Yeni mucize bulundu!
"14 günde düz göbek, günde sadece 2 dakika."
Sosyal medyada dolaşıma giren bir videoda spor eğitmeni, "14 günde düz göbek" vaadiyle dikkat çekti.
İddialı formül, "Spor salonlarını emekliye mi ayıracak?" yorumlarını da beraberinde getirdi..
100’üncü Gazi Koşusu’nu “Bay Nalçakan” isimli sarkan Jokey Halis Karataş ile kazandı. 22 üç yaşlı İngiliz safkanın katıldığı yarış 2400 metrede koşuldu.
Bence verilebilecek en uygun tavır yok saymaktır
Yok sayın! haini, arkadan vuranı, kandıranı, samimi duygunuzla oynayanı
Adını yazmayın, anmayın dahi...
Yok olmak kadar büyük ceza mı var?
Her küfür ve hakaretten evla...
Mel Gibson: “Üç arkadaşım var. Üçünün de 4. evre kanseri vardı… ve üçü de… şu anda hiç kanseri yok…” “Ne aldılar…?” “Ivermectin ve Fenbendazole…”
başkası söylese yalan söylüyor derdim ama Gibson'a güvenilir.
Maddi durumunuz varsa inzivaya çekilin. Yoksa bu koşulları sağladığınız anda innzivaya çekilin. Hiçbir sorumluluğun altına girmeyin. Sadece ve sadece kalan ömrünüzü geçirecek en huzurlu ortamı sağlayıp herkesle diyaloğu kesin. Üç beş sevdiğiniz insanı da finanse edebilirseniz maksimum iletişiminiz kendi aranızda olsun. Felaket tellallığı yapmak istemem ancak herkes delirdi gerçekten. Herkes inanılmaz öfkeli, herkes patlamanın eşiğinde. Çok suni şeyler yaşıyoruz ve gerçeklik algımızı da yitiriyoruz. Ben zaten delirdim yıllar evvel. Siz hala akıllıysanız dediğimi yapın lütfen.
Hayatında bir mücadele yoksa sert bir adam olmayı unut.
Sertlik mücadeleyle gelir.
Başka yolu yok.
Sen evde otur. Göt büyüt. Kötü beslen.
Spor yapma. Hedef koyma. Bahane üret.
Sonra "ben sert adamım" zannet.
Nah sert olursun.
Seni çiğ çiğ yerler. Ayakta öperler.
Adamların gözünün içine bakamazsın.
Çünkü sertlik laf değildir. Yaşanmışlıktır.
Aynanın karşısına geç.
Gözlerinin içine bak. 5 saniye.
Ne kadar dolu bakıyorsun?
Mücadelesiz erkeğin gözü boş bakar.
Hayatın darbelerini yememiş bir adamın gözünde derinlik olmaz.
Su kadar yüzeysel. İçi boş.
Kadınlar erkeği önce yüzünden değil gözünden seçer.
Çünkü göz yalan söylemez.
Göz hayatın yazdığı kayıt defteridir.
Ne yaşadıysan orada birikmiştir.
BİR GÖZLEM YAPACAĞIM.
Geçmişi hasarlı kadınların bakışı = yumuşak erkeklerin bakışı.
İkisi de aynı bakar.
Boşluk
Kayıp
Yorgunluk
Verecek bir şey kalmamış
Erkek neden yumuşar bunu uzun anlatmayacağım.
Herkes biliyor. Bahane çok. Sebep belli.
Önemli olan tek şey var.
Erkek adamın gözünün içine bakılır.
Oradan ne olduğu anlaşılır.
Ben bir adamla 30 saniye karşılaştığımda ne kadar dövüştüğünü, ne kadar yenildiğini, ne kadar kalktığını gözünden anlarım.
Cümleden değil. Kıyafetten değil. Söylediklerinden değil.
Gözünden.
Hayatta iki tip adam var.
