🚨KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu:
📌Biz ne yapacaksak bu halk ile birlikte yapacağız, halkın örgütlü gücü ile yapacağız
📌Biz taşıdığımız yükün farkındayız
📌Devrimcilerin, sosyalistlerin ve demokratların daha aktif olmaları gerekiyor
Öcalan ne yapmak istiyor?
HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ile çerçeve yasa sonrası sürecin nasıl ilerleyebileceğini konuştuk.
@irfanaktans | @ekurkcuHDP#NasılYapmalı👇
https://t.co/6j1jlTqxBU
İmralı’da yeni dönem
“Öcalan’ın süreçteki yapıcı rolü dost düşman herkesin kabul ettiği bir hakikat olarak dururken, neden İmralı yolu kapalı, neden bu konudaki katı tutum sürdürülüyor? Görünen o ki, Öcalan kamuoyuna doğrudan hitap etmeden, yüz yüze iletişim kurmadan bu tartışmaların sağlıklı bir şekilde yürümesi mümkün görünmüyor.”
Yazar: Ali Sinemilli
Kaynak: Yeni Özgür Politika
Aylar, yıllar geçti. Fakat hâlâ DEM Parti heyeti dışında İmralı’ya giden-gelen olmadı. Ha bugün ha yarın diye diye bu süreç uzadıkça uzadı. Hali hazırda, DEM Parti heyetinin yaptığı sınırlı aktarımlar dışında Öcalan’ın hem genel sürece ilişkin hem de içinde bulunduğumuz konjonktüre ilişkin görüşlerinden haberdar değiliz. Halbuki, malum olduğu üzere, gündemin merkezinde Öcalan’ın düşünceleri var, görüşleri bulunuyor. Daha doğrusu Öcalan’a atfedilen, onun olduğu söylenen görüş ve düşünceler var. Hemen herkes Öcalan’a ait olduğu söylenen bu görüşler üzerinden yorumlar yapıyor, değerlendirmelerde bulunuyor. Fakat bütün bu konularda Öcalan ne diyor, düşüncesi nedir, onu öğrenmek mümkün olmuyor.
Görünen o ki, Öcalan kamuoyuna doğrudan hitap etmeden, yüz yüze iletişim kurmadan bu tartışmaların sağlıklı bir şekilde yürümesi mümkün görünmüyor. Öyle ki, birileri ciddi ciddi bu süreci sonlandırmak istiyor ve bunun için var gücüyle çalışıyor.
Akıl alır gibi değil, fakat yaşanan tam da bu: İki yıla yaklaşan bir süreç söz konusu. Sürecin bu noktaya gelmesinde Öcalan’ın belirleyici bir rolü var. Adeta o inisiyatif almazsa, öncülük yapmasa bugünleri görmek ancak hayal gibi görünüyor. Fakat buna rağmen Adaya gidiş- geliş mümkün olmuyor. Gazeteciler, siyasetçiler, farklı toplumsal kesimler İmralı’ya gidip görüşme yapamıyorlar. Aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ DEM Parti heyeti ile sınırlı bir görüşme durumu söz konusu. Peki neden böyledir? Ne bekleniyor? Öcalan’ın süreçteki yapıcı rolü dost düşman herkesin kabul ettiği bir hakikat olarak dururken, neden İmralı yolu kapalı, neden bu konudaki katı tutum sürdürülüyor?
Açık ki, Kürt tarafının baş müzakerecisi sıfatıyla Öcalan’ın konuşması, kamuoyuna doğrudan hitap etmesi, artık ertelenemez. Öcalan’ın konuşmadığı her an Kürt tarafında sürece dönük güvenin sarsıldığı, Türk cephesinde ise ırkçı-milliyetçi kesimler eliyle yaratılan negatif atmosferin daha da güçlendiği aşikâr. İşte Karadeniz kıyı şeridinden yansıyanlar, futbol maçlarından yansıyanlar ortada. Birileri Amedspor’un ülkenin bir başka şehrine gidip top oynamasına dahi tahammül edemiyorsa neye tahammül edecek, neyi kabul edecektir?
Kürt işçi ve emekçiler başka bir şehirde çalışamaz duruma geliyor, saldırıya uğruyorsa, böyle bir saldırı karşısında toplumsal refleks gelişmiyorsa, buradan nasıl birlikte yaşam örülecektir?
