CHP'ye yönelik “mutlak butlan” kararı, hukuk kılıfına sarılmış bir karşı-devrim operasyonudur.
Bugün Türkiye’de AKP-MHP-DEM iktidar bloğu, kendi mafya-tarikat-rant düzenlerini Amerikan emperyalizminin desteğiyle tahkim ederken; Cumhuriyet devrimi birikimine, Altı Ok’u savunanlara ve emekçi halka karşı sistematik bir savaş yürütmektedir.
Bu savaşın hedefi yolsuzluklarla mücadele değildir. Babalar gibi satanların, parsel parsel peşkeş çekenlerin, üçe beşe kapatanların; anayasayı çiğneyerek iktidarlarını sürdürme operasyonudur.
Hedef bellidir: Cumhuriyetçi bir iktidar seçeneğini dağıtmak ve etkisizleştirmek.
Ancak burada asıl ifşa edilmesi gereken, Türkiye merkez siyasetinin tamamen kirlenmiş olduğu gerçeğidir.
Siyasi ve hukuki meşruiyetini tamamen yitirmiş bir iktidar, seçim dışı yöntemlerle iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. Yargıyı sopa, Anayasa’yı hamur yapmışlardır.
Seçimle kalamayacaklarını bildikleri için seçim sandığını anlamsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Meşruiyet için sandığa ihtiyaçları kalmamıştır. Muhtaç oldukları meşruiyet, Trump tarafından kendilerine verilmiştir.
Bu tablo karşısında şu gerçeğin de altını çizmek zorundayız:
CHP, bu kumpasa karşı direnecek meşruiyeti ve gücü; tam da bu kirlenmiş merkez siyasetine uyum sağlamaya çalışarak kaybetmiştir.
Ülke içi ve dışı güç odaklarına hoş görünmeye çalışarak, gerçek bir direnişi örgütlemekten sürekli kaçınmış ve bu operasyonlara zemin hazırlamıştır.
Cumhuriyet Devrimi’ni sahiplenmeyen, tam bağımsızlığı savunmayan, emperyalist-kapitalist sisteme karşı net tavır alamayan bir CHP, kendini de savunamaz.
“Helalleşme” siyasetiyle Erdoğan’ın karşısına Erdoğan benzerlerini aday çıkaran, hukuksuzluğa karşı YSK önüne bile gidemeyen, NATO’cuları, serbest piyasacıları, Altı Ok’la alakası olmayanları parti yönetimine getiren bir siyaset tarzı; bugünkü kumpasa karşı direnme meşruiyetini ve gücünü nereden bulacaktır?
Karşı-devrimci, bölücü Yeni Anayasa Komisyonu’na milletvekili göndererek çözülme sürecine dolaylı destek veren bir CHP, kadıyı kime şikâyet edecektir?
Brüksel’den, Washington’dan medet uman bir anlayış; Mustafa Kemal Atatürk’le ve milletle nerede birleşecektir?
Bu kumpasa karşı mücadele işte tam burada başlar:
Altı Ok’un devrimci özüne dönmekle,
Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı net cephe almakla,
Mafya-tarikat-rant sistemine karşı emekçi halkın yanında saf tutmakla,
Ve en önemlisi; seçim dışı yöntemlerle iktidarını sürdüren bu karanlık bloğa karşı gerçek bir halk cephesi örgütlemekle…
Bugün, siyasi iktidarın sopasına dönüşen yargının çiğnediği Cumhuriyet hukukunu savunma günüdür.
Gerçek ve devrimci bir Altı Ok savunusu olmadan bu başarılamaz.
Bugün 6 Mayıs 2026; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilişinin 54. yılı.
O darağacı, Tam Bağımsız Türkiye şiarının öncülerini infaz etmek, o devrimci duruşa boyun eğdirmek, Cumhuriyet Devrimi birikimini yoketmek için kuruldu. 12 Mart faşizmi darağaçlarıyla halkın bağımsızlık ve kurtuluş iradesini kırmayı hedefledi. Arkasından 12 Eylül'le neoliberal talanı, Amerikan uşaklığını, NATO esaretini, tarikat-cemaat yapılanmasını inşa ettiler.
