Bu saati ve kullanılan mekanizmayı daha önce arkadaş grubumuzda uzun uzun konuşmuştuk. Ben oturup detaylı bir paylaşım yazmaya üşendiğim için konuya hiç girmemiştim ama sevgili @rroseselavy11 üşenmemiş, meseleyi hem teknik hem de tüketici açısından oldukça net anlatmış.
Öncelikle burada eleştirilen şey saatin Çin üretimi bir mekanizma kullanması değil. Bugün çok daha pahalı saatlerde de Çin’de üretilen parçalar görebiliyoruz. Asıl mesele, son derece temel ve düşük maliyetli bir Tongji mekanizmanın olduğundan daha nitelikli gösterilmesi, kadrana Made in Germany yazılması ve bütün bunların 25.000 TL’lik bir fiyat etiketiyle sunulması.
Marka sahibinin verdiği cevaplar ise ne yazık ki eleştirinin merkezine temas etmiyor. 316L çelik, çift bombeli safir cam, IP kaplama veya İtalyan deri elbette ürünün özellikleridir. Fakat bunların hiçbiri kullanılan mekanizmanın seviyesini değiştirmiyor ve Made in Germany ibaresinin hangi somut üretim sürecine dayandığını açıklamıyor.
Almanya’da kalite kontrol yapılmış olması tek başına ürünü Alman üretimi hâline getirmez. Saatin kasası, kadranı, camı ve mekanizması Uzak Doğu’dan geliyorsa, Almanya’da tam olarak ne üretildiği veya hangi esaslı işlemin gerçekleştirildiği açıkça anlatılmalıdır. Tüketicinin sorduğu soru tam olarak budur.
Ayrıca Apple, Samsung veya lüks saat markalarının fabrika maliyetleri üzerinden verilen örnekler de konuyu açıklamıyor. Elbette hiçbir ürün yalnızca parça maliyeti üzerinden fiyatlandırılmaz. Marka değeri, tasarım, dağıtım, servis, garanti ve kâr fiyatın içindedir. Ancak bu gerçek, her fiyatı ve her menşe anlatısını otomatik olarak makul hâle getirmez.
Bence en üzücü tarafı da yapılan teknik ve ticari eleştiriye saatten anlamıyorsunuz, kendinizi guru sanıyorsunuz gibi kişisel ifadelerle cevap verilmesi. Bir marka için en doğru yaklaşım tüketiciyi küçümsemek değil, mekanizmanın tam referansını ve Almanya’da yapılan üretim aşamalarını şeffaf biçimde paylaşmaktır.
Rrose’un yazdıklarına büyük ölçüde katılıyorum. Burada markaya zarar verme çabası değil, tüketiciye sunulan ürünün niteliği, menşei ve fiyatı arasında tutarlılık talebi var. Bu sorulara açık bir cevap verilmediği sürece eleştirinin haksız olduğunu düşünmüyorum.
Ayrıca şahsım adına konuşmam gerekirse ben bu işi tamamen hobi bağlamında yapıyorum. Saatleri tutkuyla seviyor, merak ettiğim ölçüde araştırıyor ve öğrendiklerimi paylaşıyorum ama Rrose ise işin profesyonel kısmında duruyor ve saatlerin teknik tarafına, üretim süreçlerine ve standartlarına bir çok kişiden çok daha hâkim olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Bu alanda oldukça geniş bilgiye ve yeterli tecrübeye sahip birisidir. Evet, belki kendisine saat gurusu demiyor ama onu saatten anlamamakla itham etmek de açıkçası son derece talihsiz ve gerçeklikten uzak bir yaklaşım.
Ne iyi değil mi, bir şey hakkında gerçeği ortaya çıkarınca markanın sahibi çıkıp “sen saatten ne anlarsın” tavrı takınıyor maalesef. Size neyden ne kadar anladığımı anlatayım izninizle.
