Cemaat'i hiçbir temsil yetkisi olmayan
Hatta i'rapta mahalli dahi olmayan
3-5 tip oradan 3-5 tip buradan, ortalığı velveleye verip savaş alanına çeviriyorlar
Koca Hizmet'in temsili Kala kala "ben hizmetten değilim" diyenlere kaldı
Birileri artık dur demeli
Yazık oluyor
Operasyonları yapan polisler hiç mi dönüp kendilerine, “Biz ne yapıyoruz” diye sormuyor?
Hiçbir suçu olmayan, yaşlı, ayakta bile zor duran bir insanı, bu şekilde gözaltına almak hangi hukuka, vicdana sığar?Aranızdan bir kişinin bile vicdanı sızlamıyor mu?
Karşılıksız çek, kumar hastalığı, başkalarını dolandırma meselesini alıp kendini kumpas Mağduru gösteriyordu. İki mazlum tutuklanmasını bile "fetö" var ben de mağduruyum diye pazarlıyordu....
Çok net artık. Ağzına "fetö" sakızını alan muhakkak kendi günahını saklıyor !
Üç kuruş para ve popülarite
için kırk takla atan yancıları bir düşünün.
Kadir İnanır, "Bir elim yağda bir elim balda, popülerim de" diyerek, hiçbir toplumsal soruna duyarlı olmadan yaşayan milyonlarca insandan ya da yüzlerce piyasa sanatçısından biri olabilirdi.
Olmadı!
Saygıyla.
“KIZIM BEN TUTUKLANDIKTAN SONRA HASTALANDI VE ÖLDÜ”
KHK'lı akademisyen İbrahim Coşkun:
"Ben tutuklandığımda kızım 4 yaşlarındaydı. Adı Hümeyra Sinem. Normalde sağlıklı bir çocuktu ama ben tutuklandıktan iki yıl sonra hastalandı. Gen bozulmasıyla ortaya çıkan ve nadir görülen bir beyin hastalığı vardı. Bu hastalıkta vücut fonksiyonları tamamen duruyor. Önce konuşmayı, yürümeyi, daha sonra tüm motor hareketleri kaybetti. Yürümek, koşmak, yemek, içmek, görmek… Hiçbiri yoktu. Daha sonra ileri derece kasılmalar başlıyor. Hastalığın tedavisi yok ve 10’lu yaşlarda vefatla neticeleniyor.
“ÇIKMAK İÇİN KIZINI KULLANIYOR BİLE DEDİLER”
Kız çocukları babalarına düşkün oluyorlar, kızım da bana düşkün ve bu halde bana görüşe geliyorlardı. Aramalarda yüzde 99 ağır engelli çocuğa müthiş bir zorluk çıkarılıyordu. Sırf bu yüzden eve gitmek isterdi hemen. 2021’de denetimli sürecim başladı. Kızıma bakabilmek ve son zamanlarında yanında olabilmek için denetimli ve koşullu hakkımı verin diye başvurdum. İyi halli olduğum sabitti. Ama buna rağmen verilmedi ve 8 yıl 9 aylık bütün infaz süreci cezaevinde geçirildi. Çıkmama 1 yıl kala kızım 2024’te vefat etti. İzin vermemeleri ayrı problem, gerekçeleri ayrı problemdi. ‘Çıkmak için kızının hastalığını kullanıyor’ dediler. Oysa hukuki olarak şartları tutan bir insana zaten bu haklar veriliyordu.
Bir babanın ölüm döşeğindeki kızını görebilme hissiyatına karşı bunu söyleyebilmek, karar vericilerin vicdani hassasiyetlerini kaybetmek olarak görüyorum. Vicdan zamanla bürokrasi içinde kayboluyor. Babalar bir dosya numarası, evlatlar birer prosedürden başka bir şey değil. Vicdanını kaybetmiş bir bürokrasinin yapamacağı hiçbir şey olmadığını ben yaşayarak gördüm.
