Her halde bu karadelik simülasyonlarında olayın boku çıktı bir yerlerde, kimse de bişey diyemiyor; bilinç patladı, zihin, mantık, akıl falan kalmadı; şizofreni bir yaşam biçimi hâline geldi..
TRT’de canlı yayınlansın noktasından geldiğimiz yer Ekrem Başkan’ın savunma hakkının elinden alınması oldu.
Bugün Aykut’a diyorum ki arada; o lanet ettiğimiz Yassıada’da Menderes’i konuşturdular, 80’de askeri mahkemelerde konuşturdular, yahu Antik Yunan’da Socrates bile savunma yaptı! Gel gör ki Ekrem İmamoğlu’nu konuşturmadılar..
Hani dalga geçiyorduk ya ellerinden gelse doğum belgesini de iptal edecekler diye, işte bugün böyle bir şey oldu, “sen yoksun savunma hakkın da yok” dediler.
Ölümüne korkanların yaptıkları şeyler bunlar, ölümüne..
Ben artık mahkeme başkanının yüzünü okuyabiliyorum mesela. Tahammül edemediği bir konuşma yapılırken konuşanın yüzüne bakmıyor, kıpır kıpır kıpırdanıyor koltuğunda. Bacaklarını sallıyor sürekli. Kaşları bir aşağı bir yukarı iniyor. Gözlerini devirip duruyor. En son dilini yanağına “lan ben senin” der gibi dayayıp yuvarladığında, “tamam” diyorum, şimdi mikrofonu açıp kesecek. Ve öyle oluyor.
Hani biliriz ya, hakimler kürsüde mimiksiz öylece put gibi oturur. En ufak mimiklerinin bile ihsas-ı rey olarak algılanmasından çekinirler. Normalde. Yani eski Türkiye’de. Öylesine dikkat gerektirir tarafsızlık ve bağımsızlık çünkü. İşte bizim mahkeme heyetini görmeniz lazım, hepimizden ama özellikle Ekrem Başkan’dan nefret ettiklerini o kadar belli ediyorlar ve bundan çekinmiyorlar ki ben duruşmanın her saniyesinde ne yaşadığımızı sorguluyorum. Örneğin, dizlerini sallayıp bir kaşını havaya kaldırıp gözlerini devirip ağzını yayarak, kısmi Orta Anadolu şivesiyle “Savunma yap dedig yapmadı” diyebiliyor.
Silivri’de bu ülkede hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor. Ankara’da NATO zirvesi, İstanbul’da “Adaletsizlik Zirvesi” gerçekleşiyor. 100 yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nın merkezi İstanbul’a kaydı. Sultan makamı da Ankara’da.
Yargılama yapılmıyor; 100 yıllık intikam alınıyor.
Bu arada Aykut Erdoğdu’yu yine bırakmadılar. Artık sebebi iyice netleştiği için açıklama bile yapmıyorum. Zaten artık kimse de sormuyor.
İyiyiz ama. İnadına.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Afedersiniz, hâkim olamıyorum kendime, dalyaraklarla yanlamacılık oynamanız da hani, pek yakışıyor!
Gürsel Tekin canlı yayında “p*zevenk” dedi, Ahmet Hakan müdahale etti - https://t.co/S4EklIKjeC @t24comtr aracılığıyla
Cumhuriyet Halk Partisi’ni bugün yaşanan tartışmalar üzerinden bir anda %4-5’lere düşmüş gibi göstermeye çalışanlara bir hatırlatma yapmak gerekir.
Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partidir. Bu parti halkın partisidir, baba ocağıdır. Yüz yılı aşan tarihiyle Türkiye’nin en köklü siyasi hareketidir.
Bir günlük tartışmalarla, geçici kırgınlıklarla, anlık, belirsiz ölçümlerle Cumhuriyet Halk Partisi’nin toplumsal karşılığını küçümsemeyin. CHP’yi olduğundan küçük göstermeye çalışan gazeteci ve araştırmacı arkadaşlarım; dikkatli olun, sonra yine yanılırsınız.
Cumhuriyet Halk Partisi çok badireler atlattı, yine yoluna devam edecektir. İktidar olacaktır!
ÇÜRÜYEN TOPLUMUN İZDÜŞÜMÜNDE...
Ebru Baki: "Biz fakir miyiz, bizim ülke olarak hiç mi paramız yok?"