Denizlerin "suçu"; 6. Filo'yu denize dökmek, üniversitelerde milli, demokratik, laik ve bilimsel eğitimi eğitimi savunmak, işçilerin, köylülerin safında ağaya-patrona karşı mücadele etmek, Samsun'dan Ankara'ya "Tam Bağımsız Türkiye Yolunda Mustafa Kemal" diyerek yürümekti.
En büyük "suç"ları; Amerikan emperyalizmine, işbirlikçi sermayeye ve ortaçağ karanlığına başkaldırmak, Cumhuriyet Devrimi'nin bayrağını taşımaktı.
Deniz Gezmiş mahkemede, dimdik ayakta; "Ben Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine karşı bir Türk devrimcisiyim."
"İddianamede geçen ve bana atfedilen bir cümleyi kabul etmiyorum. Ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım, ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım."
"Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye adına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir."
"35 milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir."
"Bu memlekette Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz."
"Tarih bizi temize çıkaracaktır" demişti.
Deniz Gezmiş'in bu sözleri 54 yıldır doğrulanıyor. O gün "vatan haini" denenler, bugün tarihin vatansever süzgecinden geçti. Onları suçlayan zihniyet ise emperyalist güçlerin kucağında bu vatanı satmaya devam ediyor.
Denizler'in tarif ettiği düşman bugün de aynı.
NATO'nun Adana'ya çok uluslu kolordu karargâhını kuran, İstanbul Boğazı'na deniz unsur komutanlığını açan, bölücü-gerici terörü himaye eden; Amerikan emperyalizmi ve onun içerideki işbirlikçi mafya-tarikat düzeni. Bu düzen ki köprüleri, nehirleri, madenleri, fabrikaları, çocukları, kadınları ile bir vatanın neyi varsa yıkmaktadır, satmaktadır, talan etmektedir. Bu kan emicilere karşı Kuvayı Milliye'den, 68' e uzanan, o boyun eğmeyen yurtsever, devrimci gelenek en büyük dayanağımızdır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın; yurdumuzun ve emekçi halkımızın kurtuluşu yolunda, son nefeslerine kadar taviz vermeden sürdürdükleri devrimci mücadelerini, vatana ve emekçi halka olan bağlılıklarını şan ile anıyoruz.
Onlardan devraldığımız, Tam Bağımsız Türkiye şiarını, bugün Vatan, Emek, Cumhuriyet bayrağıyla taşıyoruz.
Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!
#6Mayıs1972 #DenizGezmiş #DarağacındaÜçFidan
Türkiye’nin vatansever gençliği Ulus Meydanı’nda Andımızı okudu.
Başımız dik, sözümüz net.
Ulus’tan yükselen irade, Anıtkabir’e doğru yürüyüşe geçti.
Bu yürüyüş; bağımsızlığın, cumhuriyetin ve halk egemenliğinin yürüyüşüdür.
#23NisanUlusalEgemenlikBayramı
Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş başlatan ve açlık grevine giren Doruk Madencilik işçileri, başkentte direnişlerini sürdürüyor. Ankara İl Başkanımız ve yöneticilerimiz işçileri ziyaret ederek dayanışma gösterdi.
İl Başkanımız Zülfiye Gültekin:
“Biz köle olmayacağız, boyun eğmeyeceğiz. Bizi yoksullaştıran, fakirleştiren, bölen hiçbir siyasete teslim olmayacağız. Emekçilerimizin yanındayız. Bu ülkenin gerçek gücü emekçilerdir. Tarih, işçi sınıfının iradesiyle nice iktidarların yıkıldığını göstermiştir. Emekçilerin ihtiyaçlarına sırtını dönen bu düzen de ayakta kalamayacaktır.” dedi.
İşçilerin haklı mücadelesinin yanındayız.
Emekçilerin sesi susturulamaz. Emek kazanacak.
@bagimsizmadenis
Bu engelleme kararı, Türkiye’nin NATO eliyle Amerika ve İsrail saldırganlığının ileri karakolu haline getirilmesine karşı çıkan partimizi ve siyasal güçleri hedef almaktadır.Bölücü yeni anayasa sürecine karşı duran SCP ve benzeri partilerin susturulmak istendiği açıktır.
Emekçi, devrimci, aydın cumhuriyetin en dik yürekli, başeğmez savaşçısıydı Yalçın Küçük.
