Ben kimim?
Batı henüz ruhu keşfetmemişken, İslam topraklarında kalbin ve nefsin haritası çoktan çizilmişti. Biz unuttuk, onlar adını 'psikoloji' koyup bize geri sattı.
Ben Sehle, özümüzdeki o muazzam ilmi bugünün insanına tercüme etmek isteyen psikolojik danışmanım.
Amacım ne düne ağıt yakmak ne de modern bilimi tümüyle reddetmek; amacım, o asırlık ve köklü mirası bugünün insanının diline, dertlerine tercüme etmek.
Çizgim Kur'an ve Sünnet. İnsana bütüncül; ruh, kalp, beyin ve beden ekseninde yaklaşıyorum.
Çocuktan yetişkine hepimizin ruhuna değen hikayeler ve denemeler kaleme alıyor, burada paylaşıyorum. Niyetim; kendimize, özümüze dönen birer iz bırakmak. 🌿
@ikraaa__@Sadef__ evet söylediğiniz doğru başka durumlar için, benim takıldığım yer şurası; kontrol edilemeyen şeylerde ısrar etmek ne kadar sağlıklı? sizin yapabileceğiniz bir şey yok, kontrol dışı diye algılıyorum bunu.
bu cümleyi şöyle kurabilirseniz daha sağlıklı olur; "soruların çok güzel ama şuan biraz zihnim yoruldu, biraz dinlenmeye ihtiyacım var, sonra devam edelim". bu şekilde yetişkinlerin/başkalarının yorulabileceğini ve sınırlarına saygı göstermesi gerektiğini de öğrenmiş olur. diğer türlü "benden mi usandı, fazla mı geliyorum" diye içselleştirebilir zamanla.
söylerken görsel desteklersiniz veya alarm kurup, alarm çaldığında bitecek dersiniz. böyle hem sınırları ve disiplini de öğrenmiş olur. nefis terbiyesi dediğimiz, pedagojide de bu öz-düzenleme diye geçer, budur zaten, beklemeyi, ertelemeyi, sınırlandırmayı bilmek. bu da küçük yaşlarda öğrenilir.
Erkek içinse bu süreç tamamen tersinden, sessiz ve gecikmeli bir yıkımla başlar.
1. Evre: Erkek ayrılığın hemen ardından sahte bir hafifleme yaşar. Beyni ona sorumluluktan kurtulduğunu, artık özgür olduğunu fısıldar. Kadın acının dibine vurmuşken; erkek arkadaşlarıyla dağıtır, oyun oynar, hayatına bakar. Sanki hiç canı yanmıyormuş, her şey yolundaymış gibi bir yanılgının içindedir.
2. Evre: Kadın iyileşme yoluna girdiğinde, erkeğin bastırdığı gerçekler (haftalar, belki aylar sonra) aniden yüzüne çarpar. Hayatın gürültüsü azalıp o anlık eğlenceler bittiğinde, erkek derin bir sessizlikle baş başa kalır. Kadının o şefkatli yuvası, koşulsuz kabulü ve hayatındaki izleri bir bir aklına gelir. İşte o zaman erkek, "Ben neyi kaybettim?" duvarına toslar.
Sevgiye veda etmek, kadın fıtratı ve bağ koparmanın sızısı (aşk acısı) üzerine;
Kadın yapısı, yakınlık hissettiğinde çok daha güçlü bağlanma hormonları salgılar. Bir kadın onunla kurduğu geleceğe, hayallerine, onun potansiyeline ve içindeki o şefkat dolu yuvaya bağlanır.
Bu yüzden bir kadın için o bağı koparmak, sadece bir düşünceyi kafasından atıp yola devam etmek değildir. Adeta ruhunun derinliklerine kök salmış sarmaşıkları tek tek, canı yana yana sökmek gibidir.
Sevgiye veda etmek, kadın fıtratı ve bağ koparmanın sızısı (aşk acısı) üzerine;
Kadın yapısı, yakınlık hissettiğinde çok daha güçlü bağlanma hormonları salgılar. Bir kadın onunla kurduğu geleceğe, hayallerine, onun potansiyeline ve içindeki o şefkat dolu yuvaya bağlanır.
