1927 Türkiye Haritası. Günümüzden farklı. Görebildiğim farklar şunlar, kaçırdığım ya da yanlış anladığım bir şey varsa yazarsınız.
Batıdan doğuya doğru:
- Kocaeli ve Adapazarı tek bir vilayet
- Uşak diye bir vilayet yok, Kütahya’nın ilçesi.
- Bolu ve Düzce bir vilayet (zaten yakın zamanda ayrıldılar)
- Zonguldak, Karabük ve Bartın tek bir vilayet.
- Konya ve Karaman bir vilayet
- Gazipaşa Antalya’ya değil Silifke vilayetine bağlı
- Silifke Mersin’den ayrı bir vilayet.
- Bugünkü Osmaniye ve Ceyhan Cebelibereket isminde Adana’dan ayrı bir vilayet.
- Malatya bayağı farklı. Darende Sivas’a bağlı. Besni haricinde Adıyaman komple Malatya’nın bir parçası; ayrıca bugün Erzincan’a bağlı olan Kemaliye (Eğin) de o zamanlar Malatya’ya bağlı.
- Antep, Besni’yi de içeriyor.
- Hatay diye bir vilayet yok, Fransiz mandasina dahil. Sonradan sınırlarımızın dışında Hatay diye bir devlet olacak.
- Giresun, Sivas ve Erzincan arasında sürpriz bir vilayet var: Şebinkarahisar. Komşularla pay edilmiş; çoğu Giresun’a dahil olmuş, Suşehri Sivas’a, Mesudiye Ordu’ya düşmüş.
- Gümüşhane ve Bayburt bir vilayet
- Tunceli diye bir vilayet yok. Haritada Dersim olarak belirtilen bir havza var ve Elazığ’ın içinde. Pülümür ve Nazımiye ise Erzincan’a dahil.
- Erzincan da oldukça farklı. Bugün Tunceli‘nin doğu kesimi ile Bingöl Kiğı Erzincan’a bağlı. Buna karşın Kemaliye Malatya’ya, Tercan Erzurum’a bağlı.
- Elazığ da oldukça farklı. Bugün Tunceli Vilayeti’nin batı ve güneyi ile Bingöl merkez ilçe (Çabakçur) o zamanlar Elazığ’a bağlı.
- Ayrıca Elazığ’ın adı Elaziz.
- Bingöl diye bir vilayet komple yok. Elazığ, Diyarbakir ve Erzincan arasina dagilmis.
- Muş ve Bitlis bir vilayet ve merkez Bitlis.
- Batman komple Siirt’e dahil. Hatta Batman merkez haritada adı bile geçmeyen bir yer.
- Şırnak diye bir vilayet de yok. Merkez Siirt'e, Cizre ve Silopi Mardin’e, Beytüşşebab/Idil ise Hakkari‘ye bağlı.
- Hakkari merkezin adı Hakkari değil, Çölemerik.
- Iğdır diye bir vilayet yok, komple Ağrı’ya dahil.
- Ardahan diye bir vilayet yok, komple Kars’a dahil.
@zeydanlioglu Dikranagert isminin kullanıldığı bilgidi tartışmalı. Kaynaklarda böyle bir yer geçiyor ama tam olarak neresi olduğu belli değil. Diyarbakır merkez ya da Silvan olabilir, arada unutulmuş bir yer de olabilir. Üzerine çalışılması gerekiyor.
@haritaseviyoruz Karakaya, Keban ve Atatürk barajlarının rengini fazla koyu yapmışsınız. Ben de ilk gördüğümde şaşırdım, Malatya’da ve Elazığ’da Farsça konuşanlar kimmiş acaba dedim kendi kendime 😁
Hiç alakası yok. Çifte vatandaş olarak istediğiniz zaman istediğiniz konsolosluğa başvurabilirsiniz. Kaldı ki Türk vatandaşı olarak Türkiye sınırları içerisinde Alman konsolosluğundan nasıl bir fayda görülecek orası da muamma. Konsoloslukta memleketteki bir takım kağıt kürek işlerinin bulunduğunuz ülkede yapılması dışında bir şey yok ki.
