Selçuk Kozağaçlı hukuk devletini anlatıyor; "İnanılmaz bir şiddet makinası olarak çalışıyor. Bizim ihtiyaçlarımıza erişimimizi imkansız hale getiriyor, sürekli bir saldırı halinde. Katlediyor, aç bırakıyor, tedavimizi engelliyor, kendimizi tamamlamamıza izin vermiyor."
Geçen hafta Silivri’de, hapishane duruşma salonunda bize “son sözümüz” sorulduğunda şunu söyledik: Son sözümüz olamaz. Son sözümüz hukuku etkili kılmaktır. Ve hukuku etkili kılmak için son nefesimize kadar çaba göstereceğimize söz verdik. Ve bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edeceğiz.
İstanbul Barosu yöneticileri olarak, bütün yurttaşların hak ve özgürlükleri için bu siyasal davayı hukuki bir sürece dönüştürdük. Ve gördük ki: İstanbul’da hâkimler var. Türkiye’de hâkimler var. Çünkü bu Cumhuriyet, müdafaa-i hukuk ruhuyla kuruldu. Ve ikinci yüzyılında da insan haklarına dayalı, laik ve demokratik bir Cumhuriyet olarak yaşayacak.
Adil yargılanma hakkı; savcıların ve hâkimlerin titizlikle uymakla yükümlü olduğu anayasal bir zorunluluktur. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Bütün yargı mensuplarını, sav–savunma–hüküm diyalektiğine, Anayasanın bağlayıcı ve emredici hükümlerine ve adaletin gereklerine bağlı kalmaya davet ediyorum.
📌Soma davasında, ölen 301 kişiden sorumlu olan tüm sanıklar dışardayken, ailelerin yanında duran avukatlar hala cezaevinde.
📌Milletvekili seçilen Can Atalay için AYM kararına rağmen hukuk işletilmiyor.
📌Selçuk Kozağaçlı’da ise tahliye sonrası yeniden tutuklama ile belirsizlik derinleşiyor.
📌İnfaz paketleriyle toplum vicdanını yaralayan ağır suç işleyenler tahliye olurken, vicdanı savunanların içeride kalması kabul edilemez.
İki ayrı cezaevinde yaklaşık kırk mahpusu ziyaret ettik.
Aralarında avukatlar, belediye başkanları, akademisyenler, kamu yöneticileri ve seçilmiş temsilciler bulunuyor. Ortak paydaları ise özgürlüklerinden haksız ve keyfi biçimde alıkonulmuş olmalarıdır.
Anayasa’nın 19. ve 13. maddeleri açık olmasına rağmen, tutuklama koşulları bulunmayan kişiler aylarca cezaevinde tutulmakta; iddianameler gecikmekte, deliller sonradan yaratılmaya çalışılmakta, adli kontrol gibi anayasal seçenekler bilinçli biçimde uygulanmamaktadır.
Özellikle kadınlar koğuşunda, anne olan ve koşulları uygun olduğu hâlde serbest bırakılmayan çok sayıda mahpusun varlığı, yalnızca bireylerin değil çocukların da cezalandırılması anlamına gelmektedir.
Bu keyfi uygulamalar karakolda başlayıp cezaevlerinde sürmekte; insan onuru, hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı ağır biçimde ihlal edilmektedir.
İstanbul Barosu olarak çağrımız nettir:
Hukuk, emniyet aşamasından yargılamaya kadar eksiksiz uygulanmalıdır.
Tutukluluk itirazları derhal değerlendirilmelidir.
Tutuklama koşulları bulunmayan mahpuslar derhâl serbest bırakılmalıdır.
Bu çağrı yalnızca hukuk çevrelerine değil; yürütme ve yasama organlarına da yöneliktir.
Hukuk devleti, keyfiliğe teslim edilemez.
Av. Selçuk Kozağaçlı:
Bi insan “ben aç kalıyorum çünkü adaletsizliğe uğradım” deyip açlık grevine başlıyorsa; artık ister dininiz, ister ahlakınız ya da aile terbiyenizin yürüyüp geçmeye izin vermemesi lazım.
Dönüp sormalısınız, ne yaptılar sana!
#KuyuTipiHapishanelerKapatılsın