Fotoğraftaki genç adam Yüksek Mimar Taylan Karatuna. 1965-67 arası Galata Kulesi’nin yeniden orijinal konik çatılı hale getirilmesini o idare etmiş. O sırada 30 yaşında bile değilmiş.
"Türük bodun atı küsi yok bolmazun teyin tün udımadı küntüz olormadı."
"Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye gece uyumadı, gündüz oturmadı."
Kut'lu Geceler..
Türk Üçgeni - Turkish Triangle
Türklerin dünya mimarisine kazandırdığı mimari bir ögedir.
Kare ya da dikdörtgen planlı bir alanın üzerine kubbe oturtmak için kullanılan Kubbe Geçiş Elemanı.
Kare planlı bir odanın köşelerinde, yan yana dizilmiş ters ve düz üçgenlerden oluşan "üçgenler kuşağı" yaratılır.
Bu üçgenler yukarı doğru daralır, kare tabanı sekizgene dönüşür ve sekizgenin üzerine kubbe rahatça oturtulur.
Bu işlem sonunda kubbe ağırlığı köşelere dağılır ve alan hem yapısal olarak sağlam hem de görsel olarak estetik hale gelir.
İlk örnekleri 8. ve 9. yyda Uygur stupa mimarilerinde karşımıza çıkarken Selçuklu döneminde de olgunlaşır.
"Türklerin Çizili Tarihi" kitap olma yolunda. Yaklaştı da... Bütün dünya yazıyı esas alarak tarih yazdı. Halbuki Türkler 26 bin yıldır yaşadıklarını resmetti. 35 yılda toparladık. Onbinlerce kaya panosunu inceledik. Bütün ezberler bozulacak...
Doğada her saniyenin bir karşılığı var.
65 gün süren titiz bir gelişim sürecinin ardından, yumurtalar yerini muazzam bir güzelliğe bıraktı.
Yaşamın döngüsüne tanıklık etmek paha biçilemez. 🌱📸
ÜNLÜ BİR TABLOYA BAKTIĞINIZDA,
YAPAN RESSAMI BİLEMİYORSANIZ,
KOLAYI VAR!
- Resimdeki kadın erkek, alayının poposu değirmen taşı kadar büyükse; Rubens
- Resimdeki adamlar, şaşı, kıvırcık saçlı ve travestiye benziyorsa; Caravaggio
- Eğer herkesin vücudunda “töööbe bismillah, n’oolmuş lan buna” dedirten bariz bir tuhaflık varsa; Picasso
- Resim, kafanızın trilyon olduğu bir gece veya sabaha dair hatıralar gibiyse; Dali
- Resim karanlık ve insanların suratında kabızlıktan ölüyormuş gibi bir ifade varsa; Titian
- Resimde çok çok fazla insan var ve insanlar normal görünüyorlarsa; Bruegel
- Herkes, kadınlar da dâhil %80 Putin'e benziyorlarsa; Van Eyck
- Herkes, solgun sokak lambasının altındaki ayazda kalmış mezarlık iti gibi görünüyorsa; Rembrandt
- Resimde oraya buraya serpiştirilmiş en az
3 melek ve kuzular alan varsa; Boucher
- İnsanlar çıplak, güzel ve üst üste yığılmışsa; Michelangelo
- Balerin varsa; Degas
- Resim keskin, koyu renk, mavimsi, insanlar sakallı ve açlıktan geberiyomuş gibi görünüyorsa; El Greco
- Tek gördüğünüz, magirus tamponu gibi yekpâre kaşlı bir kadınsa; Frida
- İnsansız, benekli benekli bir doğa anlatımıysa; Monet,
- Kafaları güzel, mutlu parti insanlarının olduğu bir ortam ise; Renoir
- Kafaları güzel, mutsuz parti insanlarının olduğu bir ortam ise; Manet
- Arka plan Yüzüklerin Efendisi'ni anımsatıyorsa, ortalıkta tuhaf mavi bir sis varsa ve saçlar asla fön konmamışçasına kıvırcıksa; Da Vinci
- Rengarenk boyanmış excel sayfası gibi birşeyse; Mondrian
- Bakar bakmaz, “bunu ben de yaparım” diyorsanız; Miro’dur 🙏
Alıntı
Dip Not: Kapak fotoğrafını soranlar için ek bilgi; Johan Zoffany'nin 1772-1778 yılları arasında yaptığı The Tribuna of the Uffizi adlı eseridir
ve şu anda İngiltere'de Royal Collection'da bulunmaktadır.
