🔻Bu failler, sanıldığı gibi toplumun dışına itilmiş marjinal profilleri değiller. Aksine, sistemin tam kalbinde beslenen, güç zehirlenmesinin yansıması olarak karşımızdalar.
🔻Adaleti sağlamakla görevli olanların, adaletten muaf tuttuğu bir "imtiyazlılar nesli" yetişti. Yasalar halk için birer prangaya dönüşürken; onlar için babadan miras, kurşun geçirmez birer zırh oldu.
🔻Bu, sadece bir asayiş sorunu değil; liyakatin yerini kan bağına, hukukun yerini ise "kimin oğlu" olduğuna bıraktığı bir sistemin iflası.
🔻 Tepedeki egemen gücün sarhoşluğu, bir alt basamakta halkın canına kasteden bu şımarık izdüşümleri yaratıyor.
Doç.Dr. Zeliha Bürtek:
“Ekonomik kriz adıyla sürekli bizi kandırıyorlar. Bunun adı Ekonomik Kriz değil.
Türkiye’de ekonomik kriz yok. Sosyal dönüşüm var.
Sosyal dönüşüm ile bir toplumu rahat bir şekilde istediğiniz yere götürebilirsiniz.”
Herkesi şikayet için hatlar açtınız sonucunda olan ;
Adliye de beline silahı alan savcı hakimi ,
Hastanede hasta yakını doktoru ,
Okulda öğrenci okula kıydı !!!
Daha bitmedi ya ölüm alanlarımız ölüm yerlerimiz ,bir kaçı şöyle ;
Tatile gidiyoruz yanarak ölüyoruz ,
Gece uyurken enkaz altında ölüyoruz ,
Selde ölüyoruz ,
Okulda ölüyoruz ,
Hastanede ölüyoruz ,
Yeni doğuruyoruz bebeklerimizi öldürüyorlar ,
Yolculuk yaparken trende ölüyoruz ,
Ben nerelerde öldüğümüzü bile unuttum çünkü sistematik ölüyoruz biz ya !!
Yurtta kalan çocuk tecavüz mağduru oluyor yetmiyor öldürülüyor yetmiyor ölülerimizin cenazesi bile bulunmuyor ,
Pazarda gezen çocuk hunharca bıçaklanıyor ve öldürülüyor yetmiyor annesi adalete dilenci oldu gözümüzün önünde edilmedik laf bırakmadınız ,
23 suç kaydı olan tarafından polisimiz öldürülüyor ,
Staj yaparken otelde ölüyoruz ,
Düzenli ölüyoruz ya düzenli ölmek ne ?
Yaşarken de askıda ekmek ,pazardan çöp ,varlık fonundan indirim , komşudan kıyafet şeklinde hayvanca yaşıyoruz !!
Tatil yok , yıllık izinde para almak için izin yok , sendika yok , barınma sorunlu , kiraz yok ,et yok , yumurta yok , konuştun ,ağzını açtın ,yazdın eleştirdin tutukla !!
Hayırdır ya biz yaşarken de ölüyoruz baktık ölmedik eve sağ Salim gidemiyoruz !!!
Yağmur yağsa kaldırımdan karşı karşıya geçerken kablo dışarda kaldı diye ölüyoruz !!!
Ölüyoruz biz ölüyoruz !!
Ama tüm konumuz bilmen ne ünlüsünün götü başı pornosu bize ne bunların reklamını yapmayın bize yaşam alanı açın !!!
Yaşamak nefes almak değildir çünkü yaşayan ölüleriz biz !!
Sayin Cumhurbaşkanımız 65 Yaş Üstüne seslenmiş;
“Lütfen gençlere eski Türkiye'yi anlatın'' diyor.
70 yaşındaki amcadan geçmişi dinlendim. .
* Kredi kartımız yoktu.
O yüzden bakkala falan borç yazdırırdık.
Bakkallar; süpermarket olmadığı için, haciz falan gelmezdi.