Hiç kuşku yok ki, eğer hâlâ sokaklarda milliyetçi, faşist gruplar kendisine yaşam imkanı buluyor, açıkça suç işliyorsa bunun tek bir sorumlusu vardır; o da mevcut iktidardır. AKP yönetiminin dili sürece hizmet eden bir dil değildir. Medyası böyle bir noktada değildir. İktidar sözcülerinin dili neyse medyalarının dili de o minvaldedir. Bu dil ayrıştıran, karşıtlaştıran, egemen bir dildir. Bunlara göre Kürdün taziye kurması da yasını tutması da sürece zarar vermektedir. Bu nedenle Kürt ne yapacaksa sessiz, sedasız yapmalı, hele hele örgütlü bir görüntü vermekten uzak durmalıdır. Söylenen budur, ellerinden gelse pratikleri de bu olacaktır. İşin özü, hala muhatabını kabul etmeyen, bu kadar gelişme kendiliğinden oluyormuş gibi yansıtmaya çalışan bu biçimde de gülünç duruma düşen bir iktidar gerçekliği söz konusudur.
Bir İsmin Etrafında 40 Yıl
Türkiye Abdullah Öcalan’ı tanıdığını düşünüyor. Oysa kırk yıldır tanıdığımız şey belki de Öcalan’dan çok, Öcalan hakkında kurulmuş bir hüküm.
Bir kuşak onu kendi sözlerinden, kitaplarından, düşüncesinin geçirdiği değişimlerden değil; özellikle 1990’ların çatışma ortamında devletin, siyasetin ve medyanın kurduğu dilden öğrendi. Öcalan’ın adı, hakkında verilmiş hükümle neredeyse özdeşleşti.
Böyle olunca merak da ortadan kalktı.
Çünkü düşman bildiğinizi, küçümsediğinizi, değersizleştirdiğinizi merak etmezsiniz. Okumaya, anlamaya, ne söylediğine bakmaya ihtiyaç duymazsınız. Hakkında verilmiş hüküm, bilginin yerini çoktan almıştır.
Oysa anlamak, hak vermek değildir. Eleştirmek için bile önce bilmek gerekir.
Öcalan yalnızca silahlı bir hareketin kurucusu değildi. Yazdı, düşündü, kavramlar üretti ve düşüncesi kırk yıl boyunca aynı yerde kalmadı. Bağımsız devlet hedefinden ulus-devlet eleştirisine; demokratik konfederalizmden yerel demokrasiye, kadın özgürlüğünden ekolojiye uzanan ciddi bir düşünsel dönüşüm yaşadı.
Üstelik bu düşünsel dönüşüm dünyanın akademik çevrelerinin bütünüyle görmezden geldiği bir alan da değil.
Cambridge University Press tarafından yayımlanan akademik çalışmalarda Öcalan’ın demokratik konfederalizm düşüncesi, Kürt hareketinin bağımsız devlet fikrinden uzaklaşması, yerinden yönetim arayışı ve kadın özgürlüğü anlayışı doğrudan inceleniyor. Isabel Käser’in The Kurdish Women’s Freedom Movement adlı çalışması Öcalan’ın demokratik konfederalizm paradigmasını; toplumsal cinsiyet eşitliği, radikal demokrasi, ekoloji ve devletsiz siyasal örgütlenme düşüncesiyle birlikte ele alıyor.
Cambridge’de yayımlanan Federalism and Decentralization in the Contemporary Middle East and North Africa kitabında ise Kürt hareketinin demokratik konfederalizm teorisi, özyönetim ve yerinden yönetim üzerine geliştirilmiş bir siyasal düşünce olarak karşılaştırmalı siyaset literatürünün konusu yapılıyor. Başka Cambridge çalışmalarında Öcalan’ın Murray Bookchin’den etkilenmesi ve buradan geliştirdiği demokratik konfederalizmin Kürt hareketinde yarattığı büyük ideolojik dönüşüm tartışılıyor.
Buradaki mesele Cambridge’in Öcalan’a hak vermesi değil. Mesele onu araştırılmaya değer bulması.
Tam da bu yüzden Türkiye’ye dönüp sormak gerekiyor:
Dünyanın saygın akademik kurumlarında bir siyasal aktörün fikirleri incelenebiliyor, kaynakçaya girebiliyor, eleştirilebiliyor ve başka siyasal düşüncelerle karşılaştırılabiliyorsa; kendi ülkesinin yarım yüzyılına damgasını vurmuş bu kişinin düşünsel serüvenini Türkiye’nin siyaset bilimi, sosyolojisi ve entelijansiyası ne kadar merak etti?
Dünyanın bütün siyasal hareketlerini merak eden bir entelijansiyamız var. Latin Amerika’yı, Filistin’i, IRA’yı, ETA’yı, Zapatistaları okuduk. Marx’ı, Fanon’u, Bookchin’i tartıştık.