Bir ağaç düşünün ki; kökleri buzul çağlarından süzülüp gelsin, ismi efsanevi Truva Atı'na hayat versin, ahşabı İstanbul'un fethinde gemileri karadan yürütsün ve yeryüzünde sadece Anadolu'nun o kadim dağında, Kazdağları'nın zirvelerinde nefes almaya devam etsin.
Truva Savaşı’nın kaderini değiştiren o meşhur tahta atın, bugün hâlâ aynı dağda, Kazdağları’nın zirvelerinde yaşam mücadelesi veren efsanevi bir ağaçtan yapıldığını bilmek, insana tarihin içinde canlı bir yolculuk yapıyormuş hissi veriyor.
Karşınızda duran, bilimsel adındaki "equi-trojani" (Troya Atı) ifadesiyle mitolojiye, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi sırasında gemileri karadan yürütmek için kullandığı kızaklara hammadde olmasıyla da tarihimize kazınmış olan Kazdağı Göknarı’dır.
Bu ağaç, buzul çağlarından günümüze sığınmış, dünyada sadece Türkiye’de, Biga Yarımadası’nın kısıtlı bir alanında yaşayan endemik bir mirastır.
Onu ormanın derinliklerinde gördüğünüzde, 30 metreyi, hatta uygun koşullarda 50 metreyi bulan boyu ve göğe uzanan kusursuz piramidal duruşuyla "ben buranın efendisiyim" diyen vakur bir devle karşılaşırsınız.
Gençken pürüzsüz ve gri olan teni, yani gövde kabuğu, yüzlerce yıllık ömrü ilerledikçe derin çatlaklarla dolu, yaşanmışlığı simgeleyen koyu bir zırha dönüşür. Ancak bu devin gerçek sırrı, detaylarında, yani botanik kimliğinde gizlidir.
Eğer bir gün yolunuz o dağlara düşer ve bu ağacı diğer göknarlardan ayırmak isterseniz, yapmanız gereken tek şey bir dalına dikkatlice bakmaktır.
Kazdağı Göknarı’nın en belirgin imzası yapraklarındadır. İğne yaprakları, sürgün üzerinde rastgele durmaz; dalın üst kısmında belirgin bir "V" harfi çizecek şekilde gökyüzüne doğru yönelir. Diğer pek çok göknar türünün (örneğin Karadeniz göknarının) yaprak uçları küt veya çentikliyken, bu "Egeli" göknarın yaprak uçları, özellikle tepe dallarında sivri ve batıcıdır.
Daha da mikroskobik bir fark ararsanız, genç sürgünlerine dokunun; Karadeniz’deki akrabalarının aksine, Kazdağı göknarının sürgünleri tüysüzdür, pürüzsüz ve çıplaktır.
Üreme zamanı geldiğinde ise bu ağaç, dallarının üzerinde birer mum gibi dimdik duran kozalaklarıyla görsel bir şölen sunar. İlkbaharda yeşil olan bu silindirik kozalaklar, sonbahara doğru koyu kırmızımsı-kahverengine döner.
Ama asıl botanik harikası, kozalağın pullarındadır: Dış pullar (brakte), iç pulların arasından dışarıya taşar ve uçları geriye doğru kıvrılır. Bu "kıvrık" yapı, ağacın adeta parmak izi gibidir. Toprağın altında ise onu Kazdağı’nın sert rüzgarlarına karşı ayakta tutan, derine inen güçlü bir kazık kök sistemi çalışır.
Fakat ne yazık ki bu biyolojik ve tarihi hazine, günümüzde ciddi bir tehdit altındadır. Serin, nemli ve sisli dağ havasına muhtaç olduğu için genellikle 1200-1300 metrenin üzerindeki "gökyüzü adalarına" sıkışmış durumdadır.
İklim değişikliği ve küresel ısınma nedeniyle, ağacın serinlemek için kaçabileceği daha yüksek bir zirve kalmadığından, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından "Tehlikede" (Endangered) kategorisine alınmıştır.
Kazdağı Göknarı, sadece kerestesi değerli bir orman emvali değil; Homeros’un İlyada’sından bugüne uzanan, kökleriyle toprağa, dallarıyla tarihe tutunan, korunması gereken canlı bir anıttır.