@Teksasgal16@bosunatiklama Tablonun ve ressamın ne kadar değerli olduğunu tartışmıyor kimse insan evinde salonunda bu resmi bu içeriği görmek ister mi tartışılan bu
@tvdiizidunyasi Bu dizide styling ekibi deniz marşan ve başak dizerdi. Başak Dizdr erkekleri giydiriyordu modacı olan ve kadınların styling yapan deniz marşandır başak dizer değil
Ben g. Korenin güzellik algısına karşı olab güzelliğine ve oyunculuğuna hayrandım şimdi o da herkes gibi, direnemedi ve sisteme ayak uydurdu, çok üzüldüm
Neden Kuzey Kore? Neden İsrail değil mesela? Orada Gazze’deki soykırımı protesto eden insanlar dövülerek tutuklanıyor. Neden ABD değil? Orada, Filistin halkının yanında duran akademisyenlerin kelepçelenerek gözaltına alınmasının üzerinden ne kadar süre geçti ki şurada?
Neden AB değil ya da? Salgın kısıtlamalarına karşı direnen insanlar sokaklarda gaz yedi, dayak yedi. Siz Liberal baskıya körsünüz diye tek kıstas Kuzey Kore mi?
@KutluUner Umarım bu sefer 30 bölüm yazacak kadar planlanmıştır aşk itirafı sosyal medya baskısıyla gelmez ve sonra da dizi bozulmaz ne çekmiştik bir önceki dizide
@sogukkahveli@PopFestTR İki yüzlü olmadığı için kendini beğenmişse herkese öyle seyirciye başka içerde başka olmadığı için biz türkler iki yüzlüleri yalakaları severiz
Demirtaş’ın metnini okudum.
Bu ülkede her muhalif bir bedel ödüyor ve bu adam ömrünün on senesini verdi.
Ne desin? İçeriden nasıl bir kahramanlık, nasıl cevval bir söylem üretsin ki biz helal olsun diyelim, içimizin yağları erisin, iki destekleyici cümle yazalım, çayımızı kahvemizi içelim, çoluk çocuğumuza sarılıp hayatımıza dönelim, o hücresinde devam etsin.
Metin zaten bunu reddediyor. Yani bizim tüketmek istediğimiz o kahramanlık içeriğini üretmiyor.
Sonra da okuyucuyu “sinir eden” bir şey yapıyor. Sürecin kaderini “Sayın Cumhurbaşkanı’nın kararları” belirleyecek diyor. Bahçeli’yi Meclis kapısında Kürt gazeteciye yardımcı olan biri olarak çiziyor. İçimizden “on senesini içeride geçirten adamlara hala Sayın diyor” diyoruz.
Ama Demirta�� aptal değil. Kimin karar verici olduğunu biliyor. Daha birkaç hafta önce Öcalan “Selahattin diyorlar, Selahattin ne yapabilir ki” dedi.
Evet, Selahattin ne yapabilir? Butlan ziyaretini de reddetti. Dönen pazarlıkların, her cenahtan gelebilecek adımların da farkında.
Özgürlüğünü aldılar ama onurunu ve halkın üzerindeki etkisini kıramadılar. Çünkü bir insanın benliğini çökertmek için bedenini hapsetmek yetmez. Kendi değerine dair iç hikayesini de teslim almak gerekir. Onu alamadılar. On senedir kendi için ve halk için bunu yapıyor Selahattin, herkesin gözünde muktedirin zulmünü kanlı canlı bize gösteriyor, tutarsızlıklarını faş ediyor. Selahattin içerden daha ne yapsın?
Demirtaş egemeni soğuk gerçek olarak adlandırabilirdi. “Karar onun elinde, gerisi laf” diyebilirdi. Yaltaklanabilirdi. İkisini de yapmadı. “Sayın” dedi, çünkü kendisi de bir siyasetçi olarak eşit özne olarak konumlandı, sahneyi kurdu, nasıl savrulduklarının altını ��izdi, bir çağrı yaptı.
Hücrenin içinden bakınca özgürlük iki türlü hayal edilebilir. Ya koparılan, sökülüp alınan bir şey olarak. Ya da efendinin gönlü yumuşayınca, ya da kapalı kapılar ardındaki pazarlıkların sonucu bahşedilen bir armağan olarak.
Demirtaş aptal olmadığı için bu ikisi arasındaki dengeyi kuruyor. Egemenin karar verici olduğunu teslim ediyor, hatalarına işaret ediyor ama onun önünde küçülmüyor.
Bizi sinir eden şey bizim konforumuzun sesi. Biz kurtuluşun tertemiz, bedelsiz, anlı şanlı gelmesini istiyoruz. O ise elindeki onurunu ve gerçekliği koruyarak var olmaya devam ediyor. Selahattin bunu yapıyor. Selahattin senin için daha ne yapsın?
Ben siyasetçilerden çeşitli beklentileri olan sağlıklı yetişkin modumu takınıp düz vatandaş olarak metni bu şekilde okudum. Mucize değil, bedelsiz olmayacağını kabul ettiğim çözümler arıyorum.