Birincisi;
Kendimi saat gurusu sanmıyorum, halihazırda 10 yıldır saatçilik sektörünün her yerinde geçmişim bulunuyor ve aynı zamanda ustalık da sahibiyim, naçizane hem usta hem koleksiyoner olarak daima kullanıcıyla deneyimlerimi paylaşmaya ve onları bildiğim doğrulara yönlendirmeye gayret ediyorum, bu konuda bir iddiam yok, eleştiride bulunmam için bence buna gerek de yok. Üsttenci tavrınıza da bu nedenle bence hiç gerek yok.
İkincisi;
Tüm yazdıklarınızı defaatle okudum ve alt metni “markamın değeri olduğu için bu fiyatı koyuyorum” olarak yorumladım ve maalesef çok talihsiz buldum.
Üzgünüm ama kendinizi karşılaştırdığınız “high luxury” birçok markayla markanız arasındaki devasa farkın sanırım farkında değilsiniz. En başta mesela hiçbiri saatin tüm menşeisini Çin Shenzhen’de çok kalitesiz bir OEM’de yaptırıp Almanya’da nerede yaptırıldığı belirsiz bir QC ve montaj yaptırdığı için Made in Germany yazmıyor, bunları gerçekten orada üretiyor ve kamuyla şeffaf bir şekilde paylaşıyor, mesela lükse de gerek yok Nomos ve Sinn dahi böyle.
Kaldı ki profilimi biraz kaydırsaydınız marka bağımlısı olmadığımı, fiyatı ederinden yüksekse her saati eleştirdiğimi görürdünüz.
Yine markanızı üretim menşeisini gizlemeyen teknolojik alet üreticileriyle de bir tutmuşsunuz ki temel farkınız siz “Almanmış gibi”davranan ama Çin’de üretim yapan bir üreticisiniz. Kızdığım şey Çin’de üretmeniz değil, üretim yerinizi Almanya’ymış gibi göstermeniz, maalesef onu da anlayamamışsınız.
Yine bana beni tanımadan Japon markalarının fabrikalarının nerede olduğunu da eksik olmayın öğretmişsiniz fakat atlamışsınız ki ben hem Citizen’in hem Grand Seiko ve Seiko’nun hemen her üretim tesisini bizzat gezme şansına defaatle nail olmuş birisiyim zaten, aşağılara inerseniz fabrikalardan buradaki arkadaşlarımızın faydalanması için yaptığım paylaşımları da görebilirsiniz.
Üçüncüsü;
12$’lık mekanizmaya 25.000₺ liste fiyatı belirleyip cevap olarak bunu “herkes böyle yapıyor, sen ne anlarsın saatçilikten” tipinde bir yanıtı da anlamsız buldum.
25.000₺’lik bir dress saatte en pahalı olması gereken şey eğer metiers d’art, guillochet tipi bir işçiliğiniz yoksa ya da yüksek kıymetli metallerden entegre kasa ve bilezikler üretmiyorsanız mekanizmadır. Ve sizin mekanizma seçiminiz ucuz olduğu gibi çok basit çok kötü bir kurmalı mekanizma seçimidir, bunu plate’de üçüncü çarkın altındaki anlamsız boşluk kesiminden, düşük alaşımlı çelikten ürettiği ve halveti düşük aşırı çapaklı winding set’inden zaten anlamak mümkündür. Yazdıklarımı varsa ustanıza gösterirseniz destekleyecektir. Tongji miadını tamamlayalı onlarca yıl geçmiş ucuz bir mekanizmadır. Bu fiyatta asla kabul edilemezdir. Yine bence kabul edilemez ama en en azından başka modern bir Çin; mesela ST36 kullanabilirdiniz.
Dördüncüsü;
Günümüzde 2.000-3.000₺’lik saatlerde dahi standart haline gelmiş 316L’yi ve PVD yerine IP kaplama yapımını saatinizde övmenizi de anlayamadım, İrfan Bey 316L’nin artık günümüz saatçiliğinde en kötü üreticiler için dahi standart olduğunu sanırım bilmiyorsunuz, maliyeti 304L’yle de artık bariz fark değil zaten çünkü artık tüm OEM üreticiler üretebiliyor.
Mesela double domed safir camın da 25$ olduğundan bahsetmişsiniz ki bu da doğru değil.