Bu yüzden bir kadın için o bağı koparmak, sadece bir düşünceyi kafasından atıp yola devam etmek değildir. Adeta ruhunun derinliklerine kök salmış sarmaşıkları tek tek, canı yana yana sökmek gibidir.
Zihin işgali: Manifest
Geçenlerde denk geldiğim bir şarkının sözleri günlerdir kafamın içinde dönüp duruyor. Her ortamı, her anı müzikle doldurup, beynimize ayrı bir yüke maruz bıraktıklarına karşı aşırı derecede öfkelenen birisiyim.
Şu 'manifest' inancıyla parlatılan gruba aitmis duyduğum parça. İnceleyince anladım ki, grup isminden sözlerine, kıyafetlerine kadar her şey bilinçli bir dayatma. İlk gördüğümde o göklere çıkarılan güzelliklerinin aslında kendi uydurdukları algıya bile uymadığını düşündüm. Sözlerine baktım; eskiden şarkılarda en azından sevgi, pişmanlık, affetmek, ayrılık olurdu, bildiğim kadarıyla, şimdikiler insanı toksik ilişkilerin içinde tutmaya çalışan garip cümlelerden ibaret. Ve en trajikomik ve paradoks olan ise; bu tayfa değil mi devamlı dillerinde toksik ilişkileri dolayıp, içinden çıkmanın yollarını destansı bir şekilde devamlı haykırıp duran?! Şarkının sözleri tamamen toksik ilişkiyi romantize ediyor.
Bir kerecik maruz kalmak bile yetti, beynime sızan bu dijital pisliği temizlemek için Kur’an dinleme seanslarıma daha da ağırlık vermem gerekti. Kimsenin reklamını yapmak istemiyorum ama zihnimizi neyle uyuşturmaya, inançlarımıza ve psikolojide ara inançlar bahsi var, onlara neleri eklemeye çalıştıklarını görünce insan sessiz kalamıyor. Ve ben sadece birazcık maruz kaldım, nasıl bu kadar yer etti; korkunç!
Şu memlekette sahneler, gençliğin ahlakını hedef alan müstehcen gösterilere çevrildi. Çocuklar ve gençler, para ödeyerek katıldıkları konserlerde teşhiri, cinselliği ve ahlaksızlığı öğrenmeye teşvik ediliyor.
Anayasa'nın 41. maddesi devlete aileyi ve çocukları koruma görevi yüklüyor. Peki bu manzaralar karşısında neden sessizlik hâkim? Aileyi koruma görevi sadece kâğıt üzerinde mi kaldı?
Bu ülkenin çocuklarının ve gençlerinin gözleri önünde sergilenen müstehcenliğe kim "dur" diyecek?
Genç kızlar f*hişeliği özgürlüğün bir parçası olarak görmeye başladı,kör müsünüz?
KADEM, neredesiniz? Kadınların ve çocukların istismar edilmesine karşı her konuda açıklama yapanlar, konu bu görüntüler olunca neden susuyor? Bu sessizliğin bir izahı var mı?
Abdullah Hoca uzun zamandır kağıt paralar üzerinden dolaylı yollarla işaret etmeye gayret ettiğimiz bir meseleye parmak basmış.
Modern iktisadi sistem, fıkıh kitaplarından öğrendiğimiz sistemlerden birçok noktada ayrıştığı için bu konularda salt ibarecilik, sakındırma eksenli fıkıh anlayışı ve devletlerle olan ilişkiler üzerine verilen fetvalardan zarar gören tek grubun her daim "Ahirette ecrini alırsın." denilerek fakir tesellisine boyun eğdirilen gariban Müslümanlar olması canımızı sıkıyor.
Kripto varlıkların mal ya da para olmadığı görüşünü hatalı bulmaktan öte, insanların bu görüşe gerekçe olarak zikrettiklerini daha da hatalı buluyorum.
Misalen bunların fiziksel olmadığından, sadece ekrandaki numaralardan ibaret olduğundan bahsediliyor.
