Senin bir yüzükle çıktığın bu yolda, yurt içinde, yurt dışında hesabını zerresi için bile veremeyeceğin tonla leken varken benim üç nesildir biriktirdiğim varlığıma, işime ve emeğime göz koyuyor; namusumuza, haysiyetimize söz ediyor, evlatlarımın geleceğini gasp ediyorsun. Bütün bunları bir avuç niteliksiz insanla yapıyorsun. Bu işin içinde olan herkes kirlidir.
Ben milletime söylemiştim ve uyarmıştım. Diplomama el koyan bu akıl, sizin malınıza, namusunuza, mülkünüze çöker ve her türlü gaspı, tecavüzü yapar. Milletçe bu kötülüğün karşısında olmalıyız. Milletime çağrımdır. Millet büyüktür.
Bir çağrım da yargı mensuplarına. Yüce Türk Yargısının namuslu, ahlaklı, milletine hizmet aşkı yaşayan on binlerce savcısına, hakimine haykırıyorum. Siz ayağa kalkmalı ve bu Türk yargısını perişan eden, bizi bütün dünyaya rezil eden, itibarımızı yerle bir eden bir avuç meslektaşınıza tedbir almalısınız. Yüce Türk Yargısına güveniyorum. Sessiz kalamazsınız, kalmamalısınız.
Son olarak AK Parti’de görev yapan ve iktidar ittifakı olan tüm siyasilere sesleniyorum. Bu olaylar partilerimizi, siyasi ideallerimizi aşmıştır. Artık süreç sizin aileleriniz başta olmak üzere milletimizi ilgilendirmektedir. Sesimizi çıkarmak günü gelmiştir.
Bu topraklarda “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye bir söz olmaz, olmamalı. Herkesin “bana dokunmayan yılan dahi, bu topraklarda barınamaz” diyerek sesini yükseltmesini diliyorum.
Milletimiz büyüktür. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.
Depreme hazır değilsiniz.
Eviniz hazır olabilir, ama siz değilsiniz. Deprem sadece evinizde olan bir şey değil.
Bugün 17 Ağustos güneşli bir Cambridge cumartesi olsa da benim için "bugün" bunları size yazmak zorunda olduğum bir gün.
Çünkü çoktan depremleri yıl dönümünden yıl dönümüne hatırladığınız zamanlara geri döndünüz. Ben ise istikrarlı bir şekilde her gece uyumaya çalışırken depremle mücadele ediyorum.
Yazmam lazım çünkü değiştirilmesi gereken şeyler var.
Biliyorum gözünüzü kapatıp yokmuş gibi davranmak istiyorsunuz ama inanın bana ölümden daha beter şeyler var.
Kurumlarınızı düzeltmezseniz aylarca morg morg, mezarlık mezarlık gezip sevdiklerinizin cesetlerini arayabilir ya da enkazdan çıkıp SGK'ya gitmek zorunda kalabilirsiniz :)
Deprem size iyi insanı da kötü insanı da; iyi kurumu da kötü kurumu da gösterir. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bu topraklarda iyi insanların sayısı kötülerden kat kat fazla. Ama iyiler kimi zaman görece iyiyken, kötülerin hepsi her zaman oldukça kötü.
Peki ya kurumlar??
Daha iyi anlamanız için kısa bir mekanik özet vereyim.
4 şubatta bir konferans için Türkiye'ye gelmiştim, hazır gelmişken 1 yıldır görmediğim ailemi görmeye Adıyaman'a gideyim dedim. Ablamı da yanıma alarak 6 Şubat sabaha karşı depremden bi kaç saat önce eve girdik. Deprem oldu ev yıkıldı, enkaz altında kaldık. Annem yaralı, ben hareket edemeyecek şekilde ağır yaralı çıktım. Babam, Nenem, Amcalarım, halalarım öldü. Ablam yaralı çıkartılıp Ambulansa verildi ve cesedini iki ay sonra isimsiz bir mezarı zorla açtırarak DNA testinden bulduk.
Bir kuantum fizikçisi olarak istatistiğin önemini çok iyi biliyorum. "Bir günlüğüne geldiği şehirde depreme yakalanıp enkaz altında kalan" bilmem kaç milyonda bir ihtimal benim.
Şimdi gelelim kurumlara, bunlar sadece bazı örnekler.
