Usta oyuncu Haluk Bilginer'in "Babam öldü ama sahneye çıktım" diyenlere yerin dibine soktuğu o sarsıcı tespiti:
• "The show must go on" yani "Şov devam etmeli" lafı kadar aptalca bir laf yoktur.
• Bu, Anglo-Sakson kapitalizminin uydurduğu, "Sen çalışmaya devam et, paralar gelsin" diyen acımasız bir yalandır.
• Efendim neymiş, "Babam öldü ama acımı içime gömüp yine de sahneye çıktım..."
• Halt etmişsin sen! Çıkmamalıydın!
• Senin baban ölmüş yahu, bir insanın yaşayabileceği en büyük acı. Daha ötesi var mı?
• Benim babam ölecek ve ben o gece sahnede insanları güldürüp soytarılık edeceğim?
• Yok öyle bir dünya. O tiyatro perdesi o gün kapanmalı!
• Biz dünyanın en önemli, en kutsal işini falan yapmıyoruz. Alt tarafı oyunculuk bu.
• Hiçbir tiyatro oyunu, hiçbir şov insan hayatından ve insan acısından daha değerli olamaz.
Yayının özeti; roller değişmiş Kılıçdaroğlu gazetecilere gazetecilik dersi vermiş, gazeteciler de Kılıçdaroğlu’na angaje oldukları İmamoğlu adına siyaset yapmış.
İletişim fakültelerinde, nasıl gazetecilik yapılmaz dersine konu olacak bir yayın olmuş.
Öfkeli üslup, negatif duygularını yansıtan mimikler ve net cevaplara rağmen ümit ettiği cevabı alabilmek için soruları agresif bir şekilde tekrarlamak… Kimi zaman Silivri’nin kimi zaman muhreç şahısların sözcülüğünü yapmak…
Bir siyasetçiye gazetecilerin soru sormasını değil de, tabiyetleri önden ilan edilmemiş kimi sözcülerin hesap sormasını izledik sanki!
Üstelik Kemal Bey’i “sıkıştırmaya çalıştıkları” argümanlar o kadar demodeydi ki… Bir yılı geçti, neler neler oldu, hala “iddianamede üç yüz kere duyduk, beş yüz kere iddia kelimeleri geçiyor” şeklindeki ilk tepki seviyesinde kalmışlar.
Muhtemelen kitlelerine fazlasını sunmaya ihtiyaçları olmamış. Ama Kemal Bey çok daha fazlasına hakimdi, iddianameyi okuması çok güç olsa da gündemi doğru mecralardan takip etmiş olmalı. Medya okuryazarlığı güçlü bir isim CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu.
Her şey bir yana, insani olanı da kaçırmamak gerekiyor. Kemal Bey’e “78 yaşındasınız” diye ısrarla vurgulamak (ki sahne ışığı da özellikle yaşlı gösterilmeye uğraşılmış) çok sakil göründü. Hiç değilse “Sağlık diliyorum, uzun ömür diliyorum, Allah sağlık versin” denilebilirdi, zor cümleler değil bunlar, asgari nezaketle de “sert gazeteci” olunabilir.
Ya da eşi Selvi Hanım’a gelen tehditlerle ilgili iyi olmayan bir oyunculukla “öyle mi, haberimiz yok” demek… Üstelik Selvi Hanım’ın rahatsızlığı da biliyor, siyaset dışı olan bir hanımefendiye geçmiş olsun dilemek ne kadar zor olabilir?
Röportajı “size hain, işbirlikçi diyorlar” diyerek açmak kısımlarına hiç girmiyorum.
Bununla birlikte Kemal Bey bu röportajda netameli pek çok konuyu aradan çıkarmış, üstünden atmış oldu. Üstüne “Karşı mahallenin programına çıkan CHP’nin İstanbul adayı sempatisi” topladı. Ki ben hak ettiği saygıyı göreceği isimlerle, gerginlik kat sayısı düşük ve kendini ifade edebilme imkânı daha yüksek mecralara öncelikli olarak çıkmasını beklerdim.
Peki hangi konuların yükünden kurtuldu? Örneğin Ekrem İmamoğlu’nun CHP’nin artık cumhurbaşkanı adayı olmadığını ilan etmiş oldu.