Çok basit şekilde saatinizin aynısı için Çin Shenzhen’de bildiğim bir OEM üreticiden az önce fiyat e-postası aldım, ekte detayı paylaşıyorum:
Double-dome safir cam 25 değil, 8$, mekanizma 9$ ve saatinizin tüm üretim maliyeti ise 64$, yani 3.000₺.
E-postadan anlaşılacağı üzere söylediklerinizin tamamının ya hiçbiri doğru değil ya da maalesef siz çok pahalı bir üreticiyle çalışıyorsunuz.
+
🔴 İsmail Saymaz, Muhammed Yakut ile ölmeden önce yaptığı son görüşmeyi yazdı:
(1 yıl önce)
Pazartesi günü.
Saat 17.07.
WhatsApp’ıma Almanya’ya ait bir numaradan şu mesaj düştü:
“Ben Muhammed Yakut, ararsanız sevinirim, önemli.”
Mesajı görünce şaşırdım.
Çünkü Yakut’un 30 Nisan’dan beri Hollanda’da tutuklu olduğunu biliyordum.
Demek, tahliye edilmişti.
Aradım.
Telefonu Yakut açtı.
Sesi, yoğun bakımdan çıkmış bir hasta kadar yorgun ve bitkin geliyordu.
Bir-iki saat önce salıverildiğini söyledi.
Türkiye’den bir gazeteciye ulaşıp numaramı bulmuş.
İçeride çok sıkıntı çektiğini, 15-16 kilo verdiğini söyledi. “İki gün sonra önemli açıklamalar yapacağım” dedi.
Ne söyleyecek, çok merak ediyordum.
Yakut, son aylarda, ifşaatları en az kendisininkiler kadar dikkat çeken bir isimle arkadaş oldu.
O kişi, Cemil Önal.
Önal da aslen Diyarbakırlı.
Kıbrıs’ta 2022 yılında casino’cu Halil Falyalı’nın öldürülmesini azmettirdiği iddiasıyla Türkiye tarafından kırmızı bülten çıkarılan Önal, Hollanda’ya kaçmıştı. 2023’te Hollanda’da tutuklanan Önal, 16 ay tutuklu kaldı.
Tahliye edilince kapıda onu Yakut karşıladı.
Önal, iade edilmemek için “FETÖ’cüyüm” bahanesiyle iltica başvurusu yaptı.
‘Bugün Kıbrıs’ gazetesinden Ayşemden Akın ile yaptığı, 14-20 Nisan 2025 tarihlerinde üç bölüm halinde yayınlanan söyleşisinde, Falyalı’ya ait beş kasetin kendisinde olduğunu iddia etti. Falyalı’nın Türkiye’de bir eski bakan ve cumhurbaşkanı yardımcısına rüşvet verdiğini öne sürdü. Önal’ın iddiaları Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta günlerce konuşuldu.
Çömez’le buluşacaklardı
Yakut ve Önal, bildiklerini anlatmak için İyi Parti’nin Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’i Hollanda’ya davet etti.
1 Mayıs’ta Den Haag şehrinde buluşmak üzere sözleştiler. Yakut, bir gün önce araçla Almanya’dan Hollanda’ya geçerken, sınırda durduruldu. Türkiye’nin çıkardığı kırmızı bültenden ötürü Zutphen Cezaevi’ne kondu.
Önal’ı arayarak, “Elinizden geleni yapın, bir avukat ayarlayın” dedi.
Önal, Almanya’daki avukat arkadaşını aradı.
“Çıkması lazım. Yardımcı ol” dedi.
Efe, cinayetin şahidi
O avukatın adı, Bayram Bozkurt.
Türkiye, Bozkurt’u 2009 yılında Erzincan’da açılan Ergenekon Davası’ndan biliyor. Adı rüşvete bulaşınca ‘Gizli Tanık Efe’ kod adıyla, dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk aleyhinde ifade vermişti.
Bozkurt, rüşvetten ihraç edileceği için istifa etti.
Sonradan adı, ‘Hakan Aslan’ diye değiştirilerek, yeniden savcı yapıldı.