Peki “Bu Öcalan ne söylüyor?” diye gerçekten sorduk mu?
Bugün bu soru daha önemli. Çünkü Türkiye yeniden Öcalan’ı konuşuyor. Fakat toplumun zihnindeki Öcalan ile bugünün siyasal sürecinde konuşulan Öcalan aynı tarihsel yerde durmuyor.
Siyasetin dili değişir. Değişmek zorundadır. Geçmiş değişmez; ama geçmişte kurulmuş siyasal dil bugünü sonsuza kadar yönetemez.
Bu nedenle “Dün böyle söylemiyordunuz” sözü sanıldığı kadar güçlü bir siyasal eleştiri değildir. Bir siyasetçinin neden değiştiği elbette sorgulanır. Ama değişmenin kendisini suç haline getirirsek siyaseti imkânsızlaştırırız.
Dün birbirini düşman gören devletler bugün aynı masada oturuyor. Birbirleriyle savaşmış toplumlar ortak kurumlar kuruyor. Silahla karşı karşıya gelmiş aktörler yıllar sonra müzakerenin tarafı olabiliyor.
“Dün böyle söylemiyordunuz” diyerek bugünkü değişimi mahkûm etmek, geçmişi hatırlamak değil; siyaseti geçmişe mahkûm etmektir.
Tam da bu nedenle Devlet Bahçeli’nin attığı adım önemlidir. Üstelik temsil ettiği siyasal gelenek düşünüldüğünde daha da önemlidir. Bana göre Bahçeli, bu coğrafyanın son yıllardaki en ilerici siyasal hamlelerinden birini yaptı.
Çetin Arkaş:
"Bizim hikayemiz Batı yakasında çok bilinmez. Bunun araştırılmasını isterim. Hep rakamlarla geçti. '40 terörist öldürüldü, 50 terörist öldürüldü.' İsim yok, cisim yok! Biz de bir ana baba evladıyız. Bizim de sevdiklerimiz var. Bizim de arzularımız, özlemlerimiz, yaşam arayışlarımız var. Her birimizin kendine özgü has hikayelerimiz vardı. Bir ağaç kovuğundan çıkmadık. O nedenle bunun da anlaşılmasını istiyorum.
Ben Diyarbakır Cezaevi'nin öyküsüyle büyüdüm. Benden önce bir kuşak vardı. Benden sonra küçük çocuklar vardı. Üç kuşak... Kesintisiz üç kuşaktan bahsediyorum. Ve onbinlerce insan yaşamını yitirdi. Bu sürece bittik, savaşacak insanımız kalmadı ve benzeri bu tür teslimiyet, teslim alma, kazandık, ezdik falan diyerek doğru bir gelecek kurulamadı. Hep beraber kazanacağımız bir dili, bir geleceği, duygu birlikteliğini yaratmak zorundayız. Bizim tüm tarafta hala mezarsız mezarı olmayan, bir kemiği dahi bulunmayan onlarca aile var. Onu söylemeliyim.
O nedenle bizim tarafta yaşananlara da biraz ışık tutun. Objektifleri biraz o tarafa da çevirmeniz rica ediyorum. Bunlarla yüzleşmek ortaklaşmak birbirbirimizle acıları yarıştırmak yerine anlamaya gayret etmek ve yeniden böylesi bir çatışmalı sürecin yaşanma ihtimalini ortada bırakacak bütün olasılıkları zemini kurutacak ileri evet kurutabilecek bir anlayışı geliştirmek durumundayız."
🚨İran muhalefeti birleşiyor: Kürtler, Azeriler ve komünistler birleşti
📍Özgürlük Konseyi kuruldu, yeni yönetimini belirledi
İşte Bileşenler:
Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK)
Kürdistan Demokrat Partisi-İran (PDK-Î)
İran Kürdistanı Devrimci ve İşçi Derneği
Kürdistan Komünist Partisi-İran
İran Meşrutiyet Partisi
Yeni İran Partisi
İran Yeşiller Partisi
Ehwaz Demokrat Partisi
Azerbaycan Demokratik Partisi
Belucistan Halk Partisi
İran Halk Fedaileri Örgütü
İran Sol Sosyalist Konseyi
Tahliye sonrası ilk olarak görüntülü çağrıyı izledi
Cezaevinde seslendirdiği “Süphan Dağı” şarkısıyla tanınan Süheyla Taş, tahliye sonra ilk olarak Abdullah Öcalan'ın görüntülü çağrısını izlediğini belirtti. Taş, “Mücadele sürüyor. Demokratik siyasette yerimizi alacağız.”