* Sendika vardı.
Tamam, korkutmasa da adamı, öyle kapının önüne beş parasız koymaya patron potkası sıkmazdı!
* Öğretmenlerden gizli sigara içmek cesaretti ama, okul önünde uyuşturucu satmak akla hayale bile gelmezdi!...
* Komşunun çocuklarını istediğin gibi öper, koklar oynardın..
Kimse "ulan çocuğu taciz mi edecek" diye seni kollamazdı.
* İnanan, inanmayan herkes çocuklara melek gözüyle bakardı.
Mahallenin imamından dayak yemek işin şanındandı ama taciz edilmek akla bile gelmezdi.
* Sana yağı kuyruğuna, tüp kuyruğuna girerdin, ama o kuyruklarda tanışıp evlenenlerin haberlerini de alırdın.
Üstelik o kuyruklar, ucuz yağ, ucuz et
Kuyruğu değildi.
Herkesin cebinde, iyi kötü herseyi alacak para vardı.
Kuyruklar, ABD’nin Kıbrıs ambargosu yüzünden olduğu bilinir, milli bir duyguyla herkes kenetlenirdi.
İstismar edilmezdi.
* Semtlere göre okul farkı yine vardı ama kimsenin anası babası "benim çocuğum onunla, bununla aynı sınıfta olamaz" diyemezdi..
Ayıptı, günahtı, gerçekten Allah’tan da kuldan da utanırdı insanlar.
* Bir siyasetçi "ananı da al git, afedersin Ermeni, kadın mıdır kız mıdır, Alevi" laflarını ağzına alamazdı.
* Ulan aynı ceket aynı pantolonla yıllarca okula gittim de gelecekten korkmadım..
* Öyle özel okullar, servisler yoktu. okula gitmek için kilometrelerce yol yürür, kantin sıralarında kuyruk olur, iş-teknik derslerinde el becerilerini geliştirir, eve iş getirirdin.
* Öğretmenler sinema önlerinde nöbet tutardı, öğrenciler sinemaya gitmesin, sinema saatlerinde evlerinde ders çalışın diye!
* Sokaklar böyle boş ve ruhsuz değildi, herkes sokaklardaydı aksine kimse eve girmezdi, büyükler çay, kek, börek sohbete dalarken, çocuklar sokaklarda tipi tip, gazoz kapağı, misket, yakar top, çelik çomak, uzun eşşek, saklambaç oynar, gençler mahalle maçları yapardı.
Hatırlı misafir gelip te kokusu olan bir et yemeği yapıldıysa; yakın bir iki komşu eve bir tabak içinde az da olsa yollanırdı, kokmuştur diye.
Mahalle de öyle zenginler pek yoktu, hepimiz orta halliydik.
Ama hepimizin evine her zaman et girerdi.
Yamalı giymekten yüksünmezdik, herkes giyerdi çünkü.
Ha neden yamalı giyerdin diye soracak olursan, konfeksiyon, hazır giyim yoktu.
Sabah evden çıkar, akşama kadar sokakda oyun oynar, komşu evinden su içer, yemek yer yine oyuna koşardık.
Acıktık mı, en yakın evi çalar, “Melihanım teyze acıktım” dedik mi, bir dilim, üzerine sanayağ sürülmüş, üstüne de toz şekeri serpilmiş ekmek verilirdi.
Şimdi iki çocuğum var; bırakın sokakta oynatmayı, kapımın önündeki bahçemizde bile tek başına bırakıp da oynatamıyorum.
Acılarımızı paylaşırdık, ya bana birşey olursa diye bu kadar dertlenmezdik, birimizde cenaze olsa yasını bütün sokak tutardık.
Sevmek öyle kolay değildi, aşk emek isterdi, yürek isterdi, öyle üç günlük aşklar yoktu, yıllarca içinden sever ama söyleyemeye korkardın, sevdin mi adam gibi severdin.