“CENAZEYE ELLERİM KELEPÇELİ GİTTİM”
Necip Fazıl’ın meşhur bir şiiri var. Zindandan Mehmet’e mektup. İlk iki hece şöyledi. Zindan iki hece/Mehmed’im lafta diye. Ben onu biraz değiştirdim. Sincan iki hece Sinemim lafta/ Mazlumlarla baban bir safta/ Bir de, geri adam, elinde yafta /Halimi düşünüp de üzülme Sinem/ Kavuşmak mı/ Belki/ Daha ölmedim. Ben bunu yazarken kavuşmak için bir umudum vardı. Ama çıkana kadar hatırası kaldı. Kızımın cenazesine gitmem müsaade ettiler, ellerim kelepçeli. Köyde bile. Altı jandarma vardı yanımda. Toprak atmama müsaade ettiler, kızımı toprağa ben koydum, ona müsaade ettiler.
“KIZIMIN KALBİNDEN EVVEL SİZİN KALBİNİZ DURMUŞ, DİYE DİLEKÇE YAZDIM”
Cezaevine döndüğümden savcıya ve ilgili kurula ‘Benim kızımın kalbinden evvel sizin kalbiniz durmuş.’ diye dilekçe yazdım. Bunun üzerine beni ağırlaştırılmış müebbetlerin yerine hücreye gönderdiler. Son 14 ayımı hücrede geçirdim. Evlat acısı çok farklı bir şey. Ne zaman bir annen babanın yanında çocuk görseniz yaranız kanıyor. Ve acılarınızla yaşamaya çalışıyorsunuz çünkü unutmak mümkün değil. Ben bu süreçte içerideyken otoriter rejimlerin tabii genotipleri nedir? DNA’sı nedir? Nasıl davranırlar bunlar? Ve tarih boyunca sergiledikleri davranış şekilleri nelerdir? diye çalışma yaptım. Bizim kültürel kodlarımızda, inancımızda merhamet emredilir, şefkat emredilir, adil olunması emredilir. Ama ne yazık ki otoritelik öyle bir hastalık ki tersine çevirebiliyor ve şu denilebiliyor. ‘Merhamet ederseniz merhamet edilecek hale gelirsiniz.’ Oysa Peygamber Efendimiz diyor ki, ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez.' Bu bir sadece ahirete yönelik bir söylem değil. Aileden en tepedeki yöneticiye kadar, karar vericiye kadar söylenmiş bir ahlak dersi.”
#KHKlaraSon
Bence kendisine vasi atanmalı ! Ne dediğini bilmiyor . Bir cümle sonra kendi söykediğini inkar ediyor ! Oğlu falan başvursa keşke ! Bakalım yargı bağımsız mı ?
Bugün ağır böbrek hastası Mehmet Parlak cezaevinde kalabiliyorsa, yarın herkes kalabilir!
Adaletin herkese lazım olacağı o günleri bize göster ya Rabbi!! 🤲🏻
🚨 Reports say FIFA is fuming with UEFA.
After the US humiliated top African referee Omar Abdulkadir Artan — CAF Referee of the Year — denying him entry despite a valid visa and blocking him from the 2026 World Cup...
UEFA just handed him the biggest stage: officiating the 2026 UEFA Super Cup final.
FIFA talks big about "inclusivity" and "global football," but stays silent when the host nation disrespects African officials.
Meanwhile, Europe steps up.
This exposes everything.
The World Cup in America is showing its true colors: selective borders for Africans while they welcome whoever fits their interests.
Africa is not begging for scraps.
Our talent will shine — with or without their permission.
"Vicdanlı" olduğunu söyleyen herkesin, tutuklu astsubay Fatih Sarımehmet'in ablası Fatma Sarımehmet'in (@fatmasrm53) adalet çağrısına kulak vermesi gerekir.
Bir insanın hayatından 10 yıl çalındı.