YouTube hesabıma abone olup paylaşırsanız sevinirim.
Yakında sahada Rojava ve genel Kürdistan'dan sıcak haberler ve analizlerle yayına başlayacagım.
https://t.co/L1CYR9IMSw
Trump ile ekibinin tekrar saldırısına uğramasının ardından, ABD'li Papa Leo: Dini sömüren savaş ustalarına yazıklar olsun
🔴 "Dünya, bir avuç tiran tarafından yağmalanıp mahvediliyor"
🔴 "Savaş ustaları, yok etmenin sadece bir an sürdüğünü, ancak çoğu zaman yeniden inşa etmek için bir ömrün bile yetmediğini bilmiyormuş gibi davranıyor"
🔴 "Milyarlarca doların öldürmeye ve yıkıma harcandığı gerçeğine göz yumuyorlar, ancak iyileşme, eğitim ve restorasyon için gerekli kaynaklar hiçbir yerde bulunmuyor"
🔴 "Dini ve tanrının adını kendi askeri, ekonomik ve siyasi çıkarları için manipüle eden, kutsal olanı karanlığa ve pisliğe sürükleyenlere yazıklar olsun"
🔴 "Bu alt üst olmuş dünya, tanrının yaratımının sömürülmesidir ve her dürüst vicdan tarafından kınanmalı ve reddedilmelidir"
🚨 SON DAKİKA: İran’da ateşkesin ihlal edildiği bildiriliyor
ABD ordusunun, sığınak delici bombalar kullanarak İran'ın İsfahan'daki bir mühimmat deposuna saldırdığı bildiriliyor.
🚨Adım atılmamasından devlet sorumludur
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit:
-Demokrasiye ve hukuka karşı bir direnç var.
-Bu direncin odağında da hükümet var; adını doğru koymak gerekiyor
-Devlete ve hükümete tabii ki sorumluluk yüklüyoruz; devlet sorumludur
Hürmüz Boğazı'nda Çin Harektliliği
Çin Savunma Bakanlığı, Çin gemilerinin Hürmüz Boğazı'na giriş çıkış yapmaya devam ettiğini belirtti.
Diğer ülkelerin müdahale etmemesi çağrısında bulundu.
Kürt halkının ve kadın özgürlük mücadelesinin öncülerinden, "Hep Kavgaydı Yaşamım" diyerek bu mücadelenin kararlı sesi olan Sakine Cansız yoldaşımızın kıymetli annesi Zeynep Cansız’ın Hakk’a yürüdüğünü derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.
Zeynep Ana, Dêrsim’in kadim kültürü ve inancıyla yoğrulmuş, evladının mirasını onurla omuzlamış bir direniş çınarıydı. Ömrü boyunca halkının acılarını ve özgürlük inancını yüreğinde taşıyan bu onurlu duruş, özgürlük yürüyüşümüzde yaşamaya devam edecektir.
Tüm halkımızın ve ailemizin başı sağ olsun. Devri daim, mekanı gönüllerde baki olsun. Işıklar içinde uyusun.
🚨Trump’ın hedefinde şimdi de Papa var: Suçu seven birine benziyor
-Bence iyi iş çıkarmıyor.
-Suçu seviyor gibi görünüyor.
-Nükleer silahın kabul edilebilir olduğunu söyleyen bir papa istemiyoruz.
-Suçu normal gören bir papa da istemiyoruz.
Medya Takip
🔸İran'da başka yol mümkün
🔸İran rejiminde fikir ayrılıkları var : İstekler dayatılıyor
🔸İran'da yaşanan savaşta Kürtlerin tutumu
PJAK Basın Sözcüsü Gelawej Ewrin İran'daki son surumu değerlendiriyor
Canlı Yayın
👇
https://t.co/zSfprDqCMq
https://t.co/CZfElkDSDm
#JinTvHaber
🚨SON DAKİKA: Büyük bir Çin kargo uçağı Tahran'a indi.
İsrail-ABD: İran'la ateşkesin üzerinden 24 saatten az bir süre geçtikten sonra, üçüncü Çin kargo uçağı da İran'da.
🚨Trump Deniz Ablukası Seçeneğine İşaret Etti
Başkan Donald Trump, görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanmaması durumunda İran'a deniz ablukası uygulamayı düşünebileceğini öne süren bir makaleyi paylaştı.
🔴İran ile anlaşamadık, geri dönüyoruz
ABD Başkan yardımcısı Vance:
🔸Anlaşma olmadan ABD’ye geri dönüyoruz. İran şartlarımızı kabul etmedi
🔸Bu İran için kötü haber https://t.co/QgjRIMX7V9