Hocam buna ek olarak tarihteki Türkçe isimler mevzunda da belirtilmesi gereken bir detay var.
Özellikle bazı Selçuklu sultanların Türkçe isimlerinden bahsedilir. Çağrı, Tuğrul, Alparslan gibi. Ancak ama hepsinin asıl adı Arapçadır. Örnek vermek gerekirse Alparslan’ın asıl adı Alparslan değil, Muhammed bin Davud yani Davut’un oğlu Muhammed şeklindedir. Alparslan ise lakabıdır. Aynı şekilde babası Davud’un lakabı da Çağrı’dır.
O noktada tarihçiler bir tercih yapıp Selçuklu için Türkçe lakapları isim olarak kullanmışlar gibi görünüyor. Osmanlı kaynaklarında da Türkçe isimleri ile mi, Arapça isimleri ile mi geçiyor diye kontrol etmek lazım.
Ne kadar kötü bir işletme olduğundan bağımsız olarak, zabıta müdürünün kibirli tarzı en az denetlediği fırın kadar mide bulandırıcı.
Orada bir sorun varsa kamu görevlisi olarak gidersin, tutanağını tutarsın kanıtlarını toplarsın vs. İşletmeyi mühürlemek gerekiyorsa (ki öyle görünüyor) mühürlersin. Gereken bütün yasal prosedür neyse uygularsın. Neticede ortada bunla ilgili kanun, yönetmelik var. Ne gerekiyorsa uygulanır.
Ama tuhaf bir ego ile azarlamak, tehdit etmek, “kârınızı elinizden alacağım” gibi şeyler söylemek, gerçekten o insanın bir kamu hizmeti yapmaktan çok egosunu tatmin etmeye çalıştığı izlenimi veriyor.
@jeandpardaillan Yunan harfleri ile Türkçe okuyup yazmak Karamanlıca mıymış? Vay be! Takriben 12-13 yaşından beri eğlencesine öğrenip yaptığım şeyin, aslında bir dil bilmek olduğunu, bir adı olduğunu öğrenmek bugüne kısmetmiş.
CV’me eklerim bunu.
1927 Türkiye Haritası. Günümüzden farklı. Görebildiğim farklar şunlar, kaçırdığım ya da yanlış anladığım bir şey varsa yazarsınız.
Batıdan doğuya doğru:
- Kocaeli ve Adapazarı tek bir vilayet
- Uşak diye bir vilayet yok, Kütahya’nın ilçesi.
- Bolu ve Düzce bir vilayet (zaten yakın zamanda ayrıldılar)
- Zonguldak, Karabük ve Bartın tek bir vilayet.
- Konya ve Karaman bir vilayet
- Gazipaşa Antalya’ya değil Silifke vilayetine bağlı
- Silifke Mersin’den ayrı bir vilayet.
- Bugünkü Osmaniye ve Ceyhan Cebelibereket isminde Adana’dan ayrı bir vilayet.
- Malatya bayağı farklı. Darende Sivas’a bağlı. Besni haricinde Adıyaman komple Malatya’nın bir parçası; ayrıca bugün Erzincan’a bağlı olan Kemaliye (Eğin) de o zamanlar Malatya’ya bağlı.
- Antep, Besni’yi de içeriyor.
- Hatay diye bir vilayet yok, Fransiz mandasina dahil. Sonradan sınırlarımızın dışında Hatay diye bir devlet olacak.
- Giresun, Sivas ve Erzincan arasında sürpriz bir vilayet var: Şebinkarahisar. Komşularla pay edilmiş; çoğu Giresun’a dahil olmuş, Suşehri Sivas’a, Mesudiye Ordu’ya düşmüş.
- Gümüşhane ve Bayburt bir vilayet
- Tunceli diye bir vilayet yok. Haritada Dersim olarak belirtilen bir havza var ve Elazığ’ın içinde. Pülümür ve Nazımiye ise Erzincan’a dahil.
- Erzincan da oldukça farklı. Bugün Tunceli‘nin doğu kesimi ile Bingöl Kiğı Erzincan’a bağlı. Buna karşın Kemaliye Malatya’ya, Tercan Erzurum’a bağlı.