Komsu kızları, komsu erkek çocuklarına emanetti.
Çocuklar oynarken gece 22.00 23.00 lere kadar anne baba bahcelerde komşularla oturur bizler oynardık ama hiç kimse kimseye kötü gözle bakmazdı.
Komşu Ayşe abla, hadi yavrum bana 2 ekmek alıver dese, sorgulamadan, düşünmeden gidiyordun.
Cenazelerde ayrım yoktu.
Hele Şehit cenazelerinde hiç yoktu, şehitler hepimizin şehidi idi, tüm Türkiye yasa bürünürdü
İnsanlar insandı, adamlar adam, komşular komşu, hüzünler ve sevinçler ortaktı, yaşamda bir tat vardı.
Aynen anlatıldığı gibi gelecek korkumuz yoktu. kin, nefret nedir bilmezdik.
Öteki, beriki bilmezdik, evet eski TÜRKİYE çooooook güzeldi çook…
Kısacası yaşamaktan da zevk alırdık, mücadele etmekten de ...
Bu kadar yeter mi, daha anlatalım mı reis.?
#EgitimdeŞiddeteHayır
4 Ölü #Afyon Korkunç #saldırı
#Kahramanmaraş #yusuftekini̇stifa
İnsanlar rakamlar üzerinden 'yaşama maliyeti' hesaplayıp cüzdanlarındaki eksikliğin derin kederini yaşarken... 🛡️ 29 yaşında, bedenindeki o ağır felç kilidini kırmak ve sadece tek bir adım atabilmek için amansız bir CIDP savaşı veren biri olarak şunu söyleyebilirim: Bu hayatta bedeli hiçbir parayla ödenemeyecek ve kaybedildiğinde geri alınamayacak tek zenginlik, özgürce hareket edebilen sağlıklı bir bedendir. Cüzdanınızdaki o boşluk bir gün çalışarak dolar; ancak bedeninize hapsolmanın yarattığı çaresizliği hiçbir servet kapatamaz. Lütfen kendi ayaklarınızla yürüyerek gidebildiğiniz o işinizin, adımlarınızın ve paha biçilemez sağlığınızın kıymetini bilin. 🙏✨ #Ekonomi #Farkındalık #Sağlık #CIDP
Tüm vatandaşlara sesleniyorum. Sizin hakkınzı gasp eden karaborsacı çeteleri hesaplarımı kapattırmaya çalışıyor.
Yaptığım videoyu Instagram'a geri yüklettirdim. Bu paylaşım yayılmasın diye SAHTE TELİFLERLE videomu kaldırdılar.
Bu mesele benim değil sizin meseleniz. Bu videoyu lütfen Instagram'a hikayelerinizde paylaşın. Video linkini bu paylaşım altına ekleyeceğim.
Bu pisliklerin sonunu hep beraber getirelim. 1 dakikanızı almaz.
Dünyanın en güçlü koridorlarında, kameralar önünde yüksek sesle edilen dualar haber olurken... 🛡️ 29 yaşında ağır bir CIDP mücadelesi veren biri olarak o soğuk hastane odalarında şunu yaşayarak öğrendim: Yeryüzündeki en içten ve en güçlü dua, gösterişli salonlarda değil; acı çekmeden alınacak tek bir nefes ve kendi ayakları üzerinde yeniden durabilmek için edilen o sessiz duadır. Şükredecek sağlığımızın olduğu, irademizin sınanmadığı yarınlarımız olsun. 🙏✨ #Dua #İrade #CIDP
Erkeklerle konuştuğu için babası tarafından, evlerinin bahçesindeki kümese kazılan çukura canlı canlı gömülen kadın gördünüz mü?
Bu ülkede gördünüz.
Adı Medine Memi’ydi...