Bahane üreten: "Ekonomi kötü." "Şartlar uygun değil." "Devlet böyle." "Bana yardım eden olmadı."
Çözüm üreten:" Tamam. Bu gerçek. Şimdi ben ne yapacağım?"
Birinci adam sızlanan. İkinci adam savaşan.
Birinci adamın gözü donuktur.
İkincinin gözü kıvılcımlı.
Bilim diyor bilim: Sürekli mağdur konumunda olan beyin dopamin reseptörlerinde azalma yaşar.
Mücadele eden beyin sürekli endorfin ve testosteron üretir.
Yani göz farkı fizyolojik gerçektir.
Sızlanan adamın gözü kimyasal olarak sönük.
Sebep beyin biyokimyası.
Savaşan adamın gözü kimyasal olarak parlak.
Sebep aynı.
Mücadele etmeden gözüne ışık gelmiyor. Bilimsel. Anlıyor musun?
Mücadele etmeden kim sert oldu? Sadece rol kesersiniz ilk kriz anında patlarsınız.
Tarihe bak.
Bir tane göster bana oturduğu yerden sert olmuş adam.
Bir tane bile yok.
Kayıkçı Mehmet denizle savaştı.
Atatürk cepheyle savaştı.
Tyson sokakla savaştı.
Goggins bedeniyle savaştı.
Herkes bir şeyle dövüştü.
Sertlik savaşın yan ürünüdür.
Sen ne ile dövüşüyorsun?
Bahanen mi var? Hedefin mi var?
Kendi içindeki tembelle mi savaşıyorsun?
Hiçbir savaşı olmayan adam sertleşemez.
Çelik nasıl yapılır biliyor musun?
Demir + ateş + soğuk + çekiç = çelik.
Ateş yememiş demir paslanır.
Çekiç yememiş demir yumuşaktır.
Defalarca ateşten geçmemiş demir kırılgandır.
İnsan da öyle.
SINIRLARINI ZORLAYACAKSIN.
En büyük korkum ne biliyor musun?
Para kaybetmek değil.
Kız kaybetmek değil.
İş kaybetmek değil.
Potansiyelinin altında bir hayat yaşamak.
Bu gerçek bir kabusdur.
Mezar taşına ne yazılacak biliyor musun?
"Burada yatan adam yapabileceklerinin %30'unu yaptı. Geri kalan %70 kendiyle gömüldü."
Çoğu insanın gerçek mezar taşı budur.
Sen değil mi?
İNSANLAR 25 YAŞINDA ÖLÜR, 70 YAŞINDA GÖMÜLÜR.
Bu Benjamin Franklin'in lafıdır.
Doğrudur ama kabul etme.
Çünkü bu sözü kabul eden adam ölmüş demektir zaten.
İnsanı hayatta iki şey öldürür.
1. Mücadele etmemek. Çürür. Çürür. Çürür.
Bir gün aynaya bakınca kendini tanımaz.
2. Kabullenilmiş çaresizlik.
"Yapamam." "Şanssızım." "Geç kaldım." "Bana göre değil."
Bu cümleleri kullanan adam kendi cellatıdır.
Çünkü çaresizlik bir his değil. Bir karardır.
Sen "çaresizim" dediğin an eylemini durdurursun.
Eylem durunca gerçekten çaresiz kalırsın.
Kendi kendini kandıran bir döngü.
Bu döngüden sadece sen çıkabilirsin.
Burada bir şeyi netleştir.
Sert adam = sırtı geniş + omurgası dik + zihni çelikten.
Sadece kasları olan boğa.
Sadece zihni olan filozof. İkisi de olan lider.
İkisini de yetiştireceksin.
Spora git - vücudunu çelikleştir.
Kitap oku -zihnini çelikleştir.
Soğuk duş - sinir sistemini çelikleştir.
Diyet - bedenini saflaştır.
Disiplin - karakterini yontur.
Bu beş madde erkek olmanın bedelidir.
