Atatürk diyor ki.
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.
Durum budur.Çözüm milletin kendisidir
Kontrollü muhalefet son aşamaya geldi. İsmail Saymaz İsmail Küçükkaya Sözcü’de toplandılar hep. İktidarın cevaz verdiği konulara girilecek yalandan Atatürkçülük pompası yapılacak bir iki de zararsız muhalif getirilecek al sana muhalefet
Ve bu yeni dönemde İsmail Küçükkaya’nın program konuğu kim oldu: Özgür Özel
güzel tiyatro, iyi seyirler efendim
SENİ BİZE ALLAH MI GÖNDERDİ ?
Tarih 30 Ağustos 1968. Afyon Lisesi öğretmeni Sabri Tanrıkut, öğretmen arkadaşlarıyla Dumlupınar' da yapılan törene katıldı.
Konuşmacılardan birisi kurtuluş savaşımızın süvari kolordu komutanı Fahrettin Altay Paşa'ydı.
Bir albay, Paşa'nın koluna girdi.
Kürsüye çıkmasına yardımcı oldu.
Konuşma süresince de elinde bir semsiye ile O'nu güneşten korudu.
Fahrettin Altay Paşa konuşmasına şöyle başladı:
" Bana Mustafa Kemal'i anlatır mısınız? dediler. Ben de memnuniyetle kabul ettim ve geldim.
Ancak anlatımım kısa olacak. Size 26 Ağustos 1922 sabahı taarruz anındaki bir olayı aktaracağım.
Bu şekilde Mustafa Kemal'i anlatmış olacağım.
Paşanın Mustafa Kemal'i nasıl anlatacağını herkes merak etti;
Önündeki bardaktan bir yudum su içti ve konuşmasını, sonradan avukatlığa başlayan Sabri Tanrıkut'un tuttuğu nota göre şöyle sürdürdü:
Planlandığı şekilde
26 Ağustos 1922
sabahı saat 05.00'te başta Mustafa Kemal olmak üzere İsmet Paşa, Fevzi Çakmak, Nurettin Paşa, ben ve diğer komutanlar, ordu karargahı olarak Afyon Kocatepe'deydik.
Plan gereği taarruz,
önce top atışlarıyla başladı.
Bu bir baskındı.
20 dakika sürdü.
Ardından 'Tahrip' atışları yapıldı. Bu da 10 dakika devam etti Yunan mevzilerindeki makineli
tüfek yuvalan, Yunan topları, tel örgüleri hedef alındı.
Komutanlar olarak bizler de top atışlarının sonucunu görmeye çalışıyor, alt kademelere iletmek üzere Mustafa Kemal'in emrini bekliyorduk.
Sonuçta Yunan mevzilerinde alevlerin yükseldiğini, hedeflerin vurulduğunu, düşmanın mevzilerini terk ederek geri çekilmekte olduğunu gördük.
Mustafa Kemal'e yöneldik.
O'nun taarruz ve takip emrini bekliyorduk.
Ne ki gözlerini O, Yunan mevzilerinden ayırmıyor ve geri ��ekilen Yunan ordusunu izliyordu.
Fevzi Çakmak,
sessizliği bozdu.
' Haydi Kemal düşman kaçıyor, taarruz emrini ver !' dedi.
Mustafa Kemal:
' Dur Abi !' diye cevap verdi.
Bir süre sonra
Fevzi Çakmak,
' Kemal, tarihi bir fırsatı kaçırıyorsun, düşman yeni mevzilerine yerleşecek.
Emrini ver artık !'
diye ısrarda bulundu.
Mustafa Kemal, yine
' Dur abi !' dedi.
Bir süre daha geçti. Fevzi Çakmak bu kez
'Allah aşkına Kemal,
ver şu emri, komutanlar seni bekliyor, yeter artık !' diye sesini yükseltti.
Mustafa Kemal yine
' Dur Abi !' dediği sırada beklenmedik bir olay meydana geldi.
Yunan ordusunun terk ettiği mevzilerde cehennemi patlamalar başladı.
Mustafa Kemal'in taarruz ve takip emrini geciktirme sebebi anlaşıldı.
Yunan ordusu, geri çekilirken cephe boyunca mevzilere saatli bombalarını yerleştirmiş, askerlerimize tuzak hazırlamışlardı.
Mustafa Kemal' in öngörüsü, büyük bir felaketi önlemişti.