Yolsuzluk operasyonlarının siyasi davalar gibi ele alınamayacağının altını çizdi, “aklanıp gelsinler” diyerek soruşturmalar altındaki belediye başkanlarının da “arınma” kapsamında ele alınacağına işaret etmiş oldu.
“Masumiyet karinesi” diyerek sadece Silivri propagandası mahsulü cümleleri sunanlara karşı “peki ya suçun şahsiliği ilkesi” diyerek babayla oğul arasındaki farkı da ortaya koydu.
Şunu unutmamak lazım: Kılıçdaroğlu yolsuzluklarla mücadele ile yıldızı parlayan bir siyasetçiydi. Zaten televizyondaki düellolarıyla toplumun sevgisini kazanmıştı.
Bugün de farklı bir yerde değil. “Yolsuzluklara ve ahlaksızlıklara partide izin vermeyeceğim” dediği için ağır hakaretlere uğruyor. Dün gören toplum bugün de her şeyin farkında.
“CHP’de önseçimi zorunlu yapacağım” demesi ise programın en önemli cümlesiydi. Geçirilen toplu üyeler temizlendikten sonra tüzükte yapılacak böylesi bir değişiklik partiye yapılacak en mühim katkılardan biri olacaktır.
Bugüne kadar hiçbir röportaj böyle saygısız ve iğrenç bir cümle ile başlamamıştır…
“Hain, işbirlikçi, darbeci, sarayın kayyumu, proje” hakaretlerini kendileri söyleyip sonra “Bu tepkiler karşısında kendinizi sorguladınız mı”
diye soru olarak kendileri soruyorlar.
Bu akşam Sözcü televizyonunda canlı yayına çıkacak olan Kılıçdaroğlu’nun -eğer ilk defa hayırlı bir iş yapmak istiyorsa- CHP kasasından 755 milyon lira ödenen televizyonları, gazeteleri ve gazetecileri isim isim açıklaması lazım
https://t.co/rygA1bIM4b
Bir tv programında
Gazetecilerin gözlerinin telefonlarında olması
Sürekli mesajlaşmaları
Karşıdan gelen bilgilere göre soru sormaları
Kendilerini karşı tarafın avukatı olarak konumlandırıp
Yargıç gibi yargılamaları
BAĞIMSIZ GAZETECİLİK mi?
@szctelevizyonu
Sözcü’nün gazeteciye benzer görevli üç kişisi, adeta militan gibi Sayın Kılıçdaroğlu’na seviyesizce saldırıyorlar.
Azarlar gibi, sorgular gibi, el kol sallayarak, nobran bir vücut dili ve ses tonuyla, soru soruyormuş gibi yapıp, tüm taraflılıklarıyla görevlerini yerine getiriyorlar.
Sayın Kılıçdaroğlu ise tüm sabır ve efendiliğiyle bu güruha haddini bildiriyor, tekrar tekrar cevap veriyor. Çekilmek istendiği çukura düşmüyor.
Sayın Kılıçdaroğlu’na leke süremezsiniz zavallılar!
Gazetecilere soruyor;
"Bir müteaahit bir Genel Başkan Yardımcısına rüşvet verdim diyor. Niye o Genel Başkan Yardımcısı dava açmıyor?" diyor.
Gazeteci hırsızı savunuyor.
@herkesicinCHP@szctelevizyonu
Genelde siyasetçiler yolsuzluk konularına karşı savunma yaparlar, ilk kez Sözcü Tv’de Kılıçdaroğlu’nun karşısındaki gazeteciler yolsuz ve rüşvetçileri savunmaları yetmiyormuş gibi yolsuzluğa bulaşanları savunmadığı için “Arınmalıyız” diyen siyasetçi Kılıçdaroğlu’na çıkışıyor.
Lafı döndürüp dolaştırıp getirdikleri İmamoğlu adına Kılıçdaroğlu’nu tokatlamak için yarışıyor
“tarafsız gazeteciler”
GÖZ GÖRE GÖRE YALAN SÖYLÜYOR
Özgür Özel: “Elektriği kestiler, jeneratör devrede, bizim sesimizi asla kesemeyecekler.” demiş.
Ben bunu yeni gördüm.
Bu tür organizasyonlarda sahne mobildir ve elektrik jeneratörden alınır.
Özel’in ekibi jeneratörden elektriği bağlayamamış suçu da Hükümete atmaya çalışmış ve kitlede bunu yemiş.
Yani ortada bir beceriksizlik var.