Bedel ödemiyorsan sertleşemiyorsun.
Sertleşemiyorsan boş bakıyorsun.
Boş bakıyorsan kimse seni ciddiye almıyor.
Üzücü değil. Sebep-sonuç.
Son bir gerçek daha.
KİMSENİN SANA BİR BORCU YOK.
Bunu kafana yaz.
Hayatın sana borcu yok.
Annenin babanın borcu yok.
Devletin borcu yok.
Sevgilinin borcu yok.
Arkadaşının borcu yok.
Şansın borcu yok.
Hiç kimsenin sana hiçbir borcu yok.
Tek alacaklı sensin. Ve alacağını sen toplayacaksın.
Gelmeyeceksen kimse seni getirmez.
Yapmayacaksan kimse senin yerine yapmaz.
Savaşmayacaksan kimse senin için savaşmaz.
Başardığın her şey senin.
Hatan senin.
Sonucun senin.
Bunu kabul ettiğin gün gerçekten özgür olursun.
Kabul etmediğin sürece hep bir bahaneye sığınırsın.
Ve bahaneler pamuktan kalkandırlar.
Hayatın darbesinde dağılırlar.
Şimdi git aynaya bak.
5 saniye gözünün içine bak.
Ne görüyorsun?
Dünyanın üzerine boca ettiği o negatiflik, aslında içine çekildiğin devasa bir illüzyon.
Şunu aklına kazı: Kendi gündemini sen belirlemezsen, başkalarının zehirli gündemi seni esir alır.
Eylem Yasası: Şeytan Boşluğu Sever.
Evde dört duvar arasında boş boş oturduğunda, insan olarak o yırtıcı ve üretken doğana ihanet edersin.
İnsan olmak = Eylem
Doğana aykırı yaşamak = Depresyon ve iç sıkıntısı.
Şahsen ben o karanlık kuyuya hiç düşmedim; çünkü gözümü açtığım her sabah peşinden koşacağım bir amacım, içimi ısıtan bir isteğim vardı.
İstek yoksa eylem yoktur.
Hayatta istemeye cesaret ettiğini alırsın.
Hayatın anlamını kimse sana kargoyla göndermeyecek.
İnsan, kendi anlamını kendisi kazıya kazıya bulmalı.
Zaten sabah o yataktan çıkmamızın tek sebebi de bu.
Kendi amacını, kendi hedefini bul ve sonuna kadar peşinden gidecek cesareti göster.
Frekans Bulaşıcıdır.
Sürekli sızlanan tipleri bir kenara bırakıp, sana yaşam enerjisi veren, pozitif insanlarla takılmaya başla.
Göreceksin, o taze enerji sana da bulaşacak.
Öyle insanlar yoksa kendin pozitifte ol ve o pozitifliğini koru parazitleri engelle.
Yalnız kaldığında da evde tavanı izleme.
Çık dışarı, tek başına yürüyüş yap.
Yürümek zihni havalandırır; ama dört duvar arasında boş durmak, seni o negatif çukura çeker.
Salak saçma şeyler yaparken ve düşünürken kendini bulursun. Şeytan boşluk kaldırmaz.
"Mutlu" Olmayı Bırak, "Harika" Olmaya Bak
Sürekli "Nasıl mutlu olurum?" diye kıvranmak yerine, bugünü nasıl "harika" yapacağına odaklan.
Hayatı gözünde devasa bir dağ gibi büyütme.
Çok küçük adımlarla başla ve sürdür.
Sabah erken mi kalktın? Harika.
Kendi odanı, evini mi temizledin? Harika.
Dışarı çıkıp yüzüne biraz güneş mi vurdu? Harika.
Bu küçük zaferler sana zaten o aradığın mutluluğu getirecek.
Bu temeli attıktan sonra vitesi büyütürsün: Masaya oturup dersini/işini mi hallettin? Harika.
Sporunu yapıp ter mi döktün? Harika.