Taarruzda ısrar eden Fevzi Çakmak,
Mustafa Kemal'e sarıldı.
Seni bize Allah mı gönderdi Kemal ? dedi.
Müteakiben süngü hücumu ve ileri top atışları emrini aldık.
Alt kademelere ilettik. Sonucu biliyorsunuz.
Bana ' Mustafa Kemal'i anlat ' dediler.
' İşte Mustafa Kemal budur !' "
Dedi ve bir albayın yardımıyla kürsüden indi.
Fahrettin Altay Paşa'dan dinlediği bu olayı ve anıyı, öğretmen, sonradan da avukat olan Sabri Tanrıkut hiç unutmadı. Paşaya 2 metre uzaklıkta dinlediği bu anıyı,
O güne ait fotoğrafları da bizimle paylaştı.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun...
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle, saygıyla anıyoruz.— 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
"Sarayların içinde Türk'ten gayrı unsurlara dayanarak, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir."
Mustafa Kemal Atatürk 30 Ağustos 1924- Dumlupınar
30 Ağustos Başkomutanl��k ve Zafer Bayramı’mız kutlu olsun.
Ebedi Başkomutan’ımız Mustafa Kemal Atatürk ve Anadolu’yu bağımsız Türk vatanı yapan şehitlerimize şükran ve saygı ile…
🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#30AğustosZaferBayramı
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz:
📌Biz altına biraz meraklı bir milletiz, Türkiye her sene 150 tondan fazla altın ithal ediyor. Geçen sene altın ithalatı olmasaydı cari açımız neredeyse olmayacaktı.
Amca sen nerde yaşıyorsun, dağ taş altın dolu yüzlerce maden ruhsatı verdiniz, milyonlarca ağacımız kesildi, siyanür havuzu patladı insanlar altında can verdi.
Tüm bunları "altın çıkarıyoruz, para kazanıyoruz" diye savunuyordunuz şimdi çıkmış 150 Ton altın ithalatından bahsediyorsun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
#cuma #ekonomi #altın
Kızımı katleden caninin kendi Instagram hesabında paylaştığı fotoğraf. Bu fotoğrafa iyi bakın.Bu canileri topluma kazandırma amacı güden herkesin vicdanını sorgulamasını istiyorum! Herkesi topluma kazandıramazsiniz.Benim gözümden sakındığım toprak oldu. #HiranurAygariçinadalet
CHP’nin Atatürkçü, Cumhuriyetçi, tam bağımsızlıkçı, eşitlikçi, laik yaşam biçimini benimsemiş, Altı Ok ilkelerine bağlı ve
partisine sadık değerli seçmenleri, bu konuda parti yöneticileriniz size doğruyu söylemiyor, söyleyemiyor.
Anayasa’ya, YSK mevzuatına ve siyasi etiğe aykırı bir şekilde 2,5 milyon mühürsüz yani sahte oyun son anda yasa dışı sisteme sokulması, Atatürk’ümüzün en büyük emaneti biricik Cumhuriyet’imizi, parlamenter demokrasimizi, kuvvetler ayrılığını ve hukukun üstünlüğü ilkelerini yok ederek Türk milletini tek adam rejimine mahkum etti.
CHP’nin o günkü Genel Başkanı ve ekibi ile o gün de, bugün de partinin üst yönetiminde olan insanların çoğu bu korkunç bir suç olan durumun engellenememesinin baş sorumlularıdır.
Halkı arkalarına alarak uygun yasal yöntemleri doğru şekilde kararlılıkla izleseler %100 sonuç alırlardı çünkü %100 haklı olduğumuz bir konuydu.
Yasa dışı kazandıkları ve Anayasal suç işleyerek rejimi değiştirdikleri Referanduma o gün tüm muhalefet partileri ve halkla kitlesel şekilde itiraz edilmeliydi ve mutlaka iptal edilmeliydi. CHP halkı arkasına alarak bunu başarabilmeliydi, hayatın olağan akışı bunu gerektirirdi. Şimdi söyledikleri hiçbir bahaneyi asla kabul etmiyorum.
Parti yönetimi bu konuda özeleştiri yapmadan, hatasını kabul etmeden, tek adam olma hevesiyle durumu kendi lehine istismar etmeye kalkmadan, buradan nasıl çıkacağımızın ve eski düzene nasıl geçebileceğimizin yol haritasını önümüze koymalıdır ve tüm muhalefeti birleştirerek ülkeyi derhal seçime götürmenin yolunu bulmalıdır.
