Eskimiş bir kitabın sayfaları arasında kurutulmuş çiçeğin uykuya dalmış kokusunda, gölgeye çekilmiş renklerinde gizemli olan yitiklik neyse ben oyum işte.
Kötü lider, kendi bilinç düzeyini, karşı çıkılamaz biçimde kitlesine dayatan liderdir.
Kötü lider, halkı yerine kendisi düşünen, toplumun düşünme kapasitesini kendi akıl yetisiyle sınırlayan kişidir.
Gerçek ve güçlü bir toplum, liderinin zihniyle sınırlı kalan değil; ortak akılla gelişen toplumdur.
Emin olun, kötü liderin kitlesi yukarıdaki saptama için “Liderimiz her şeyi bilir, o bizim için bunu daha iyi yorumlar” der. Çünkü kötü lider kitlesinin kendine ait aklı kalmamıştır.
O nehir, uğradığı her dağdan bir nasihat alır ve konuşkan akardı. Düzlüğe geçtiğinde durgunlaşır, rahatlar ve sırtında taşıdığı huzurlu bir rüyayı etrafa dağıtırdı. Susamış gölgeleri ıslattıktan, su seven bitkilerin yaz tedirginliğini giderdikten ve kuraklığı akıntısının peşine taktıktan sonra vedalaşırdı. Geride onun soluk yeşilli, gün batımlı ve titrek kabarcıklı kokusu kalırdı.
Akıllı olmak, aptal olmanın zıddıdır. Öte yandan, delilik de akıllılığın tam zıddı değildir. “Deli” kavramının simetrik bir karşıtı, tek sözcük olarak Türkçede yoktur. Bu nedenle “akıllı olan deli de olabilir” önermesi, olgusal olarak yanlış olmak zorunda değildir.
Her defasında beni hayal kırıklığına uğratan yine ben oluyorum. Bir insan, kendini düşünmemekte bu kadar mı tutarlı olur? Bir kerecik de olsa “bana ne” deyip çıkarını öncelesen olmaz mı? Hem zaten yükselen değer bu değil midir?
“Çiçekte bir kelebek var” deniliyor. Ama aynı çiçek için “kelebekte bir çiçek var” denilmiyor. Sorun, birinin öbürüne konup konmaması değildir. Asıl sorun, görünmeyen bir sorunun şairi rahatsız etmesidir.
📸S.Ş
“geleceğim bazen uykudayken sen
beklenmedik, uzak bir konuk gibi”
(…)
Yukarıdaki dizelerin şairi Nikola Vaptsarov, 23 Temmuz 1942 tarihinde kurşuna dizilerek katledildi!
Bazen huzursuz olurum. Öyle ya, huzursuz bir hayat çekilmez oluyor. Huzursuzluğumdan, onu hep bir şeye benzeterek kurtuluyorum. Bu defa, ele geçirilmiş bir ülkeydi sanki. Son işgalci de defoluncaya dek inlemesi devam eden bir ülke.
Şair, kelimelerin leksikal anlamını iyi bilmeli; fakat şiirini sözlük anlamının sınırlarına da hapsetmemelidir. Şiirsel ustalık, kelimenin leksikal anlamını silmekte değil; onu yeni bağlamlarda dönüştürerek çoğaltmaktadır. Ne var ki bu dönüşüm, sözlük anlamının izini bütünüyle yok etmemeli; o iz, şairin kurduğu tona ve çağrışıma sessizce eşlik etmelidir. Şiir, etkisini tam da bu görünürle sezdirilen ve sözlükle çağrışım arasındaki yaratıcı gerilimden alır.