Peki bugün madden hiçbir karşılığı olmadığı halde sadece ekrandaki numaralar üzerinden işlem yapılan ve ülkeleri evirip çeviren küresel ticaret sistemi neden bundan istisna ediliyor?
Ya da asla yakınlık cihetinden bakılacak olursa, gerçekten altın ve gümüşe dayalı olan bir kripto varlık, altına endeksli olduğu söylenen ama bunun koca bir palavra olduğu herkesçe bilinen kağıt paralardan daha uygun değil midir?
Ya da bu paraların arkasında bir devletin olmadığından, hukuki bir korumadan yoksun olduğundan bahsediliyor.
Halbuki fıkıhta devletin paradaki ana rolü, paraya değer yaratmaktan öte piyasadaki hileyi engelleyerek adaleti sağlamak ve tazmini icra etmektir. Ayrıca fıkıh, para ve malın sıhhatini sadece devletlerin yasalarına değil, toplumun rızası ve örfüne de bağlıyor.
Bugün ise modern devletler, kasıtlı olarak karşılıksız para basıp halkın satın alma gücünü sinsice eritiyor. Dün fıkhın devlet eliyle engellemeye çalıştığı o büyük zulmü, bugün bizzat devletlerin kendisi "kağıt para" mekanizmasıyla yapıyor.
Ayrıca iki hür iradenin rızasıyla gerçekleşen bir borç tasfiyesini, sırf modern ulus devletlerin tekelinde değil diye "para/mal olmama" ile itham etmeyi fıkhın neresine koyacağız?
Hem hukuk şartından bahsedeceksek, bugün Türkiye dahil birçok ülkede birinin kripto varlığını çaldığınız ispatlandığında hukuk önünde hırsız oluyorsunuz ve üzerinize ona göre cezai hükümler işletiliyor.
Ya da tersinden şöyle bir soru soralım: Hukuksuzluğun aşikar olduğu ülkelerdeki kağıt paraların hükmü nedir? Hukuk şartı yerine gelmediğinden dolayı bu paraların hükmü de tersine dönüyor mu?
Zikredilen diğer bir gerekçe ise bu varlıkların spekülasyona açık olması.
Peki burada spekülasyona açık olmanın ortaya konulmuş, çerçevesi çizilmiş şeri ölçüsü nedir?
Misalen 10 senede 10 kattan fazla değer kaybeden ya da dolar karşısında bir günde 18'e çıkan, sonra aynı gün 12'ye düşen, bir kafirin ağzından çıkan iki çift lafa göre tepetaklak olabilen ve borsaya açık olması sebebiyle insanlar tarafından kolayca manipüle edilebilen zayıf devlet merkezli kağıt para da spekülasyona açık olma şartını karşılamıyor mu?
Kriptoyu iptal ettiği söylenen şartı kat be kat karşılayan kağıt paraların da "para" olmadığını söyleyebilen bir babayiğit var mı?
Yoksa kur şoklarıyla, karşılıksız basılan milyarlarla halkın cebindeki satın alma gücünü eriten devlet tekellerinin yaptığı gasp, fıkhın es geçtiği bir mesele mi?
Modern devletlerin tasallutundan ari olan ve tamamen insanların kabulü/katılımı üzerine kurulu olan sistemler daha evla değil mi?
Bunun gibi yüzlerce itiraz yapılabilir. İnsanlara kullanımı helal olarak sunulan, ancak kriptoyu haram kıldığı söylenen şartlara kriptodan daha fazla muhatap olan kağıt para ya da varlıklardan da yüzlerce örnek zikredilebilir.
Bunların bir kısmına ben de katılmıyorum, bir kısmının da güçlendirilerek daha kuvvetli argümanlar haline gelebileceğine inanıyorum.