Ancak bunu Parti yönetimine sadece siz yaptırabilirsiniz. Bu görev sizindir, siz değerli CHP seçmenlerinindir.
İşte size harika bir haber.
Nihayet oldu.
Evladımız Dorukhan Büyükışık cinayetinde 8 yıl sonra 9 ilde operasyon düzenlendi. 26 kişi gözaltında.
Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın @EthemBuyukisik tek başına verdiği bu büyük savaş Türkiye için çok ama çok büyük olay.
Büyük çete çökertilecek diye umuyorum.
Olayla ilgili yaptığımız program:
https://t.co/4G3GtduLVx
Nowadays, attacks against Türkiye’s Mavi Vatan doctrine on political and legal platforms are intensifying, driven primarily by Greek and Israeli circles.
The real problem in the Eastern Mediterranean is not Türkiye’s defense of its maritime rights. The real problem is the attempt to imprison a continental state with the longest coastline in the Eastern Mediterranean within narrow coastal waters through maximalist maps and politically manipulated interpretations of international law promoted by Greece and the Greek Cypriot administration, with direct support from the EU, the United States, and Israel.
They want Türkiye to capitulate to the so-called Seville Map.
The so-called Seville Map is not international law. It is a politically motivated academic fantasy designed to trap Türkiye behind a handful of small islands.
No serious maritime strategist or legal expert can credibly explain how tiny islands located just miles off the Turkish mainland could generate massive maritime zones capable of imprisoning an entire coastline extending more than 1,000 miles.
Geography, equity, and maritime reality simply do not support such absurdity.
Even the EU itself never officially adopted the Seville Map as legally binding because its maximalist claims contradict both equity and common sense.
At the same time, those lecturing Türkiye about “international law” conveniently remain silent on the militarization of the Eastern Aegean islands in violation of international treaties; attempts to usurp the sovereign rights of the Turkish Cypriots and the transformation of the Eastern Mediterranean into a geopolitical frontline through anti-Türkiye alliances and blocs.
Türkiye is not “claiming the Mediterranean.” Türkiye is defending the Mavi Vatan against encirclement strategies designed to cut Anatolia off from the sea.
History has repeatedly shown what happens to nations that lose maritime access, energy security, and strategic depth.
Maps drawn for political fantasies cannot change geography.
Nor can propaganda erase Türkiye’s continental shelf realities, sovereign rights, and legitimate security interests.
Türkiye cannot and will not accept the maritime version of the Treaty of Sèvres imposed in the 1920s.
For Türkiye, this is not a matter of preference but of geopolitical survival in a zero-sum strategic environment.
Düşen Libya uçağı, şüpheli İsrail jeti ve kayıp kamera kayıtları!
23 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da düşen, Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan jetin⬇️
Esenboğa Havalimanı’nda park halindeyken, aynı aprona (5 No’lu aprona) yönlendirilen İsrail jetiyle bir arada kaldığı 1 saat 41 dakikanın;
DHMİ tarafından kamerayla izlenmesi ve kaydedilmesi gerekiyordu.
Ancak 5 No’lu aprondaki bu iki uçağın park pozisyonlarını anlık olarak izlemesi ve kaydetmesi gereken DHMİ’ye ait kameraların, uçağın düştüğü gün çalışmadığını tespit ettik.
Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na sesleniyorum!
Bu karanlık sürece ortak değilseniz, uçağın düştüğü gün, bu kameraların neden çalışmadığını derhal açıklarsınız.
Eğer olay günü, 5 No’lu aprondaki bu iki uçağın park pozisyonlarını gören DHMİ’ye ait kameraların çalıştığını iddia ediyorsanız;
Derhal söz konusu 1 saat 41 dakikalık videoyu yayınlarsınız!
İlla, bu iki uçağın aynı aprondaki park pozisyonunu gören, 1 saat 41 dakikalık, özel bir şirkete ait güvenlik kamerası görüntülerini biz mi yayınlayalım?
Ayrıca⬇️
Tüm bu süreçlerde ihmal ve iştiraki olan DHMİ Genel Müdürlüğü yönetiminin;
Genel Müdür yardımcılarından Fatih Çakmak ve Havalimanlarındaki güvenlikten sorumlu Mustafa Akkaya’nın adeta ödüllendirilerek;
DHMİ yönetim kurulundaki görev sürelerinin 24 Nisan 2026’da Cumhurbaşkanı Kararı’yla uzatıldığını tespit ettik.