15 Temmuz’dan sonra saklandığı evden kaçarken ayağını kırdı ve yakalandı. Bu kez FETÖ aleyhine ifade verdi. Serbest bırakılınca Yunanistan üzerinden Almanya’ya kaçtı.
Şu an Avrupa’daki Türk kaçakların Türkiye’deki dava ve soruşturmaları için danışmanlık veriyor.
Bozkurt, Önal’ın yardım çağrısı üzerine 1 Mayıs’ta Hollanda’ya geçti. Bir Türk’e ait olan ‘Rijswijk Hoevevoorde Oteli’nin kafesinde buluştular. Sohbet ettikleri sırada bir saldıran, Önal’a 6-7 el ateş etti.
Bozkurt, şahit olduğu cinayeti bana 13 Mayıs şöyle anlatmıştı:
“Arkadan birinin geldiğini gördüm. Kafasını çevirir çevirmez, Cemil'e doğru koşmaya başladı. Fark ettiğimde hareketlenmişti. Göbek tarafına silahı koymuş. Çıkardı. ‘Yapma!’ diye bağırdım. Ayağa kalktım. Silahla kafasına önce ateş etti. Onu gördüm, sonra eğilerek kaçmaya çalıştım. Tak tak tak diye 6-7 defa saydırdı.”
Tetikçi ve bir suç ortağı tespit edildi.
Ne var ki bugüne kadar yakalanamadılar.
Bozkurt, bana Önal ve eşinin CIA ile görüştüğünü söylemişti. Önal’ın, elindeki kasetlerden söz ettiğini anlatarak, “İlgili yerlere verdim, bunlar benim güvencem” dediğini kaydetmişti.
Önal’ın cenazesi 13 Mayıs’ta Diyarbakır’da defnedildi.
Yakut ise bugünlerde cezaevindeydi.
Suikast girişiminden ötürü cezaevi değişti
Yakut, yaklaşık üç hafta önce bir suikast girişiminden ötürü 80 kilometre uzaktaki Vught Cezaevi’ne kondu.
Tek başınaydı.
61 gün tutuklu kaldı.
30 Haziran’da tahliye edildi.
Yakın bir arkadaşı Yakut’u saat 12.30’da cezaevinin kapısında karşıladı.
Arkadaşına “İçeride zor zamanlar geçirdim” dedi.
İstihbaratçılarla görüştüğünü anlattı.
“Cemil Önal’ı kimin öldürdüğünü biliyorum” dedi ancak isim vermedi.
Çok tedirgindi.
Suikast girişiminden korkuyordu.
Duisburg’a gittiler.
‘Hasret’ adlı Türk lokantasında yemek yediler. Yakut’un birkaç arkadaşı onlara katıldı.
Yemekten sonra evine bıraktılar.
Akşam 19 sularında koruması ve şoförü geldi.
Happy Garden
Bir Türk’e ait ‘Happy Garden’ adlı mekana doğru yola çıktılar. Bu mekanın bir bölümü restoran, bir bölümü ise saunaydı.
Yakut, “Birisiyle konuşmaya gideceğim” dedi.
Mekana 50 metre kala araçtan indi.
Korumasıyla birlikte yürüdü.
Onları mekanın önünde bir Türk karşıladı.
Yakut, “İçerisi sağlam mı?” diye sordu.
Adam “Sağlam” dedi.
Yakut, korumasına “Bekleyin, bir iki saate geleceğim” dedi.
İçeri girdi.
Saat 21.30 sularında korumasını aradı.
“Arkadaşımla konuşacaklarımız var, bekleyin” dedi.
Fakat 01.00’e kadar ses çıkmadı.
Koruması ve şoförü kapıya gittiğinde mekanın kapanmak üzere olduğunu gördü.
Garson “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu.
Onlar Yakut’u tarif edince “Bir saat önce öldü” dedi.
Gerçekten de koruma ve şoför beklerken mekana ambulans gelmişti. Fakat ambulansın Yakut için geldiğini düşünmemişlerdi.
Kalp krizi mi, kokain mi?
Yakınları Yakut’un restoranda tek başınayken kalp krizi geçirip öldüğünü iddia ediyor. Bir diğer kaynağım ise Yakut’un saunada aldığı kokainin hayatına mal olduğunu öne sürüyor. Yakut’un yakınları bu iddiayı reddediyor.