Cebine para koyacak o hamleyi mi yaptın? Harika.
Eğer sen bilincinin iplerini eline almazsan, beynin otomatik pilotu devreye girer.
O pilot da seni her zaman en kolay, en uyuşuk yola sokar.
Bu da fıtratına aykırı yaşadığın için sana huzursuzluk ve depresyon olarak geri döner.
Büyük hedeflerin olsun ama onları gözünde büyütme; küçük parçalara böl ve o parçaları ezip geçtikçe iradeni kutla.
Disiplinin oturdukça, her güne daha istekli başladığını göreceksin.
Ve işin en güzel tarafı ne biliyor musun?
Yaptığın her iyi şey için omuz silkmeyi b��rak.
Başardığın en küçücük bir adım için bile hayatın tadını çıkar, kendini kutla ve kendinle gurur duy.
Kendini kutla, kendinle gurur duy, kendini ödüllendir.
Kendini sakın ihmal etme ve kendinle kötü konuşma, kendin hakkında kötü düşünme.
Beynini kullan, her şey senin içinde.
Hatay’da depremde annesini, babasını, 4 kardeşini ve sağ bacağını kaybeden 7 yaşındaki Zeynep, kendisi için yapılan Barbie ��ıkarmalı protez bacağıyla yeni hayatına başladı.
Anne babaya bakmanın insanı sessizce yaşlandırdığını kimse söylemez.
Uykusuz seherlerde yaşlanırsın.
Sabah ezanıyla uyanıp
“bugün de atlattık” dediğin günlerde.
Kimseye anlatmadığın kaygılardan yaşlanırsın.
“İyiyiz” deyip geçiştirdiğin,
ama geceleri içine çöken
o kaybetme korkusundan…
Aslında senin de hâlâ
birinin saçını okşamasına,
“yoruldun” demesine ihtiyaç varken
güçlü olmak zorunda kaldığında yaşlanırsın.
Bir gün fark etmeden
çocukluk geride kalır.
Dayanak olursun.
Hemşire olursun.
Evin büyüğü olursun.
Babanın yerine sözü tutan,
annenin yerine yük taşıyan olursun.
Herkes hayatına devam ederken
sen yorgun yaşamayı öğrenirsin.
İçin parça parçayken gülümsemeyi,
hiç sana ait olmaması gereken
sessizlikleri taşımayı…
Anne babaya bakmak
sadece bedeni yormaz.
İnsanın yıllarından alır.
Hayallerinden, enerjisinden,
kendine ayıracağı zamandan…
Ama yine de kalırsın.
Çünkü bu topraklarda sevgi,
iş zorlaşınca gitmek değildir.
Çünkü evlatlık,rahatken değil,
zor zamanda belli olur.
Kimse alkışlamaz.
Kimse teşekkür etmez.
Çoğu zaman fark edilmez bile.
Ama bilen bilir:
Anne babaya bakmak
bir yük değil,
bir onurdur.
Evet…
Onlara bakmak insanı yaşlandırır.
Ama geride bırakmak,
“ben yoruldum” deyip gitmek…
İnsanı
bir ömür boyu
içten içe kırar.
Bugün yorgunsan,
bil ki yalnız değilsin.
Ve bir gün geriye baktığında
en çok hatırlayacağın şey
ne kadar yorulduğun değil,
orada kalmış olman olacak.
🏠📃Tapu renkleri ne anlama geliyor❓
🟥 Kırmızı Tapu:
Kat mülkiyeti ya da kat irtifakı tapusudur.
• Kat irtifakı: Henüz bitmemiş kabul edilen yapılar için tapu. İskanlı bir binada da olabilir.
• Kat mülkiyeti: İnşaat bitmiş, iskanı alınmış bağımsız bölüm tapusu.
🟦 Mavi Tapu:
Sadece arsa tapusudur. Üzerinde yapı olsa bile resmi olarak arsa görünür.
Ev alırken tapunun rengine dikkat⚠️