Fatih10Yıldır AdaletBekliyor
Le immagini del ministro israeliano Ben Gvir sono inaccettabili. È inammissibile che questi manifestanti, fra cui molti cittadini italiani, vengano sottoposti a questo trattamento lesivo della dignità della persona.
Il Governo italiano sta immediatamente compiendo, ai più alti livelli istituzionali, tutti i passi necessari per ottenere la liberazione immediata dei cittadini italiani coinvolti.
L’Italia pretende inoltre le scuse per il trattamento riservato a questi manifestanti e per il totale disprezzo dimostrato nei confronti delle esplicite richieste del Governo italiano.
Per questi motivi, il Ministero degli Affari Esteri e della Cooperazione Internazionale convocherà immediatamente l’ambasciatore israeliano per chiedere chiarimenti formali su quanto accaduto.
"I am Tuğba Koç. Two years ago, I claimed asylum in Denmark on the grounds of my association with the Hizmet movement. My asylum claim has been rejected as of today, and I face imminent deportation within three days. I am gravely concerned for my safety and fear being forcibly returned to Turkey. I urgently request your assistance."
🆘 ACİL! İMZA KAMPANYASI – TUĞBA'YI KURTARALIM!
Arkadaşımız Tuğba Koç, siyasi baskı ve zulüm nedeniyle Türkiye'den kaçmak zorunda kaldı. Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı, sorguya çekildi ve yıllarca fiziksel ve teknik takibe maruz kaldı.
2 yıldır Danimarka'da mülteci kampında yaşıyor. Şimdi ise Danimarka onu Türkiye'ye geri göndermek istiyor.
❌ Türkiye'ye dönerse anında tutuklanacak!
✍️ Lütfen şu anda imzala:
👉 https://t.co/h4QWmTWnBx
📧 ÖNEMLİ:
İmzaladıktan sonra emailine onay linki gelecek. O linke tıklamazsan imzan geçersiz sayılır! Spam klasörünü de kontrol et!
🙏 Paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmasına yardım et. Her imza önemli!
#TuğbayıKurtaralım #SaveTugba #İnsanHakları
“Çok yoğunum…”
“Vaktim yok…”
“Çocuğum var…”
“Kursum var…”
“Bakamıyorum, moralim bozuluyor…”
Bahaneler saymakla bitmez.
Biz bahane üretirken, hapisteki genç bir teğmen sesini duyurabilmek için mücadele ediyor.
Onun çabasını ve mesajını şimdi vicdanınıza emanet ediyorum. 👇
Gerisini artık siz düşünün. Ne yapmak istediğinize siz karar verin.
DünyaBirincisi TeğmeneMüebbet
'Darbe' yapmakla suçlanan Albay Murat Korkmaz'ın balistik raporlarının temiz olduğu 2 Kasım 2016'da Ankara Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından tescillenmişti. Ama bu rapor ısrarlara rağmen 2016'da değil de, 2026'da mahkemeye gönderildi.
Murat Korkmaz, 11 kez ağırlaştırılmış müebbet verildiği için on yıldır Sincan'da tutuklu. Bir insanın özgürlüğü gizlenen deliller ve görmezden gelinen raporlarla elinden alındı. Masum bir insan korkunç bir hukuksuzluğa mahkum edildi.
Ona bu cezayı veren Ankara 17. ACM Başkanı Oğuz Dik'ti. Dik, birçok askeri öğrenciye, kursiyer teğmene de gözü kapalı ceza verdi. Kendisi şu an Yargıtay üyesi.
https://t.co/d5r6L21GBn
Yaşlı babacığım 78 yaşında hala hapiste.
Duyduğuma göre babamda Alzheimer belirtileri varmış.
Haftalık ziyaretçi görüş saati 1 saat olduğunu unutmuş ve ziyarette anneme "görüş iki saatti değil mi" diye sormuş.
Ve kardeşimin oğlu 2-3 yıldır mühendis olduğu halde onun hala fakültenin 3. sınıfında olduğunu sanıyormuş.