Kemalist devrim mirasına sahip çıktı. Hapisle susturamadılar, yalnızlaştıramadılar, yıldıramadılar. Şimdi tarihe yazıldı.
Mücadelesi, eserleri halkımızın kalbinde, davası geleceğimizdedir.
İstanbul İl Örgütümüz Kadıköy’de, Türkiye’nin NATO’dan çıkması gerektiğini ve bölgemize yönelik karanlık planları anlatan bildirileri dağıtarak NATO’ya karşı mücadele çağrısını halkımızla paylaştı.
#NatoyaHayır
Kontrgerilla tarafından Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve dokuz yoldaşımızı saygıyla anıyoruz.
Kızıldere, bu topraklarda bağımsızlık ve devrim mücadelesine yönelen saldırının adıdır.
#Kızıldere
🗓️ 100 days to go until the 2026 #NATOsummit in Ankara, Türkiye 🇹🇷
This is the second time Türkiye will host a NATO Summit, following Istanbul in 2004. NATO Summits bring together Allied leaders to take decisions on important issues facing the Alliance
2-:Cumhuriyetin hazinelerini sömüren, yerli madenlerimizi kapatarak daha ucuz diye ithal madene yönelen, posası çıkarılınca işçileri sokağa atanlar, ülkenin bugününü ve geleceğini karartmakta, vatana ihanet suçu işlemektedir.
Suçludurlar, suç işlemektedirler.
Cumhuriyet Savcılarımızı ulusal değerlerimize sahip çıkmaya, suça karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.
Suçlular derhal tutuklanmalıdır.
AKP iktidarını göreve çağırıyoruz!
Madenleri satarak ve kapatılmasına ses çıkarmayarak işlediğiniz suçu telafi etmek elinizde.
Madenler derhal yeniden kamulaştırılmalıdır.
Yeniden üretime açılmalı, eksik olan teknolojik yatırım derhal yapılmalıdır.
İthalat, yerli üretim yetmediği takdirde ve sadece ihtiyaç kadar yapılmalıdır.
İşten çıkarılan işçiler derhal işbaşı yaptırılmalı, boşta geçen sürelerinin ücretleri eksiksiz ödenmelidir.
Milletimizi, işçi sınıfımızı ve bütün sendikalarımızı, Türkiye’nin bu yerine konulamaz değerine ve işçilerimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.
DEMİR MADENİNİ KAPATANLAR, DERHAL TUTUKLANMALIDIR!
Stratejik değeri yüksek, rezervi en büyük demir madeni, Divriği Demir Madeni’miz, özelleştirmeciler tarafından kapatılıyor.
Kapatılan bu maden, sadece demir-çelik fabrikalarımızın değil, inşaat ve otomotiv sektörünün, gemicilik ve demiryolu sanayisinin, havacılık ve metal sektörünün, daha onlarca sanayinin hammaddesidir.
Unutmayalım ki Fransa, Almanya, İngiltere, Amerika, Çin başta olmak üzere sanayi ülkelerini, Avrupa Birliği denilen emperyalist gücü yaratan da, yine demir-çelik ve kömür birliğidir.
Unutmayalım ki, demir madeni köleliğin kilidini açan madendir.
Tarımda, sanayide ve savunmada güçlü olmayan ülkeler başkasının esiri olurlar ve bu gerçeği bugünlerde yeniden görüyoruz.
Atatürk bu gerçeği gördüğü için, savaştan çıkan Cumhuriyetimizin ilk işi, demir çelik fabrikası kurmak, fabrikaların ihtiyacı olan madeni kendi topraklarımızda çıkarmak olmuştur.
Divriği Demir Madeni bu amaçla işletmeye açıldı.
Karabük, Ereğli ve İskenderun Demir Çelik Fabrikaları bu amaçla kuruldu.
Ereğli Kömürü ve diğer madenler bu amaçla millileştirildi.
MTA bu amaçla kuruldu, TDÇİ, ETİ madencilik, Etibank bu amaçla kuruldu.
Yabancıların madenlerden kovulduğu, madenleri millileştirilmiş ve kamulaştırılmış, sanayisi ve savunması güçlü bir Türkiye için çalıştı cumhuriyet ve bunu yarattı.