-2023 senesinde kendisine teslim edilen yaralıyı kaybedip, cesedini DNA almadan isimsiz bir şekilde gömebilen bir kriz yönetimi var. Bir birey olarak ben kriz yönetemeyebilirim ama bir ambulans, bir hastane, AFAD bunlar "beklenmedik bir kaostu" diyemezler. Ayşegül KARLI, 6 Şubat günü enkazdan çıkartılıp bir ambulansa teslim edildi ve kaybedildi. Cesedi 2 ay sonra Adıyaman Mezarlığında isimsiz bir mezar var söylentisi üzerine annemin gidip savcıyla kavga dövüş bir şekilde zorla o mezarı açmaya ikna etmesi sonucu bulundu.
Ambulansa verilen Ayşegül ne zaman öldü? Nereye bırakıldı, kim oradan aldı mezarlığa götürdü ve isimsiz bir şekilde gömdü?
Bunların halen bir cevabı yok, bırak AFAD başkanını, Sağlık Bakanını, mezarlık müdürü veya çalışanı bile görevinden alınmadı ya da istifa etmedi.
Bir Cumhuriyet Kadını, ne insana, ne töreye, ne de kitaba yakışmayan bir şekilde onursuzca kayıt alınmadan, DNA alınmadan, kefensiz kıyafetleriyle bir leş gibi gömüldü.
Düşünebiliyor musunuz? Ayşegülü çıkartan akrabalarım "Keşke Ambulansa vereceğime, sırtımda taşırken sırtımda ölseydi de en azından yıkayıp, duasını okuyup gömseydim" dedi.
Halen geç değil, bu cümlenin ağırlığını taşımak hiç bir makama değmez. Bireysel olarak suçunuz olsun olmasın, sorumluluk olan makamındır. Halen geç değil, istifa edin ve sorumluları görevden alın, bu lekeyi taşımayın. Çünkü bu bir hata değil bu bir "liyakatsizlik".
What say you?
Diğer bir hastane problemi, bu sefer başrol benim.
- Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğum hâlde, sadece oturumum yurtdışında olduğu için bir depremzede olarak hastanede ortopedi ve plastik cerraha girmeye çalışırken bana ücret çıktı. Cüzdanım enkazda kaldığı için arkadaşım benim yerime ödedi 😂 Sonra cerrahi profesör olur mu öyle şey saçmalayın "depremzede türk vatandaşı bu insan" diyerek isyan etti. Sonra ücret iadesini yaptılar acilden giriş açıp kons attılar. Ama bunun için bile YUPASS denilen bir şey lazımmış ve evet ayağımda inşaat demirinin açtığı deliklerle ve ayakta kırıklar vücutta ezikler içinde SGK'ya götürüldüm. Şaka yapmıyorum 😂.
Avusturya'dan bir evrak gelmesi lazım dediler (A-TR3), Avusturya'daki sigorta şirketime üstümde hiç bir evrak olmadan mail attım durumu anlattım ve 30 dakika içinde evrağı gönderdiler ve "başın sağolsun, çok üzgünüz. baktın olmuyor sen öde biz hepsini sana iade ederiz" dediler. Ama yine polikliniğe giremedim, sadece her seferinde acilden rica minnet girip plastik cerrahi ve ortopediye kons attırdılar en az bi 10-15 kere yapılmıştır bu .
Bu noktada doktorların, personelin hiçbir şekilde sorun çıkarmadığını söylemeliyim, başhekim, il sağlık müdürü "sen vermeyeceksin gerekirse ben veririm" teklifinde bulundu ama sistemde sıkıntı var sistemde, kayıt açamıyor ödeme olmadan. Röntgen çekilecek, ödeme olmadan çekilemiyor. Sistemi tasarlayanlar oraya bir "acil durum" butonu koymamışlar, bypass edilemiyor. Şimdi düzelmiş midir bilmem ama yurt dışında yaşayanlar aklınızda bulunsun.
Gelelim meşhur telefon operatörlerimize :)
-Telefonum enkazda kaldı, ve simcard'ım babam üstüneydi, babam da öldüğü için Vodafone yedek simcard vermedi. Durumu saatlerce anlatıp bakın banka hesaplarıma, mail hesaplarıma giremiyorum, hayati bir durum söz konusu DEPREM olmuş, onu aradım bunu aradım twitter'a yazdım bir simcard çıkartamadım. Olmazmış, mirası üstüne devral, babanın ölüm belgesini getir ancak öyle verebilirlermiş.