Bu neyin ödülüdür? Çalışmayan kameraların mı? Gizlenen kanıtların mı?
Cumhurbaşkanı, Ulaştırma Bakanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanına kritik bir soru daha⬇️
Siz!
🔴Normalde yabancı devlet yetkililerini taşıyan uçaklar ana apron olan ve VİP terminaline en yakın 1 No’lu aprona park ettirildiği halde;
Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan uçak 1 No’lu apron yerine 5 No’lu aprona park ettirilirken,
🔴Ertesi gün, aynı aprona şüpheli bir İsrail jeti yönlendirilirken,
🔴Libya uçağının mürettebatı oteldeyken, İsrail jeti içindekilerle birlikte 1 saat 41 dakika boyunca Libya uçağıyla baş başa bırakılırken,
Tüm bunlar olurken⬇️
Burayı gören kameraların çalışmadığını biliyordunuz, öyle değil mi?
@ademyildiz32@umitozdag@DrSinanOgan Ne niyetle yapıldığı elbette önemlidir,ama asıl önemli olan sürekli 3.yolun kadük bırakılmasıdır.Tersten düşünelim aday seçimden sonra bile dik durabilecek milli bir şahsiyet olsaydı,şimdi nasıl olurdu.bir taşla onlarca kuş vurdu ..ve yine vatanperverler devre dışı bırakıldı.
“Savaş Sanatının Kalitesi”
1.Sevk ve idare üstünlüğü
(Liderin becerisi, iradesi, kararlılığı başlı başına bir güç ve kudrettir )
2.Çatışma üstünlüğü
(Kıtaların eğitim düzeyi, muharebe tecrübesi, moral)
3.Taktik üstünlük
( İnsiyatif ve baskı)
4.Teknolojik üstünlük
( Modern silah ve donatım)
Amerika ve İsrail, İran’a karşı yürüttüğü mevcut savaşta, düşmanı tanımama ve teknolojik üstünlük dışında herhangi bir stratejik unsura sahip olmamaları nedeniyle; ne askeri ne de siyasi hedeflerine ulaşamadılar. Ulaşamadan da bitecek! Bundan sonrası sürünmedir…
İstiklâl Marşı’nın resmi bir törende Arapça okunması,” Türk,-Arap-Kürt ittifakı”na dayalı Yeni Anayasa girişimine halkı alıştırma girişimidir, psikolojik operasyondur. Araplar, kendi milli marşlarını, resmi törenlerde Türkçe olarak okur mu?
https://t.co/ercHXRP8J8
ABD sözde ‘Kürdistan' için İran PKK'sını sahaya indirmeyi planlarken; hakkında statü talep edilen, açılım masasının baş köşesine oturtulan Öcalan, İsrail için stratejik güç olduklarını belirterek, "Sıra, Türkiye ve İran’a geldi" diyor. Türkiye'ye Türkiye'den meydan okuyor!
-İsrail’i Orta Doğu’da stratejiyi kuran hegemon güç olarak inşa etmek istiyorlar. Netanyahu, Trump gidiş gelişleri bunun içindir. Beş aşamalı bir stratejidir. İlk üç aşama olarak Gazze, Lübnan, Suriye bitti. Geriye iki aşama, İran ve Türkiye kaldı. Bu stratejinin olmazsa olmazı Kürtlerdir. (21 Nisan 2025-İmralı Heyeti ile görüşme notları)
Teröristbaşı Meclis heyetiyle yaptığı görüşmede de “İran’da idamlar devam ederken PJAK’ın silah bırakamayacağını, bir entegrasyon anlaşmasının İran’a dayatabileceğini” söylüyor. (24 Kasım 2025-Meclis tutanakları)
Dahası… 1999 yılında Albay Hasan Atilla Uğur’un yaptığı sorguda, İran için hazır olduklarını dile getiriyor. (Planın çok önceden yapıldığı açık.)
-Oranın kitlesi (Suriye ve Irak’taki Kürtler) hazırdır. Bütün altyapısı hazırdır. İran’da ve Kafkasya’da da hazırdır.
-Benim disiplinli bir görev anlayışı içinde olduğumu sanırım biliyorsunuz. İran’daki kitle çok önemlidir. İran’ın ipi şu anda tutuldu. ABD orada iki kişiyi çalıştıramaz, ama biz ayaklandık desek, oradaki büyük bir kitle var.