Ancak özelleştirmeci hükümetler, cumhuriyetin her şeyini sattıkları gibi, madenleri ve demir çelik fabrikalarını da sattılar.
Bu vatana ihanetti, geçmişimize ve geleceğe ihanetti.
Ancak satılan kurumları alanlar, kurumun zenginliklerini yağmalamakla yetinmediler. İlk fırsatta milli kurumları kapattılar, yabancı malları soktular ülkeye. Ülkemizi ithal ürünlere, yabancı tekellere işgal ettirdiler.
Bu da ikinci ihanetti, vatana ihanetin katmerlisi idi.
KURTULUŞ SAVAŞINDAN, İRAN SAVAŞINDAN DA MI DERS ALMADINIZ?
Tarımda, sanayide ve savaş gücünde milli değilseniz, Kurtuluş Savaşı da, Çanakkale Savaşı da boşa gitmiş demektir.
47 yıllık kuşatma ve ambargo yaşayan İran, dünyanın en büyük eşkıyası ABD’yi ve 70 yıldır Arap dünyasına kan kusturan İsrail’i, nasıl oluyor da perişan edebiliyor?
Açıktır ki madenleri, sanayisi ve teknolojisi devlete aittir ve bilime önem vermektedir.
Hemen yakınımızda bu örnek varken, asıl önemlisi kendi Kurtuluş Savaşımızın büyük deneyi varken madenleri satmak ve kapatmak, hele de ülkemizin en büyük demir madenini kapatmak, büyük suçtur, vatana ihanetin ta kendisidir.
SUÇLULAR DERHAL TUTUKLANMALIDIR!
Yok edilen sadece Divriği Demir Madeni ve Divriği’nin geleceği değil, ulusal bağımsızlığımızdır.
Yok edilen, bir bütün olarak ekonomidir, devletin savunma kapasitesidir.
Türkiye’nin en büyük demir madenini kapatanlar, 30 yıldır Divriği ve Hekimhan madeninin kaymağını yiyerek semizleşenlerdir.
30 yıldır maden yağmasıyla yetinmeyip, üzerine ikram edilen Ereğli ve İskenderun Demir Çelik Fabrikalarının gelirlerini sömürerek semizleşenlerdir.
Madenlere ve fabrikalara taşeronlar sokan, işçileri azgınca sömürenlerdir.
Yıllarca işçileri iliğine kadar sömüren, “daha ucuz” diye ithal maden getirmeye kalkan, posası çıkarılmış sebze gibi işçileri sokağa atan, vatan ve millet değerleri körelmiş aç gözlülerdir.
Dünya savaşa doğru giderken, Türk Ordusu ile bağlantılı OYAK’ın, en zengin demir madenimizi kapatarak ithal madene yönelmesi, sadece vicdansızlık değil, büyük cehalettir, izansızlık ve akılsızlıktır.
DEMİR DAĞ ERİYECEK, YENİ GÜN EMEKLE DOĞACAK!
Nevruz; yalnızca bir bayram değil, karanlığa karşı yakılan ateştir. Bugün bu ateş, ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı bir uyanışın ve hesaplaşmanın simgesidir.
İran’a yönelik saldırılar, Filistin ve Lübnan topraklarına yönelen saldırılar; bölgenin nasıl bir kuşatma altına alındığını açıkça göstermektedir. Ancak bu kuşatma, aynı zamanda direnişi de büyütmektedir.
ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmiyle uyumlu yürüyen işbirlikçi politikalar; emekçi düşmanı bir düzeni dayatmaktadır. Bu demir düzen kendiliğinden yıkılmaz. Onu parçalayacak olan örgütlü emektir.
Ergenekon’da demiri eriten ne bir hükümdardı ne de bir kurtarıcı… O dağı eriten demircinin kendisiydi. Bugün de o demirci; işçidir, emekçidir, üreten insandır.
Demir dağ yerinde duruyor.
Ama onu eritecek ateş de yanıyor.
Ve o ateşi harlayacak olan, bu toprakların emekçileridir.
Büyük milletimizin ve tüm mazlum milletlerin Nevruz Bayramı kutlu olsun.
Demir dağ eriyor, zafer emeğin olacak!
#NevruzBayramı