@murenbal@seffafpsikiyatr Türkler de çok konuşuyor. Yalnızca eve çağrılan kişiler değil, iş yerinde çay/temizlik kısmındaki hanımlardan da yıldık bu konuda. Sadece sesli de değil görüntülü konuşma da mevcut.
Acil bir durum yoksa (hiç denk gelmedik) mesai saatleri içinde bu kadar görüşülmez/ görüşülmemeli.
Ömer Halisdemir’in babası Hasan Hüseyin Halisdemir:
"Ömer'imin cenazesine baktım, gülümsüyordu. Bana öyle bir şehadetlik verdi ki Türkiye'yi bana bağışladı."
Kadınlar diyo ki "insanız ve insanca muameleyi hak ediyoruz bana insanca davranmayacaksan ne evlenirim ne cocuk yaparim" erkekler de hem evlenmek hem cocuk sahibi olmak hem hayati paylasmak yerine kadina diyo ki "eskiden analarımız insan yerine koyulmuyodu ama?"harbi malsınız abv
@muphemzade Kelimeler düzdür içimizde şekillenir. Siz de anlamak istediğinizi anlamışsınız belki de karşı taraftan bunu sadece siz anlattığınız için bilemeyiz. Hakkınızda hayırlısı... Ancak haklı olmaya odaklanmaktan üslubunuzda öz eleştiri yapmanız gereken kısmı hala fark edememişsiniz.
@muphemzade Neyi söylediğimizden ziyade nasıl söylediğimiz mühimdir daha çok. Size yazılan yanıtları okumadım ama konuya giriş tarzınız ile konuyu bağlayış tarzınız birbirinden o kadar ayrı ki... Giriş kısmınızdan ret cevabı almanıza şaşırmamalı. Bu konuda biraz özeleştiri yapmalısınız.
Halfetide bir gül var, rengi siyaha çalıyor. Dünyada başka hiçbir yerde o rengi tutturamıyorsun. Aynı tohumu al İzmire dik kırmızı açıyor, Antalyaya dik kırmızı açıyor, Halfetiye dik siyah açıyor.
Sebep şu: Fıratın o bölgedeki pH değeri, topraktaki demir oranı ve gecelerin ani soğuması gülün antosiyanin pigmentini aşırı üretmeye zorluyor. Yani gül aslında karanlığı seçmiyor, zorlu koşulda hayatta kalmak için kendini koyulaştırıyor. Rengi stresin kimyasal imzası.
Şimdi burada işler tuhaflaşıyor çünkü insanlar aynı mekanizmayla çalışıyor. Bir insanın neden derin göründüğünü merak ettin mi hiç. Rahat büyümüş biriyle zorlu büyümüş birini yan yana koy, ikincisi her zaman daha koyu konuşur, daha az gülümser, odaya girince fark edilir. Bunu karizma sanıyoruz ama karizma değil, pigment. Psikolojik antosiyanin.
Ve burada kimsenin itiraf etmediği şey şu: o koyuluğa hayran olan insanlar aslında o koşullarda yaşamayı asla kabul etmez. Halfeti gülünü herkes ister, Halfetinin yazında 48 derecede toprakla uğraşmayı kimse istemez. Koyu insana hayran olanlar da onun geçtiği yerden geçmeyi kabul etmez, sadece çıktısını koklamak ister.
Yani en karanlık görünen en özeldir cümlesi yarım. Tamamı şu: o karanlık bedava değil, birinin orada kalıp ödediği bir fatura. Gülün kendisi bile bilmiyor neden siyah açtığını, sadece toprak ne verdiyse onu renge çevirmiş.
Belki de özel olmak seçim değil, kalamadığın yerden kaçamamanın rengi.