Boşandığı kocası, kayınpederi ve üç arkadaşı tarafından evi basılıp dördüncü kattan aşağı atılan ve bacağı kırılınca aşağı inip çivili sopalarla dövülen, hâlâ nefes almaya devam ettiği görülünce kayınpederi tarafından silahla kafasına dört el ateş edilerek öldürülen kadın gördünüz mü?
Bu ülkede gördünüz.
Adı Zümrüt Er’di...
Yaralı halde kaldırıldığı hastanedeki odası kardeşleri tarafından basılıp kurşunlanan kadın gördünüz mü?
Bu ülkede gördünüz.
Adı Güldünya Tören’di.
Bindiği minibüsün şoförünün saldırısına karşı koyunca defalarca bıçaklanan, ardından parmak izi kalmasın diye elleri vücudundan kesilerek koparılan, ardından cesedi yakılan bir kadın gördünüz mü?
Bu ülkede gördünüz.
Adı Özgecan Aslan’dı.
Testereyle parçalara ayrılmış bedeni, gitar kutusuna konarak çöpe atılan kadın gördünüz mü?
Bu ülkede gördünüz.
Adı Münevver Karabulut’tu.
Peki, gördünüz de ne yaptınız?
Bu korkunç hadiselerin tek bir tanesi dünyanın kendisine “hukuk devleti” ya da “medeni” diyen başka bir ülkesinde olsa o ülke ayağa kalkar, hayat durur, bir daha tek bir kadının kılına zarar gelmeyene kadar başka bir şey konuşulmazdı.
Türkiye’de ne oldu?
Soruyorum: Kaç gün sürdü bu korkunç kadın cinayetlerinin konuşulması?
Kaç gün kaldı gündemde?
Önceki gün Türkiye’nin utanç verici “kadına şiddet tarihi”ne Emine Bulut’un “Ölmek istemiyorum” çığlıklarıyla can verirken çekilen görüntüleri eklendi.
Düne kadar Kadına Şiddetin Önlenmesi Yasası’na “yuva yıkıyor” diye karşı çıkanlar; kadına şiddeti ekranlarda meşru kılacak her türlü dizide, filmde, programda eylemde-söylemde bulunmakta tereddüt etmeyenler; kadına yönelik her türlü aşağılamaya-hakarete çıkarları doğrultusunda katılanlar ya da en azından kayıtsız kalanlar, dün sosyal medya hesaplarından utanmadan, yüzsüzce paylaşımlarda bulundular.
Emine Bulut’u katleden şerefsiz katili protesto etmek için “O.Ç.” yazan birini gördüm.
Kadına şiddeti protesto ederken bile kadına şiddet uygulayan bir zihniyet olur mu?
Bu ülkede olur.
Çünkü kimsenin meselesi kadına şiddetin önlenmesi falan değil; hepsinin derdi hazır yakalamışken üç tane daha takipçi kapmak, kendi tüyünü parlatmak!
Şunu bilelim:
Kadına şiddet bu ülkenin büyük ve mühim sorunlarından biridir.
Lakin bu ülkenin bir o kadar büyük ve mühim bir sorunu da riyadır!
Riyakarlıktır!
Ve bu riyakarlık devam ettiği sürece, artık vahşet noktasına gelmiş kadına yönelik şiddet başta olmak üzere hiçbir sorun çözülemez...
H.B.Özkan
"Osmanlı seni saraya sokmadı...
1300 yıl öncesinden Orhon yazıtlarını anlıyorsun da, şunun şurasında dedense, Osmanlıyı niye anlamıyorsun?..
Ki “Osmanlıca”yı dayattınız...
Çince sanki...
Çünkü Osmanlı “ecdat” falan değil...
Zaten Türkleri saraya sokmadılar...
Sadrazamlar devşirme...
Vezirler 32 milletten devşirme...
Hadım Ağaları, iç oğlanlar, cariyeler, çeşnicibaşları devşirme...
Ordusu devşirme...
Saray muhafızları devşirmeler...
Donanma devşirme...
“Emir-i Ahur” Türk...
