sonra dev bir fili uçuruma sürücem
ne olurmuş aklım yoksa
kimi tanısam hayal gücü noksan
bir bak sen ne görürsün
deli dünya sen bir ömürsün
size rağmen burdayım
delirmedim
yenilmedim
masumiyet müzesi izlerken aşırı rahatsız oldum. belki bu kadar aşikar değil fakat bizim aşk günlerimizin de performatif sevgiler arasında kaybolup gittiğini, artık öz’ümüzün değil potansiyelimizin ilgi çektiğini düşünüyorum
eskişehir’de istediğim kitap için üç kitapçı gezdim bulamadım. başka da kitapçı yok zaten öğrenci şehri dediğimiz bi yerde nasıl üç kitapçı olur ya
yağmurluydu hava düştüm ıslandım gören de olmadı sefil sefil kalktım su birikintisinden neyse sinirimden takside cama vuran yağmur tanelerini izleyerek overthinkleyemedim gidiyom ben
çok beğendim ilk bakışta tamam ya aşk hikayesi diye düşünüyorsun. ama anne babalarımızın hatta onların da anne babasının yaşadığı ve nesillerce aktardığı travmaların ‘bizimle başlayıp bizimle bitmesini’ konu ediniyor. keşke bizden önceki nesillerde de taşın altına elini koyup, böyle geldiyse de böyle gitmesin diyebilecek bilinçte mi dersiniz vicdanda mı cesarette mi her neyse öyle biri olsaydı…
Athenaum Kitap Kulübü'nde bu ay, Klinik Psikolog Özüm Demirel eşliğinde Carl Gustav Jung’dan Dört Arketip’i okuyoruz. Benim konuya boyum yetmeyince uzman çağırdık. :) Özüm, Colombia'daki psikoloji eğitimine ek olarak Jung Institute'de senelerce çalışmalar yapmış müthiş tatlı birisidir.
Malum, bizim kulüp biraz farklı. Her hafta mail bültenler hazırlıyor, inceleme yazıları gönderiyor ve ay sonunda online buluşma yapıyoruz. Jung 101'e ihtiyacı olanlara duyurulur. Hemen dahil olun, kaçırmış sayılmazsınız.
https://t.co/4xQJAfM1GO
jung’u anlamaya çalışmak için çıktığım bir yolda, başlangıç için pek de uygun olmayan İnsan Ruhuna Yöneliş kitabını aylardır yanımda gezdiriyorum. anlamayışımı bazen kafamın doluluğuna, bazen gürültüye verdim; ama jung okumak öyle kolay değilmiş… hadi o çembere girdiğini düşündün, o an o çemberde kalmanın da bir bedeli varmış. komplekslerin ve gölge yönlerin, özgürlüğe çıkacak o yolda çarpışman gereken şeylermiş.
mümkün olsa her sayfasını herkese okutmak isterim. bu mümkün değilse de şu iki anlatıyı aktarmam mümkün: ilki, bilinçaltımızı bilince dönüştürene kadar onun hayatımızı yönlendireceği ve buna “kader” diyeceğimiz. ikincisi ise, diğer kişide var olduğunu düşündüğümüz her şeyin aslında bizim içimizde olduğu; o kişilerin birer yansıma olduğu.
@ncdlek size tahta kaşıkla yemek daha çok keyif veriyorsa zahmetine katlanmak bi seçenek ama her keyif veren şeye katlanalım mı diye düşünüp katlanmamak da bi seçenek tabii
öğrenme durmuyor ama öğrendiğim anlardan. başımıza her gelen olayla bir şey öğreneceksek düşünmeyi durdurup ne zaman akışa bırakacağız kendimizi?
bunu neden yaşadım,hayat bana ne öğretmek istiyor sorularını şimdilik bir kenara bırakıp tam olarak bulunduğum ana şükretmeyi öğrendim.
oldum dememeyi, küçülmeyi, istemeyi bilmeyi öğrendim.
öğrendim diyorum ama hangimiz bunu hemencecik öğrenebilir ki?
suyun üzerinde ışık kırılmaları bir var bir yok. başımı eğince var kaldırınca yok.
bir var bir yok.
hemencecik değişiyor…
hemencecik değişmeyen bizler miyiz?
en sert kabukları olan, değişimgeçirmez miyiz?
nisan 25’