Ancak bizler ne düşünürsek düşünelim, günün sonunda modern iktisadi gerçekleri klasik fıkhın kelime kalıplarına sokarak okumaya çalışmak, fıkhı adaleti ve mülkiyeti koruyan bir kalkan kılmak yerine devletlerin meşrulaştırma aparatına dönüştürmekten ve hali hazırda zorlu şartlarda hayatta kalmaya çalışan gariban Müslümanları daha da zora sokmaktan başka bir işe yaramıyor.
ortomoleküler tıp sevdiğim bir alan ve tamamlayıcı olarak görüyorum. ama bu iki kısa videodan maksat hasıl olmuyor malesef ve gerçekten eksik kalıyor. erkek evrelerde bu söyledikleri mümkün. ben de zaten direkt ilaç kullanılsın gibi bir şey demedim ki alanım da değil zaten. benim yazımda eleştirdiğim kısım zencefil konusuydu. ortomoleküler tıp da zencefili kaynat geçsin demez zaten.
özellikle haşimatoda doku zarar gördüyse, yok olduysa veya başladıysa bunu döndürebilmesi mümkün değil, mevcut olan dokuyu koruma açısından yapılabilecekler vardır.
ben bu iki doktorunda ilacı bırak diyeceklerini sanmıyorum. doz artırmamak için tamamlayıcılara başvurduklarını düşünüyorum.
haşimato değil de normal tiroid çalışmaması ise o durum farklı olabilir. ilaçsız nasıl çalıştırabilirize odaklanan doktorların olması çok kıymetli.
meselemiz zaten burada ilaç veya ilaçsız tedavi değildi. benim dikkat çekmeye çalıştığım şey bambaşka şeylerdi.
Cehaletin alıcısı neden çoktur?
İnsan beyni tembel, enerji tasarruflu çalışan bir organdır. Beynimiz her zaman en kısa, en basit ve en zahmetsiz yolu seçmek ister.
Zor yol: Doktora gitmek, kan tahlili vs. yaptırmak ve düzenli ilaç kullanmak.
Kolay yol: "Zencefil kaynat, tiroidin tamamen iyileşsin" yalanına inanmak.
Alternatif tıp ve modern tıp çatışması üzerine konuşulacak çok şey var; bunu belki başka bir zaman daha detaylı ele alırız.
...
Not 1: Zencefil hiç şüphesiz çok şifalı bir gıdadır. Fakat hastalanmış ve işlevini yitirmiş bir tiroid bezinin üretemediği hormonların yerini tutamaz çünkü içinde vücudun ihtiyaç duyduğu tiroid hormonları yoktur.
Not 2: Aslında psikoloji sağlığı için bütüncül yaklaşıma ehemmiyet verilmesi, genel olarak hepimizin benimsemesi gereken bir duruştur. Bir insanın ruhu acı çekiyorsa, bunun sebebi sadece zihnindeki düşünceler olamaz. Bizler Müslümanız ve bedenimizi herşeyiyle birlikte bizlere emanet olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla inancımızın gereği olarak genel yaklaşımın da bu olması gerekir; maddi bedendeki aksamaları yok sayıp sadece zihne odaklanmak fıtrata aykırıdır.
Not 2'ye ek: Bir Müslüman olarak insana hak ettiği bütüncül bakışı sunabilmek adına, danışanların süreçlerinde musallat durumlarını da göz önünde bulundurmak genel olarak mühim ve kaçınılmaz bir konudur, böyle olması gerektiği taraftarıyım. Sadece maddi dünyaya sıkışıp kalmış bir yaklaşım, bizim inanç dünyamızın sunduğu insan tanımını eksik bırakacaktır.
Bugün tüylerimi diken diken eden bir araştırma okudum.
Buna göre otizm sıklığı %5’e dayanmış görünüyor.
DEHB ise %15’lerde.
Son 25 yılda çocuklarda beyin gelişimiyle ilgili olan tüm hastalıklarda ciddi bir artış var.
Kurduğumuz sistemin çocukların canına okuduğunu ne zaman kabul edeceğiz?
https://t.co/gwgoYYnvtd
Haşimato, tiroidin sadece iltihaplanması da değildir. Öyle olsaydı zencefil faydalı olabilirdi. Haşimato, otoimmün hastalığıdır yani bağışıklık sisteminin tiroid bezine saldırıp onu yok etmeye çalışmasıdır.
Tevekkül edemiyoruz çünkü kendimizden başka bir güce güvenmeye cesaretimiz yok. Çünkü biz tevekkülü de, Allah için gayret etmeyi de çok yanlış anlamışız.