Ahırlara bakan yani...
Yıldırım Bayezid’in Bulgar Marya’dan doğma, Fatih Sultan Sırp Despina’dan, Kanuni Yahudi Helga’dan, Selim Rum Roksana’dan, III. Murat Yahudi Raşel’den, III. Mehmet Venedikli Bafo’dan, I. Ahmet Yunan Helen’den, IV. Murat Sırp Anastasya’dan, IV. Mehmet Rus Nadya’dan, II. Süleyman Sırp Katrin’den, II. Ahmet Polonyalı Eva’dan, II. Mustafa Rum Evemia’dan, I. Mahmut Aleksandra’dan, II. Osman Sırp Mari’den, III. Mustafa Fransız Janet’ten, I. Abdülhamit Fransız İda’dan, III. Selim Cenevizli Agnes’ten, IV. Mustafa Bulgar Sonya’dan, II. Mahmut Fransız Rivery’den, I. Abdülmecit Rus Yahudisi Suzi’den, Abdülaziz Roman Besime’den, V. Murat Fransız Vilma’dan, II. Abdülhamit Ermeni Virjin’den, Vahdettin Henriet’ten doğma...
Çorbadan her kaşık aldıkça, yerine su koyun...
Bakın ne oluyor sonunda...
Dil dahi daha çok Arapça, Farsça...
Konuş, bizim Osman anlamaz...
Şimdi okulda kendi dillerini (!) “ders” yapmak istediklerine göre... Ki çocuklar çözebilirlerse baksınlar “ecdat” ne dedi?..
Türkleri yaklaştırmadılar, 1876 Anayasası’na kadar Osmanlı devlet belgelerinde “Türk” kelimesi geçmiyor zaten...
Çöküş döneminde artık Türklere iş düştü, yedi cihana gönderilip destan destan savaştırdılar, kemikleri orada kaldı...
Kısacası; Türkiye Cumhuriyeti, Türk Devleti’dir...
Osmanlı değil...
Dincileri çeken de burası; Türklük değil, İslam önde olsun...
Bu nedenle de cumhuriyeti sevmeyip nefret ederken, akılları Osmanlı’da...
Ecdat, Osmanlıca, saray ve sultanlık tutkusu budur...
Bak Türk Milleti Cumhurbaşkanı yaptı...
Yoksa “Emir-i Ahur” olacaktı...
Olsa olsa..."
Bekir Coşkun
Narsistik biri, sizde yarattığı incinmenin sorumluluğunu asla almaz. Çünkü kendini suçlu ya da utanç duyabilecek bir pozisyonda görmez. Sizi kırdıysa siz “abartmışsınızdır”, sınır koyduysanız “dramatiksinizdir”, üzüldüyseniz “ağlaksınızdır”. Yaptığı davranış konuşulmasın diye odağı ustaca kaydırır: Mesele artık onun yaptıkları değil, sizin verdi��iniz tepki olur.
Ve bir süre sonra siz gerçekten kendinizden şüphe etmeye başlarsınız. “Ben mi fazla hassasım?” diye düşünürken, aslında manipülasyonun tam ortasındasınızdır. Bu bir iletişim sorunu değil; sorumluluktan sistematik bir kaçıştır. Kıran değil, kırılan sorgulanıyorsa ortada sağlıklı bir ilişki yoktur.
Suya sormuşlar, seni kaybedersek nasıl buluruz?
- Eğer bir şırıltı duyarsanız, ben oradayım, demiş.
Ateşe sormuşlar, seni kaybedersek nasıl buluruz?
- Eğer bir yerde duman görürseniz, ben oradayım, demiş.
Sıra ahlaka gelmiş ve sormuşlar; peki seni kaybedersek nasıl buluruz?
- Beni kaybederseniz bir daha asla bulamazsınız; demiş…
Ahlak giderse, insan kalır ama insanlık kalmaz.
Güzel bir hafta sonu diliyorum hepinize.