Sayın AKP Grup Başkanvekili, bir gün bile zahmet etseniz; şu duruşmalara gelseniz, izleseniz, zabıtları okusanız; A Haber seyredip Yeni Şafak okuyacağınıza gerçekleri duysanız, bugün burada konuşamazsınız, bu sözleri söylemeye utanırsınız.
CHP kongreler partisidir, halkın partisidir!
AKP yargısının kararıyla göreve gelenler ve kurultay talebimize "yetkimiz yok" yanıtı verenler, iki milyona yakın üyemize, ilçe, il ve kurultay delegelerimize, kadın ve gençlik kollarımızın iradelerine büyük saygısızlık yaparak, il başkanlarımızı görevden alıp atamalar eliyle CHP'yi dizayn etmeye çalışıyorlar.
Polis zoruyla genel merkez ve il binalarımızı işgal edenler, şimdi de hukuksuz görevden almalar ve atamalar ile saray gölgesinde partimizin teamüllerini ve geleneklerini tanımadıkları bir tasfiye süreci yürütüyorlar.
Bu partide yetişmiş, gönlünü ve emeğini Atatürk'ün partisine vermiş olanlar gayet iyi bilir ki; tepeden atamayla parti dizaynı AKP'de olur, CHP'de olmaz.
CHP kuruluşundan bu yana, demokratik kongre ve kurultaylar ile taban iradesi ile siyasal merkezini inşa etmiş halk partisidir, halkın partisidir.
Tüm toplumun gönlünde taht kuran milli mücadele kahramanlarımız Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dahi kurultaydan almadıkları yetkileri kullanmamış, taban iradesine yaslanmış, Türkiye'de parti ve demokrasi kültürünü başlatmışlardır.
103 yıl boyunca ayakta kalmamızı sağlayan tam da bu demokratik geleneğimizdir.
Masa başı planlar, millet ve milli irade gerçeği karşısında mutlaka yenilecek.
Meşru siyaset kazanacak, seçilmişler kazanacak, halk kazanacak.
Yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz.
Geçim, özgürlük, adalet ve seçim için Silivri’de buluştuk. Haksız yere tutsak edilen Silivri Belediye Başkanımız Bora Balcıoğlu’na halkımızın selamlarını gönderdik.
Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımız özgür kalana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
Türkiye kazanacak! 🇹🇷
Ekrem İmamoğlu’nun X hesabını bir kez daha erişime engellemişler. O da yetmemiş YouTube kanalına da erişim engeli getirmişler. Demokrasi, barış, özgürlük şenliği devam ediyor.
Hakan Bahçetepe:
"Görünüşe göre tek suçum var: 35 yıl aradan sonra belediye başkanı seçilmiş olmak."
"Ben arkamdan dedikodu yapılmasın diye evinden belediyeye yürüyerek giden bir insanım."
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı #HakanBahçetepe 14 aylık tutukluluğun ardından ilk kez hakim karşısında.
"Belediye başkanı seçildikten sonra hayatımda hiçbir şey değişmedi; aynı değerlerle ve aynı davranış şekliyle yaşamıma devam ettim.
Dönemin 414 sanıklı İBB iddianamesi ortalama 7,5 ayda hazırlanmışken, benim dosyamın hazırlanması tam 12 ay sürdü.
Bu sürecin makul ve ölçülü olmaktan çok uzak olduğunu düşünüyorum.
Görünüşe göre tek suçum var: 35 yıl aradan sonra belediye başkanı seçilmiş olmak.
Kayınpederim 40 yıllık bir iş insanıdır.
Oğlunun, gelininin ve kendisinin yıllarca çalışarak elde ettiği birikimler, haksız bir biçimde benimle ilişkilendirilmeye çalışılıyor.
Oysa ben, millet arkamdan dedikodu yapmasın diye evinden belediyeye yürüyerek giden bir insanım.
Bu iddianamede somut deliller değil; yalnızca duyumlar, tahminler ve varsayımlar yer almaktadır.
Gelinen noktada tutuklama müessesesi, bir tedbir olmaktan tamamen çıkmıştır.
Yüce mahkemenizin adalete olan inancıyla, hukuku bu tür tahmin ve varsayımlara feda etmeyeceğine inanıyorum."
Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) iki dönemde polis girdi.
1980 askeri darbesi, Kenan Evren Cuntası
2026 Mutlak Butlan kararı, Kılıçdaroğlu butlan yönetimi
İmamoğlu davasında "ya bir kaç saatte savunmanı bitir ya da hiç savunma yapma" dayatması yaşanıyor.
2500 yılla yargılanan bir kişinin kim olursa olsun dilediği uzunlukta savunma yapmaya hakkı vardır. Bu hakkı verip vermemek ne bizim elimizde, ne de mahkeme başkanının.
İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının süreyle sınırlandırılması, ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.
Savunma, mahkemenin mesai saatine göre değil; davanın kapsamına, dosyanın hacmine ve sanığın kendisini eksiksiz ifade edebilme ihtiyacına göre yapılır. Adalet, kronometreyle değil; sanığın düşüncelerini tam, özgür ve etkili biçimde ortaya koyabilmesiyle sağlanır.