- Elazığ da oldukça farklı. Bugün Tunceli Vilayeti’nin batı ve güneyi ile Bingöl merkez ilçe (Çabakçur) o zamanlar Elazığ’a bağlı.
- Ayrıca Elazığ’ın adı Elaziz.
- Bingöl diye bir vilayet komple yok. Elazığ, Diyarbakir ve Erzincan arasina dagilmis.
- Muş ve Bitlis bir vilayet ve merkez Bitlis.
- Batman komple Siirt’e dahil. Hatta Batman merkez haritada adı bile geçmeyen bir yer.
- Şırnak diye bir vilayet de yok. Merkez Siirt'e, Cizre ve Silopi Mardin’e, Beytüşşebab/Idil ise Hakkari‘ye bağlı.
- Hakkari merkezin adı Hakkari değil, Çölemerik.
- Iğdır diye bir vilayet yok, komple Ağrı’ya dahil.
- Ardahan diye bir vilayet yok, komple Kars’a dahil.
Şahsi fikrimi söyliyim, Latince, Fransızca gibi etkisi altında kaldı üst kültür dillerine Almanca birer karşılık bulması mantık değil mantıksızlık. Bu çok büyük bir entelektüel enerji israfı hatta kelimelere uygulanan manasız bir ırkçılıktan başka bir şey değil.
Bence asıl mantıklı davranış İngilizcenin yaptığıdır. Etkisi altında kaldığın ne kadar dil varsa, orada ne kadar kelimede dağarcığı varsa hepsini aynen dilin içine yerleştirmiş. Bugün İngilizcede herhangi bir fiilin, sıfatın, ismin, zarfın en az birkaç karşılığı var. Ve bunlar tam olarak eşanlamlı sözcükler değildir. Her zaman aralarında küçük bir nüans farkı var. Bu da anlatım gücünü çok üst bir noktaya koyuyor.
Somut örnek vermek gerekirse başlamak sözcüğü için start, begin, initiate hatta kick off sözcükleri kullanılabilir. Ve bunların her biri farklı bağlamlarda farklı bir anlam ifade eder çünkü arasında küçük nüans farkları vardır.
Osmanlıca tabir ettiğimiz eski Türkçe’nin sahip olduğu güç de oradan geliyordu. Arapça ve Farsça gibi bulunduğu hinterland’ın en önemli iki dilinin bütün kelime haznesini kullanıma açmıştı. En basit bir kelimenin bile birbirinden farklı bir sürü karşılığını bulabiliyordunuz. Günümüz Türkçesi için aynısını söyleyemeyiz. En basitinden kuvvetli ve kudretli sözcüklerinin ikisine de güçlü demişiz. Böylece bir lafıyla bir insanı harekete geçiren de, tek başına 100 kg ağırlığı kaldıran da aynı kelimeyle ifade edilmiş. İngilizce’de strong ve powerful ayrımı gibi.
Bir dilin kalitesi bu şekilde yükseltilir, var olan bir kelimeye yeni bir karşılık uydurup bunu zorla insanlara kabul ettirerek değil
@sengpt Çünkü aranızda ast-üst ilişkisi var. Onlar sizden üstte ve siz onları memnun etmekle mükellefsiniz. Onlar ise sizi memnun etmek derdinde değil. Mevzu bu kadar basit.
Yediler ve yedi ulu ozan çok alakasız kavramlar.
Yediler tarikatta geçen bir kavram, Mustafa hoca zaten ondan bahsediyor.
Yedi ulu ozan ise Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, çok yüksek ihtimalle Pertev naili Boratav ya da Fuat köprülü çevrelerinde icat edilmiş bir kavram. Gelenekte yedi ile sınırlandırılan bir ozan sayısı ya da böyle bir liste yok.
Evet bu durum eski yaxıdaki kaf ve ğayn sesleri için geçerli.
Seslerin kaybolmasından bahsetmişsiniz ama zaten burada itiraz ettiğim şey tam olarak o. Bu sesler bir yere kaybolmadı. Sadece resmi olarak kabul edilen aksan da telaffuz edilmediği için dilin dışına atıldı.
Ancak bu seslere de tıpkı hı sesinde olduğu gibi sınıfsal bir anlam yüklendi.