Ben de engelli birey annesiyim…
Lütfen okur musunuz?
Bir anne, engelli çocuğundan önce ölürse ne olur?
Urla’da 60 yaşındaki Nurten Kandemir’in yani bir engelli çocuk annesinin lösemi tedavisi gören 19 yaşındaki zihinsel engelli oğlunu öldürdükten sonra kendi yaşamına son verdiği haberi hepimizi sarstı.
Bu olayı yalnızca “bir anne çocuğunu öldürdü” cümlesine sıkıştırırsak, asıl meseleyi kaçırırız.
Çünkü benim gibi anneler çocuklarıyla birlikte yalnızca bir hayat yaşamaz; çocuğunun bütün hayatını taşımaya da çalışır.
Engelli bir çocuğun annesi olmak; sevginin yanında sürekli bir gelecek kaygısıdır.
“Ben öldüğümde çocuğuma kim bakacak?”
“Ben yaşlanınca ona kim sahip çıkacak?”
“Ben artık gücümü kaybettiğimde ne olacak?”
“Benden sonra onu kim koruyacak?”
Bu sorular bizlerin zihninde yıllarca, hatta ömür boyu dolaşır.
Üstelik burada yalnızca zihinsel engellilikten bahsetmiyoruz, lösemi tedavisinden de söz ediyoruz.
Yani annenin karşı karşıya olduğu yükün içinde bakım sorumluluğu, hastalık, gelecek kaygısı, yalnızlık ve muhtemel ekonomik, sosyal baskılar da mümkün.
Ama bir şeyi çok net söyleyebiliriz: Bir annenin “Ben yoksam çocuğum yaşayamaz” noktasına gelmesi yalnızca bireysel bir psikoloji meselesi değildir.
Bu, aynı zamanda sosyal politikanın meselesidir.
Çünkü engelli bireyin hayatını yalnızca ailesinin fedakârlığı üzerine kurarsanız, aile yaşlandığında sistem de çöker.
Anne ve baba çocuğunun bakımını üstlenebilir.
Ama anne ve babanın yerine de geçebilecek güvenli, sürekli ve erişilebilir bir yaşam sistemi kurulmalıdır.
Gündüz bakım hizmetleri…
Respite bakım…
Destekli yaşam modelleri…
Engelli bireyin bağımsızlaşmasını sağlayan eğitim ve istihdam…
Aileye psikososyal destek…
Bakım verenlerin tükenmişliğini önleyecek mekanizmalar…
Ve en önemlisi, anne-babaya “Siz öldüğünüzde çocuğunuz ne olacak?” korkusunu yaşatmayacak bir gelecek güvencesi…
Bunlar lüks değil.
Bunlar sosyal devletin sorumluluğudur.
Bir engelli çocuğun annesine yalnızca “Ne kadar fedakârsın” demek yetmez.
Çünkü fedakârlığı kutsamak bazen sistemin sorumluluğunu görünmez hale getirir.
Anneleri kahramanlaştırıp yalnız bırakmamalıyız.
Onlara “Sen güçlüsün, sen halledersin” demek yerine;
“Yalnız değilsin. Çocuğunun geleceği yalnızca senin omuzlarında değil.”
diyebilmeliyiz.
Ben bir engelli çocuk annesi olarak bu haberin en ağır tarafını tam da burada görüyorum.
Çocuğumuzun bugününü düşünürken, kendi ölümümüzün ardından onun yarınını da düşünmek zorunda kalıyoruz.
Ve hiçbir anne, çocuğunun geleceğini güvence altına almak için kendi hayatından vazgeçmek zorunda bırakılmamalı.
Bu olayın sorumluluğunu yalnızca bir kadının psikolojisine yüklemek kolaydır.
Asıl zor olan ise kendimize şu soruyu sormaktır:
“Bu annenin çaresizliğini, ölümü bir çıkış yolu gibi görecek kadar büyüten hangi boşlukları biz görmedik?”
Bir anne ve oğul öldü.
Ama geride bize çok daha büyük bir soru bıraktılar:
Engelli bireylerin yaşam hakkını, yalnızca annelerinin ömrüne mi emanet ediyoruz?
📍 Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Manisa, Aydın, Muğla, Antalya, Mersin ve Adana
🔴 Tarım ve Orman Bakanlığı, yangın riski en üst seviyeye çıkan 9 kritik ildeki tüm vatandaşların cep telefonlarına acil uyarı mesajı gönderdi
❗️ Çanakkale’den Adana’ya kadar uzanan hatta kırmızı alarm veren Bakanlık, en küçük duman veya alev görülmesi durumunda zaman kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranması çağrısında bulundu
https://t.co/N2l2vcbHtd
Türk tiyatrosunun ve İBB Şehir Tiyatroları’nın usta sanatçılarından Zihni Göktay’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.
Yarım asrı aşan sanat yaşamı boyunca Lüküs Hayat, Cibali Karakolu ve daha nice unutulmaz oyunda hayat verdiği karakterlerle hafızalara kazınan, Gidiş Dönüş Moskova (Retro) oyunuyla da seyircisiyle buluşmayı sürdüren usta sanatçımız; sahneye duyduğu tutku, kendine özgü oyunculuğu ve eşsiz mizah anlayışıyla Türk tiyatrosunda silinmeyecek izler bıraktı.
Usta sanatçımıza Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine, sanat camiasına ve tüm İBB Şehir Tiyatroları ailemize başsağlığı diliyoruz.
