Allah’tan geldik ve yine O’na (cc) döneceğiz.
Gençliğinin en güzel zamanlarını İslami çalışmalara vakfeden kıymetli Mehmet Emin Akkaya kardeşimiz (denizde boğularak) vefat etmiştir.
Rabbimiz (cc) rahmetiyle muamele etsin, kendisi hakkındaki iyi şahitliğimizi kabul buyursun, sevenlerine sabır ihsan eylesin.
Ne güzel bir sondur bu...
Ne güzel bir şahitliktir bu...
İnsan, ne yaşamışsa daha dünyadayken onun izlerini görüyor...
Allah’ım, Sen bizim hüsnüzannımızı doğru çıkar.
Mehmet Emin kardeşimizi rahmetinle kuşat, ahirette en güzel makamlara yerleştir.
İslam’ın görünmez hizmetkarlarından biriydi o…
Ardında büyük bir sadaka-i cariye bıraktı. Umuyoruz ki nesillerimiz, Mehmet Emin kardeşimizin emek verdiği çalışmalarla, hazırladığı çizgi filmlerle büyür; İslami ve ahlaki değerleri öğrenir, bu değerlerle yoğrulur ve davasına adanmış nesiller olarak yetişir.
Rabbim yaptığı tüm hizmetleri sadaka-i cariye olarak kabul eylesin, mekanını cennet eylesin.
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
🎧 Halis Bayancuk Hoca Spotify’da!
Akide, Fıkıh, Siyer, Arapça ve daha birçok alanda 1500’den fazla ders yayında. YouTube içerikleriyle güncel olarak ilerleyen dersleri dilediğiniz yerde dinlemek için Spotify hesabını takip edebilirsiniz.
https://t.co/nKiXAVGm4u
Şimdi herkes şu soruyu sormalıdır: Tüm dünyanın gözü önünde ve Bakan'ların gözetiminde Sumud aktivistlerine bunu yapan terörist İsrail, acaba duvarların arkasında Filistinli esirlere neler yapıyor?
#FreeSumudActivists#SumudEsirAlındı
Babam Rahim mercan ve diğerleri Rabbim sizlerle Allahın rahmeti sizlerle Rabbım sizden razı olsun sizler koskoca devletlerin yapamadığını yaptınız
Allah (cc) El -Kahhar ismi ile o siyonistleri kahretsin onları yerle bir etsin.#SumudEsirAlındı
Sitemlerinizde haklısınız ama bir de bizim penceremizden bakın: Biz daha hocanın bugünkü hızına yetişemezken, siz bizi 10 yıllık arşivin içine ittiniz! 😅
Madem 'yok mu destek olacak' diyerek ortalığı karıştırdınız, biz de bu tatlı baskıya boyun eğiyoruz. Kurgu odasında sabahlamaya değer...
İşte o çok merak ettiğiniz, yayınlanmamış anlardan sızan ilk görüntüler! 😊
Şevval ayının hilali 18 Mart (Çarşamba) günü dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan Müslümanlar tarafından gözetlenmiş; güvenilir kaynaklardan alınan hilalin görüldüğü bilgisi ve ilim ehli ile yapılan istişare neticesinde hilalin sabit olduğu anlaşılmıştır.
Resulullah’ın (sav) buyurduğu üzere, hilalin görülmesiyle birlikte oruç sona erer. Buna göre 19 Mart Perşembe günü Ramazan Bayramı’nın 1. günüdür.
“Hilali görmedikçe orucu tutmayın. Hilali görmedikçe orucu bozmayın. Hilali gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava kapalı olursa (hilalin görülmesine engel olursa) otuz gün sayın.”
(Ahmed b. Hanbel, II, 430, 456)
Ecir Kapısı Derneği Gazze’de Sağlık Noktaları İle Hizmet Vermeye Devam Ediyor
♦️ Dünyanın farklı bölgelerinde yürüttüğü kalkındırma ve temel ihtiyaç projeleriyle tanınan Ecir Kapısı Derneğinin, Gazze’de sağlık alanında gerçekleştirdiği çalışmalar Al Jazeera tarafından haberleştirildi.
♦️ Gazze'de ki Bureij mülteci Kampı’ndaki sağlık ocağında Ecir Kapısı Derneği tarafından sağlanan ilaç ve tıbbi malzemeler sayesinde zor bulunan birçok ilaç hastalara ücretsiz olarak ulaştırılıyor.
♦️ Poliklinik, eczane, kadın-doğum, laboratuvar ve diş bölümlerini kapsayan destek sayesinde sağlık ocağı günde yaklaşık 600 hastaya hizmet veriyor. Ecir Kapısı Derneği’nin savaşın başından beri düzenli olarak sürdürdüğü bu çalışmalar, binlerce hastanın tedaviye ulaşmasına katkı sağlıyor.
„Ja, zum Völkerrecht 🇺🇳, nie wieder Staatsräson. Viva Palästina 🇵🇸.“
Als @Bundeskanzler Merz (CDU) gestern diese Worte auf einem Protestplakat sah, rastete er aus, warf „Antisemitismus" vor und es folgte eine Hassrede gegen Menschen, die die Einhaltung des Völkerrechts fordern.
Bir insanın Ramazan ayında ekranlara çıkıp Kemalist ve laiklerin rahatsız olduğu şeyden rahatsız olması, ahir ömründe Allah (cc) tarafından rezil edilmesinden başka nedir?
Münafık kardeşleri gibi bu da her yıl bir veya iki defa Kemalistlerin ve laiklerin fitnesine kapılıyor.
"Her yıl bir veya iki defa (Allah tarafından) imtihan edildiklerini, (buna rağmen) tevbe etmeyip öğüt almadıklarını görmüyorlar mı?" (9/Tevbe,126)
Laiklerin gönüllü stepnesi olan Kemalist Vaiz'e biz de şöyle diyelim:
"Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim. O, büyük arşın Rabbidir.”" (9/Tevbe,129)
İslam düşmanlarıyla beraber seni kudurtma fırsatı veren Allah’a hamd olsun.
İşte bütün mesele bu! Seni ve gönüllü stepnesi olduğun İslam düşmanlarını kudurtan bu: Bunca baskı ve engellemeye rağmen binlerin akın akın tevhid davetine yönelmesi.
Size de teessüf ederim arkadaşlar. Millete bedava ama bize parayla satıyorsunuz. Bu çifte standardı reddediyorum :)
Bir de önerim var: Bu akşam on kişiye benim adıma karşılıksız simit, kek ve çay ikram edin, bu düşkün Kemalist Vaiz de ömründe bir kere doğru söylemiş olsun.