Şimdi, Öcalan’a “kurucu önder” deyip, statüyle meşruiyet verenlerin “İran’ın yanındayız. ABD ve İsrail saldırılarının karşısındayız” derken ne kadar samimi olduğuna siz karar verin! Masa dağılmadan İran'ın yanında olmak, "Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" deme büyük bir aldatmacadan ibaret!
Şu nobran, halkı hakir gören, aşağılayan tavrı bir kenara bırakalım;
Mesele üç otuz kuruşa yediğiniz, yedirdiğiniz yemek değil.
Mesele PARTİ GÖZETMEKSİZİN bizzat siz vekillersiniz.
Yaptığınız işin olması gereken karşılığı HUZUR HAKKI iken, 08:30 - 17:30 düzenli mesai yaparmış gibi aldığınız 200.000 TL maaştır.
Kavgadan başka HİÇBİR ŞEY YAPMADAN, yılda 1 Milyar 450 Milyon TL alan, bu fakir halkın sırtındaki kambursunuz.
Sokaktaki gariban emekli olup 20.000 TL maaş alabilmek için 40 sene çalışırken, 4 yılda 4 defa oturuma katılmadan 123.000 TL emekli maaşını kursağınızdan geçirebilecek kadar yüzsüzsünüz!
Bir de üstüne üstlük vatandaşı azarlıyorsunuz öyle mi?
Dünya malı da, makamı da gelir geçer sayın vekil.
Aslolan geride bırakacağınız isimdir.
Bunları yazan söyleyenleri mahkum da ettirebilirsiniz.
Allah korkusu olan birine şu soru sorulduğunda kahrından ölür;
"Peki Amel Defterini yazan melekleri ne yapacaksınız?"
Bu bir vicdan yazısı.
Belki dili o yüzden ağır olacak.
Bu yazıyı da sanırım en iyi, PKK terörüne karşı mücadele etmiş olanlar, kanın nasıl aktığını görenler, gerçekten acı çekenler ve acı-çile çekenleri hissedebilenler anlayacak.
Bir empati yapmaya çalışın lütfen:
Bir tecavüzcü; gözleriniz önünde bir adamın annesine, eşine, kız kardeşlerine tecavüz ediyor. Eğer o adamda onur, vefa, erkeklik, namus, akıl varsa o tecavüzcüye ne yapar?
Emin olun, PKK terör örgütü ve onun elebaşı Apo’nun Türkiye’ye, Türklere ve Kürtlere yaptığı o tecavüzcünün yaptıklarından çok daha ağır, çok daha incitici, çok daha onur kırıcıdır.
Arkamızdan vurmuşlardır, ihanet etmişlerdir, ülkemizi parçalamaya, kardeşliğimizi bozmaya kalkmışlardır, coğrafyamızı emperyalistlere peşkeş çekmişlerdir, binlerce Mehmetçik’i ve masumu katletmiş, sayısı bilinmedik Kürt kızının namusuna el uzatmışlardır.
O zaman sorumuz şu:
İnsan eli kanlı bir pisliği başının üstüne mi koyar, ayağının altında mı alır?
İtibar mı verir, muhatap mı kabul eder, adam yerine mi koyar, meşruiyet mi verir, otorite mi sayar, yoksa ona dünyada cehennemi mi, pisliğin, zilletin dibini mi yaşatır?
Cevap öncelikle sizin imanınızla, vicdanınızla, namusunuzla, vafanızla ilgilidir.
Çünkü konu önce siyasi, etnik, demografik ya da jeopolitik değil, vicdani, ahlaki ve imanidir.
Öte tarafıyla siyasetin, stratejinin, jeopolitiğin kaynak kodu rahmani ve ahlakidir. Hiçbir siyaset, strateji ve jeopolitik çözüm ahlakla, onurla, vicdanla, vefayla, insanlıkla velhasıl Rahman ve Rahman’ın emanetleriyle uyumlu değilse sorumlularına dünyada ve mahşerde yaşatacağı şey zillettir.
Bugün bir kez daha eli kanlı cani, örgütünün yaptığı her türlü ihanetten kötülükten sorumlu olan teröristbaşı Apo’nun ne mesajlar verdiğini konuşuyoruz.
Bazıları onu onurlandırıyor, reklamını yapıyor, yüreğine basıyor, medet umuyor, ayağına gidiyor, otorite olarak tanıyor.