78 yaşında yaşlı ve hasta bir adamdan ne isterler?
Sadece babamı anmaktan da utanıyorum
zira babam gibi nice yaşlılar var.
Ama o benim babam ya.
Beni yetiştiren adam ya.
Bana kitap aşkını öğreten ustam ya.
Savcıyken yanlış bulduğu şahsi bir tavrımdan dolayı beni makamımda fırçalayan ve haddimi bildiren bilgem ya.
Kulağı büyük ölçüde işitmiyormuş, anneciğim kulak cihazı almayı düşünüyordu.
Başında bir şişlik çıkmış.
Anlayacağınız babacığım hasta...
Benim 9 yılım soldu gitti,
babamın ömründeki son sahneler hapiste yıkılıp gidiyor...
Babam artık bir mahkum değil,
zamana emanet edilmiş bir hatıra gibi…
Ama ne hazin ki hatıralarını bile yavaş yavaş kaybederek.
Kulağı dünyaya kapanırken,
dünya ona daha sert bağırıyor.
O artık zamanı karıştırmıyor
sadece zaman onu yavaş yavaş silmeye başlıyor.
Bir saatlik görüşü iki saat sanması bir unutkanlık değil;
insanın zamana tutunmaya çalışırken parmaklarının kaymasıdır.
Çünkü insan, sevdiğiyle geçirdiği zamanı uzatmak ister akıl giderken bile kalp süreyi büyütür.
Bir dede düşünün…
Torununun büyüdüğünü unutmuş.
Ama bu unutmak değildir aslında.
Hatıraların donduğu o vahim durak.
Bazı insanlar geçmişte yaşamaz;
geçmiş, onların içinde donup kalır.
Torunun hala üçüncü sınıfta…
��ünkü onun zihninde hayat hala orada güzel.
Ömrünün son perdesinde,
en çok evladına yaslanması gereken zamanda,
hapishanenin puslu duvarlarına yaslanıyor.
İnsan yaşlanınca çocuklaşır derler.
Ama çocuklaşan bir insanın hapse atılması,
insanlığın yetişkinliğini kaybettiğinin ilanı değil mi?
Her yaşlı ve hasta mahkum,
bu çağın alnına yazılmış ayrı bir utançtır.
Bazı ölümler mezarda olmaz.
Bazı ölümler, hafızanın silinmesiyle başlar.
Bir insanın adını unutması,
aslında dünyanın onu unutmaya başlamasıdır.
Ve en acısı da o hala yaşıyorken.
Babam artık günleri saymıyor;
günler onu sayıyor… eksilterek.
Keşke hapisten hiç çıkmadan senin yerine de yatabilseydim baba.
Zaten hapisten çıkmayı hiç tasavvur etmemiştim.
9 yıla 4 yıl daha ekler hiç olmazsa ömrünün sonbaharında seni oralara düşürmezdim.
Yazık ki böyle bir uygulama yok.
Ama nobran zaman ve mekanın hikayesi bu.
Ben yanarken sen kanıyordun.
Şimdi sen yanarken ben kanıyorum.
Değişmeyen iki şey var: yanmak ve kanamak.
Biliyorum…
Yaşarsam ve yaşarsan belki bir gün beni tanımakta zorlanacaksın.
Belki adımı hatırlamayacaksın.
Ama şuna inanıyorum:
Sevgi, hafızadan önce başlar
ve hafızadan sonra da bitmez.
Ve ben hala oradayım.
O demir kapıların önünde,
o bir saatlik görüşün içinde,
o yarım kalan cümlelerin arasında…
The Trump family has made $4 billion off the presidency.
Crypto: $3.02B
Persian Gulf deals: $425.8M
Qatari jet: $150M
Legal fees/merch: $127.7M
Mar-a-Lago: $125M
Corporate deals: $91M
Hanoi hotel: $40M
Truth Social: $25M
Don Jr: $19.6M
Unprecedented kleptocracy.