Bugün otopsisi yapılacak.
Yarından sonra cenazesi İstanbul’a gönderilecek.
Ne biliyordu?
Cemil Önal’ın failleri bulunamamış ve bu cinayet aydınlanmamışken, Muhammed Yakut şüpheli şekilde hayatını kaybediyor. Suikast girişimi nedeniyle cezaevi değiştirilen Yakut, tahliye edildiği gün ölüyor.
Bu tesadüf olabilir mi?
Restoranda mı, saunada mı öldüğü bile belirsiz.
Kalp krizinden mi, başka bir sebeple mi can verdi, bilinmiyor.
Sizce de bir tuhaflık yok mu?
Yakut, kendisini cezaevinin kapısında karşılayan yakın arkadaşına “Cemil Önal’ı kimin öldürdüğünü biliyorum” dedi.
Bana da iki gün sonra açıklama yapacağını söyledi.
Cemil Önal cinayetine dair ne biliyordu?
Önal’ın “Elimde” dediği beş kayıp kaset hakkında bilgi sahibi miydi?
İki gün sonra hangi bilgileri açıklayacaktı?
Acaba Yakut, bütün bu bildiklerinden ötürü öldürülmüş olabilir mi?
Bugün Kulüpler Birliği toplantısında Başkanımız Sayın Yüksel Yıldırım’a yönelik sergilenen tehditkâr, yakışıksız ve seviyesiz üslubu asla kabul etmiyoruz.
Başkanımız, Samsunspor’un hakkını savunduğu için hedef alınıyorsa, biz de sonuna kadar onun arkasındayız. Kimsenin tehdidinden korkacak, geri adım atacak bir camia değiliz.
Samsunspor’a saygı duymayı öğreneceksiniz. O masalarda sesinizi yükselterek değil, önce üslubunuzu düzelterek konuşmayı bileceksiniz. Herkes bulunduğu makamın ağırlığını ve konuştuğu kişinin temsil ettiği camianın büyüklüğünü bilmek zorundadır!
Başkanımız Yüksel Yıldırım yalnız değildir!
#YükselYıldırımınYanındayız
🗣Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım: ‘’Dört büyüklere karşı duracak tek başkan Yüksel Yıldırım. Barış Göktürk bana satır aralarında hakaret etti, tehdit yok. Barış Göktürk taraftara şirin gözükmek için şov yapıyor.’’
#TGRTfutbol etiketiyle soru ve görüşlerinizi yazın
📺 https://t.co/qriLemP2wy
Ersin Düzen:
"Bugünkü Kulüper Birliği toplantısında Mahmut Uslu ve Barış Göktürk, Yüksel Yıldırım'la bir gerginlik yaşadı. Yayıncı kuruluşun vereceği paylarla ilgili olarak Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gelirlerin düşmesini istemiyor.
"Yüksel Yıldırım da buna tepki gösteriyor. Fenerbahçe ve Beşiktaş'la ilgili olarak da 'Bedavadan arazi falan alıyorsunuz, hala buna ısrar ediyorsunuz.' şeklinde bir şeyler söylüyor. Mahmut Uslu'ya karşılık da seviyeyi düşerecek söylemlerde bulunuyor. Mahmut Uslu da 'Spor salonunu Ülker yaptı, Kayışdağı arazisine de zamanında Aziz Başkan 30 milyon Dolar verdi. O arazileri bedava aldık, para kazanalım gibi durum olmadı.' diye yanıt veriyor."
"O sırada Barış Göktürk ve Yüksel Yıldırım'ın arasında bir gerginlik yaşanıyor. Bazı sözler söyleniyor. Sonrasında 30-40 dakika Yüksel Yıldırım'ı dışarı çıkartıyorlar."
📲https://t.co/sDJKON8Nrm
Frankfurt'tan kalkan uçakla Antalya Havalimanı'na inen Rus içerik üreticisi, bagaj bandında dev valizini indirirken kendisine yardım etmeyen Alman yolcuya attığı bakışla sosyal medyayı ikiye böldü.