#ZihniGöktay #ŞehirTiyatroları
Sıvas katliamında öldürülen bir şairin, Behçet Aysan’ın kızı olarak Başbağlar Katliamında öldürülen bütün canları saygıyla anıyorum. Bizi kutuplaştırmaya çalışanlara inat bu ülkedeki ortak acıyı yaşıyoruz. Bir ananın gözyaşından taşıyoruz.
Biz voleybol ülkesi değiliz. Biz sürekli her konuda mağduriyet yaşadığı için güçlü olmayı, başarısının ardından şımaramamayı, bir yere gelebilmek için tek şansının biteviye çalışmak olduğunu öğrenen/bilen güçlü kadınların ülkesiyiz. Kadınların emek verdiği her alanda güçlüyüz.
Her eser, eserin sahibi öldükten 70 yıl sonra anonimleşir… ama;o eseri yeniden yorumlayan her icracı, o yeni versiyon ile farklı bir hak elde etmiştir ki o da icracı hakkıdır. Sen o eseri artık o versiyonla kullanacaksan ondan izin alcaksın. Yoksa git bir başkasına icra ettir!
Kadıköy merkezden girip Suadiye’den çıktığın hatta bir delilik yaşanıyor. Koca semt sanki gizli bir tarikat toplantısında bir araya gelmiş de, "Arkadaşlar Kadıköy’ün acil, ama çok acil bir kahveciye daha ihtiyacı var, ben espresso makinesinin kolunu çekmezsem bu çark dönmez!" diye yemin etmiş.
Mahallede terzi vardı, pantolon paçası kısaltırdık. Gitti. Yerine ne geldi? kahveci. Ayakkabı tamircisi vardı, topuk çakardık. O da gitti. Yerine ne geldi? kahveci!
Kardeşim ben paçamı kahveye mi batırayım? Ayakkabımın topuğuna filtre kahve mi süreyim? Caddebostan'dan Suadiye'ye yürü, attığın her adımda bir barista sana latte art yapıyor. Kalp çiziyor köpüğe. Kalbime çiz onu, kira 80 bin TL!
Bir de dönerciler türedi. 100 gram döner 600 lira. Adam danayı kesmiş, şişe dizmiş, karşıma geçmiş gram hesabı yapıyor kuyumcu gibi. "Kaç gram olsun abi?" Kaç gram olsun ne demek, sarrafa mı geldim ben? Bir de işin komiği, Tatar Salim'de porselen tabakta yediğinle köşedeki Barış Büfe'de ayakta, kola kutusunu koyacak yer bulamadan yediğin tombik aynı para!
Dondurmacıları hiç sorma. Pardon, dondurmacı değil, Gelato. Çünkü dondurma dersen 50 lira, gelato dersen 250 lira oluyor, sistem bu. Dükkan limon sarısı, tabela el yazısı, isim İtalyanca, bir top 200 lira. Bir top, tek top!
O sırada Değirmendere'de Öz Serbesler amca üç topu 100 liraya veriyor, süt kokuyor ama olmaz, biz gidip limon yeşili dükkanda "fıstıklı gelato" yiyeceğiz, çünkü Instagram'a Öz Serbesler koyunca olmuyor :)
Yeter valla yeter. Bir tane de nalbur açın, bir tane. Vida lazım bana, vida.
İstanbul Teknik Üniversitesi emekli öğretim üyesi, Prof. Dr. Ferhan Yürekli’nin aramızdan ayrılmasının büyük üzüntüsünü duyuyoruz. Ailesine, sevenlerine ve öğrencilerine başsağlığı dileriz.
türlü anlaşılmayan, anlaşılmak istenmeyen, rantın her yerde öne geçtiği, aile üyelerini birbirine düşürdüğü bir ortamda dönem yapılarının bir bir kente, hafızalara veda edişi…
Kentsel dönüşümün acımasızlığı… yaklaşık 20 yılını bildiğim 60 küsür yıllık kagir yapının son demlerine şahit olmak. Varislerin anlaşmazlığı sonucu güzelim dönem yapısının yok oluşu… tescillenmeyen, tescile neden uygun görülmesi gerektiği bir
Hayvansever herkese sesleniyorum. Çok çok zorda Patiliköy. 6 aydır içinden çıkamadığımız bir durumdayız.çünkü bu kapasitede can bakan başka yer yok. mama yok. Günlerdir çaresiz yol arıyoruz. Topladığımız yemekler yetmiyor. Mamacılara ciddi bir borcumuz var. Başka dernekler gibi sanatçı , holding , ünlü sponsor bağışçılarımız yok. Patiliköy takipçileri ile ayakta kalan işini en iyi yapan bir kaç dernekten biri ..
Bu kadar düzgün olduğumuz için mi zora düştük. Ne yapalım biz dilendirip ajite yapamayız..
Size ihtiyacımız var. Açlar delireceğim yol bulamıyorum.. lütfen gücü imkanı olan dostlarımız bine yakın canın yaşadığı bir çoğunun engelli olduğu Patiliköye bugün gücünüz kadar bağış yaparsanız ayağa kalkarız. Acil mama gerekli bağış yetine direk mamada gönderebilirsiniz.
Aşağıdaki linkten hem eft hemde kredi kartı ile bağış yapabilirsiniz..
Lütfen en azından rt yaparak destek olun
https://t.co/5Lxmf8y9t7