Savunma hakkını süre baskısıyla fiilen etkisiz hâle getiren her uygulama, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkına, etkili savunma hakkına, silahların eşitliği ilkesine, çelişmeli yargılama ilkesine, hukuk devleti ilkesine ve dürüst yargılama ilkesine aykırılık oluşturur.
Savunma hakkı, yargılamanın şekli bir unsuru değil; adil yargılamanın özüdür. Bu hakkın özünü ortadan kaldıran veya kullanılmasını fiilen imkânsız hâle getiren sınırlamalar, hukuk devletinde kabul edilemez. Savunmaya süre dayatması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına değil, savunmanın daraltılmasına hizmet eder. Hukuk devleti, hızlı karar vermeyi değil; adil karar vermeyi esas alır.
Rahmetli Dedesi Hakim olan bir hukukçu olarak, bugün Yüce Türk Yargısı adına kahroldum.
2 bin küsur yılla yargılanan bir insana -Ekrem İmamoğlu- 1 gün süre verildi savunması için!
Sn. İmamoğlu itiraz edince de salondan çıkarıldı.
SAVUNMA HAKLARININ AĞIR İHLALİ YAŞANIYOR!
İhmaller zinciri nedeniyle göz göre göre gelen Çorlu tren katliamında yitirdiğimiz 25 canımızı rahmet ve özlemle anıyorum.
Adalet mücadelelerinde acılı ailelerimizin daima yanındayız.
Bu katliamın asıl sorumluları olan üst düzey yetkililer, karar alıcılar yargı önünde hesap verene, adalet yerini bulana dek bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Birgün Gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan'ın (@kayhanayhann) kolluk ifadesini okudum. Suçlamaların tamamı "İBB Davasına" bakan Mahkeme Başkanı ile Sanıklar arasındaki diyalogların X ve Youtube sosyal medya platformalarında haberleştirilmesinden ibaret.
Neredeyse hiçbir yorum katılmadan, duruşmada yaşanan diyalogların haberleştirilmesinin "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçunu oluşturmasının mümkün olamayacağı açık. Ancak buna rağmen bir gazetecinin gece vakti evinden gözaltına alınmasını ve ertesi sabah adliyeye sevk edilmesini, bir basın mensubuna yönelik "yargı tacizinden" farklı şekilde tanımlayamıyorum.
Bu hukuka aykırı işlemlerin "İBB Davasında" görev yapan gazeteciler üzerinde baskı oluşturacağı da bir gerçek. Sırf yaptığınız haberlerden dolayı gece vakti kapınıza polisin gelebileceğini ve gözaltına alınabileceğinizi bilmek ister istemez her basın mensubunun kendisini baskı altında hissetmesine neden olur. AYM Kararlarında açıkça ifade edildiği üzere bu durum "otosansürü" beraberinde getirebileceği için de İfade Hürriyeti'nin ihlalini oluşturur. #İfadeHürriyeti #BasınÖzgürlüğü
Gazeteci Kayhan Ayhan:
"Gece 12'de kanser hastası annemin yanında, kadının gözyaşları içinde beni bir şekilde alıp gözaltına aldılar ve işte tutuklamaya sevk ettiler.
O davalarda biz gazeteciler olmasak ne yaşanıp bittiğini kimse bilmeyecek. Biz bunlar bilinsin diye, kamuoyu tarafından bilinsin diye mücadele ediyoruz ama sonuç olarak böyle gözaltılarla hatta tutuklamaya giden yollarla karşılaşıyoruz."
Sabah 08.10’da, hapishanede, mahkeme heyetinin İBB duruşmasına katılmamı engelleyen keyfî kararı tarafıma bildirildi.
Benim ismimle kurulan iddianamenin görüşüldüğü mahkemeye katılmamın engellenmesi çok ağır bir hak ihlalidir, düşman hukukunun zirvesidir.
Mahkeme iddianamede en fazla suç isnat edilen kişilerin ve avukatlarının savunmalarını kısıtlamakta, yok saymaktadır.
Bu durum, “asrın hukuksuzluğu” İBB davasının tümüyle çökmüş, bir yargısız infaz yığınına döndüğünün ispatıdır.
Dava açıldıktan sonra doğal yargıç ilkesi hiçe sayılarak dizayn edilen, bu sebeple bağımsızlığı ve tarafsızlığından asla söz edilemeyecek mahkeme heyeti, bugün itibarıyla görünürde bile olsa yargılama faaliyetinden tümden vazgeçmiştir.
Bu hukuksuzluğu ifşa ediyorum. Milletimiz duysun.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Erdoğan ve Bahçeli ‘İBB Davası TRT’den yayınlansın’ demişti. Sonra bunu kabul etmediler. Hatta bir süre duruşma salonundaki gazetecileri en uzak köşeye sürdüler. Şimdi İBB Davası’nı izleyip haber yapan gazeteci Kayhan Aydın’ı gece 12.00’de evinde gözaltına aldılar. İfadesinde sadece bu haberleri sordular. İBB Davası’nı haber yapmak suç mu?