Hattı üstüme devralmak istiyorum dedim, bana suratıma bakarak "ablan da dahil tüm varisler gelmeden veremeyiz" dediler. Ablamın cesedi henüz bulunmadığı için sistemde ölü görünmediğini söyledim, yapacak bişi olmadığını söylediler.
-yine bir operatör vakası, Ankara'da bir şubede babamın ve ablamın hatlarını iptal ettirmeye çalışırken yüksek iptal, cayma bedeli gibi şeyler aldılar, twitter'a yazınca arayıp "bizle alakası yok şube yapmış diyerek özür dileyip iade ettiler." Twitter'a yazamayan kaç kişi oldu acaba.
Peki o sırada Avusturya'da kullandığım simcard şirketim naptı biliyor musunuz? Durumu anlatan bir mail attım bir telefon numarası istediler görüntülü aradılar ben olduğumu onayladılar, baş sağlığı dileyip yeni simcard'ımı ücretsiz bir şekilde bana kargoladılar. 😂
Yıllık sözleşmeli spor salonumu üyeliğimi iptal ettirmek için Avrupa'nın kurumsal spor salonlarından birisi olan Fitinn'e mail attım, sonuçta 3-4 ay tekerlekli sandalyede kalacaktım. Sözleşme cayma bedeli falan lafını bile etmeden, aynı gün çok samimi bir şekilde baş sağlığı dileyip iptal ettiler. (ekran resmi ektedir.)
Binalar ve zeminleriniz için bir şey yapamıyorsanız bile, Kamu kurumlarının ve iletişim gibi kritik noktalarda olan özel kurumların kriz yönetimine hazır olması için mücadele edin.
Ben mücadelesiz bir şekilde ölmekten korkuyorum. Vakitli ya da vakitsiz, bir gün bir yerde mücadele içinde ölmek dileğiyle, aksi geride bırakılanlara ihanet olur.
Şimdi size etimle kemiğimle insanlığımdan utandığım şeyler anlatacağım. Depremin 2. günü Hatay'a gittiğimde de tam olarak böyle utanmıştım. Çünkü Hatay'ı yıkan sadece deprem değildi. Kimsesizliği çaresizliği, sesini duyuramaması da yıktı Hatay'ı ve yıkmaya da devam ediyor.
yeşil yamaç sitesindeki zorbalığı @muratagirel yazdı. kepçeyle insanların kafasına hafriyat döküldüğü video vardı. o korkunç görüntünün daha net ve yakından olanına ulaştım. bu cinayete teşebbüs
Yeşil Yamaç Sitesi…
Sitenin yöneticisi yıkıma karşı dururken kepçe kafasından aşağıya toprak boşaltıyor.
1500 kişi yaşıyor sitede. Huzzak Yapı adlı firma Danıştay’da bekleyen dava olmasına ve yıkım isteğine karşı Yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen sitenin tek yolunu, çocukların oynadığı parkı, yeşil alanları yıkıyor.
Güvenliği darp edip site sakinlerini tehdit ediyorlar.
Bu firma,bu kişiler cesareti nereden ,kimden alıyorlar?
Giresunluların Anlatacakları Var❗
18 Kasım'da Giresun Şebinkarahisar'da kurşun-çinko-bakır madeninin atık havuzu patladı. Tüm canlı yaşamı, toprak, su, hava ciddi tehdit altında.
@ahmet_emre_inan@nevsinmengu Engelli veya yaşlınız varsa bir yere gitmek için araca ihtiyacınız var. Annemi hastane randevusuna götürmek için 2 saat önceden durağa telefon açıyoruz mesela. Demokrasiler sadece çoğunluk için değildir, zorunlu hallerde her gelir grubunun taksiye ihtiyacı olabilir.
İsrail’in Nisan’da koronayı yenmiş ve toplumsal bağışıklığa ulaştığını düşünmüştük. 2-3 ay boyunca da vaka sayıları 2 haneli rakamlara düştü haftalarca ölüm olmadı. Fakat Temmuz sonunda İsrail’de çok hızlı 4.Covid dalgası başladı, peki ne oldu? Aşılar etkisiz mi ? Bu flood da:
12 Ekim 1984:
Milas Gökova/Türkevleri köyü kadınları, köy arazisinde kurulmasına karar verilen termik santral için kamulaştırmaya gelecek olan görevlilere karşı 20 gündür köy girişinde nöbet tutuyor..