âsaf hâlet çelebi; ‘ya ben ne olacağım yarabbi? sıkışmış insanların içinde nereye koşuyorum? niçin vapurlar beni taşıyor ve gözlerim buğulu?’ diyor ya, insan; bazen bir yere geç kalmıyordur da aslında kendinden uzak düştüğünü fark ediyordur. o tarifsiz hüzün biraz da bundan.
seçilmiş insanların arasında, herkese anlatılmayan hayallerle; kaliteli bir hayatın, temiz bir zihnin ve yeni bir kitabın huzurunda yaşamak ne büyük zenginlik.
fırtınanın içindeyken dinmeyecek sanırsın oysa her şey bir gün biter. bittiğinde, nasıl ayakta kaldığını bile hatırlayamazsın. geriye yalnızca değişmiş bir sen kalır. çünkü bazı fırtınalar insanı yıkmaz sadece eskisi gibi kalmasına izin vermez.
dışarıdan görünen neşeye hemen inanmıyorum artık, bazen en parlak kahkahalar, en büyük acıları gizleme çabası olabiliyor. herkesin kalbinde, sadece kendi bildiği ve anlatamadığı bir mücadelesi var. hayatın özü de galiba bu. insanların gösterdiği başka, kalbinde taşıdığı bambaşka.
sevdiğin biri vefat ettiğinde, onunla birlikte yalnızca bir insanı değil, onu kaybetme ihtimalini de uğurlarsın. bundan sonra karşılaştığın acılar can yakar ama sarsmaz. çünkü insan, en büyüğünü yaşadıktan sonra artık hiçbir kaybın karşısında eskisi kadar savunmasız değildir.
gösterişten uzak, sadece temiz niyetlerin ve iyiliklerin değer gördüğü sade bir hayat. kimsenin kimseyi geçmeye çalışmadığı, samimiyetin her şeyden üstün tutulduğu bir dünya. kendi halinde, ruhu yormayan, sessiz ve huzurlu bir ömür.