Bunu neden yapıyorlar?
Bilmiyorum, kendilerine sorun.
Belki ne yaptıklarını biliyorlar, belki bilmiyorlar.
Ama neden yaptıklarını açıklayamıyorlar da.
Temiz, onurlu ve vefalı vicdanlara ve akıllara inemedikleri kesin. Sadece bilinmez bir amaç uğruna “Terörsüz Türkiye” sözünü bir silah olarak kullanıyorlar.
Aklı, vicdanı, imanı, sağduyusu, kanın acısını bilen hiç kimse “Terörsüz Türkiye” hedefine “Hayır” demez zaten. Ama aklı, vicdanı, imanı, sağduyusu olan, kanın acısını bilen hiç kimse de bunun sinsi bir hainle ve onun aşağılık bölücü örgütüyle olmayacağını bilir.
///
Süreci başlatanlar “en ufak bir taviz verilmeyecek, terör örgütü kayıtsız şartsız silah bırakacak” diyorlardı.
Sinsice getirildiğimiz noktaya bir bakın lütfen: Aklanma-meşrulaştırma-muhatap alınma-otorite ilan edilme süreçleri yaşatılan eli kanlı cani teröristbaşı Apo; artık Türkiye’yi bölünmeye taşıyacak;
- Sözde anayasal vatandaşlık,
- Sözde barış yasaları,
- Sözde demokratik toplum,
- Sözde entegrasyon kisvesi altında…
Anayasanın değiştirilmesinden, üniter devletin parçalanmasından, devletin ve egemenliğin çöküşünden bahsediyor, yol, yordam, yöntem gösteriyor.
Çok merak ediyorum, acaba kaç kişi bu caninin söylediklerinin anlamını, amaçlarının ne olduğunu sorguluyor?
Örgüt ve elebaşı, terör-eylem-parçalama-nüfuz etme metodlarını değiştiriyor, amaçlarını değil.
Bu terör stratejisiyle yapısal bütünlüğünü, ideolojisini, karar mekanizmalarını, silahlarını ve niyetleri muhafaza altına almak istiyor.
Böylece 40 yıldır silahla yapamadığını yeni bir metotla, yeni bir faza geçiriyor.
Yani yılan kabuk değiştiriyor.
Biz de izliyoruz.
//
Aslında benim sözüm terör örgütüne, onun elebaşına ve onları himaye eden, kötülük dolu bir coğrafya ve meşum bir gelecek kurgulayanlara değil.
Bugün Kürt’üyle Türk’üyle bir millet teröre ve elebaşına bu kadar yüz veriyor, medet umuyor, otorite kabul ediyor ya da meşrulaştırıyorsa, çareler denizinde gidip bir yılana sarılıyorsa, o toplum bırakın fiziki bir işgali, çok daha ötesinde;
- Bir hakikat bilgisi krizi,
- Bir ahlaki çöküş,
- Bir iman bunalımı,
- Bir zihinsel işgal,
- Bir insanlık, onur, vefa ve hafıza krizi yaşıyor demektir.
Ve artık her şeye müstehaktır.
Ama inanıyorum…
Türk milleti, Kürt’üyle, Türk’üyle bu varoluşsal zafiyeti öyle ya da böyle aşacaktır.
Ya aklı, vicdanı, onuru ve imanıyla.
Ya da çok acı bedeller ödeyerek.
Vicdanı, aklı, imanı, sağduyusu, ahlakı, vefa duygusu ve hafızası kalanlar bu günleri unutmasın ve tarihe bir not düşsün.
Saygılarımla…
Abdullah Ağar
27 Şubat 2026
Değerli dostlarım sevgili Dorukhan’ımızı katleden ve suç delillerini karartan Tanyer A.Ş. patronları Münir Tanyer ve Taylan Tanyer’in suç ortağı olan sanıklar yarın İzmir 1. Ağır Ceza Mah. 3. Kat C Blok duruşma salonunda saat 09:30’da hesap vermeye devam edecek. Saygılarımla…
Bize öğretilmeyen Türk tarihi…
“Bu videodaki belgeli gerçekler çocuklarımıza öğretilmiyor. Oysa bu bilgiler, dün Anadolu’yu işgalle gelenlerin de, bugün terörü meşrulaştırmaya çalışanların da, ‘Türkler işgalcidir’ iddiasını geçersiz kılacak kadar önemli"