Şeref Oğuz; "Biz fakir değiliz, biz ahlaksızız."
#ahlak#fakir#çürüme#toplum@EbruBaki@serefoguz
Antalya’da MESEM kapsamında bir kuaför dükkanında sömürülen 16 yaşındaki lise öğrencisi Yasemin Bolat, iş çıkışı evine dönmedi.
Babasının yaptığı açıklamaya göre 1 gün okula, 6 gün kuaför dükkanına işe giden Yasemin’e iş çıkış saatinden beri ulaşılamıyor. Kızına ulaşamayan aile kayıp ihbarında bulundu ve arama çalışmaları başlatıldı. Yasemin Bolat 4 gündür aranıyor ancak hala bulunamadı.
Okul hayatı yaşamak yerine denetimsiz şekilde, ucuz iş gücü olarak çalışma hayatı yaşayan Yasemin nerede?
Güvenpark'a giderken bindiğim takside taksici, "Chp genel merkezine mi abi?" diye sordu.
"Yok Genel Merkez, Söğütözü'nde" diye hatırlatınca itiraz etti, "Orası artık Akp/ Ek Bina, biz öyle diyoruz" dedi!
Oyuncu Şebnem Sönmez, Kemal Kılıçdaroğlu'nun BirGün gazetesini sık takip ettiğinin ortaya çıkmasının ardından Kılıçdaroğlu'na hitaben açık bir mektup yayımladı:
"BirGün Gazetesi'ni okuduğunuz için size buradan seslenmek istedim.
Siyaset sahnesine ilk çıktığınız günden beri sizi neden sevmediğimin kanıtlarını bu ülkeye mütemadiyen nasıl sunduğunuzu duyun diye.
Siz ne istiyorsunuz?
Siz bu ülke için ne istiyorsunuz?
Bu halktan ne istiyorsunuz?
CHP'den ne, devletten ne istiyorsunuz?
78 yaşındasınız, kalan yaşamınız nasıl olsun istiyorsunuz?
Siz 'Anayasa'ya aykırı ama evet!' dediğinizde ne istiyordunuz?
'Adalet Yürüyüşü'nüzde Ankara'dan İstanbul'a yürürken ne istemiştiniz?
Geçmişinize dair sorularım sayısız, cevaplarını merak etmiyorum.
Bugün ülkemin canını neye feda ettiğinizi merak ediyorum.
Bugün bir milletvekili bile değilken Genel Başkanlığını yıllarca üstlendiğiniz CHP'nin devlet tarafından 'atanmış' başkanı olmayı kendinize yakıştırıyor musunuz?
Devletin kolluk gücüyle zorla, zorbalıkla sözümona ele geçirdiğiniz CHP Genel Merkezi'ne adım atamamanızı nasıl açıklıyorsunuz?
Seçilmiş Genel Başkan Milli Egemenlik Parkı'na yağmurdan sırılsıklam yürürken, genel merkez binanızda servis edilen çikolatalar afiyet olmasın. Olamaz zaten.
Siz siyasete selam verdiğiniz ilk günden bugüne arınmak istediğim, istediğimiz her şeyin sembolüsünüz.
Ben sizden arınmış bir ülke istiyorum.
Cumhuriyeti, halkı ve partiyi sizin zihniyet ve edimlerinizden arıtmak boynumuzun borcudur.
Hiçbir zaman hiçbir partinin ne üyesi ne de sempatizanı oldum.
Sade bir vatandaş, kendi mesleğinin örgütünü kurmuş bir oyuncuyum.
Vatandaş olarak haklarımı biliyor ve sizden bile korumak için var gücümle yaşıyorum.
Devlet baba'ya güvenmiyor, muhalefet anaya inanıyorum.
İnandıklarımın, güvendiklerimden kat be kat üstün olduğunu bilin.
Sizin güvendiklerinizin de size asla yoldaş olmadığına, olamayacağına inancım hayat tecrübemle binlerce kez ortadadır.
Sizin inancınız ne?
Son soruma da cevap vermeyin, bunu da hiç merak etmiyorum.
Not: Söyleyeceğim daha çok şey var ama ben işgalci değilim.
Görüşmemek üzere."
(Birgün)
Otobüs kaldıracak imkanımız yok.
Sosyal medya hesapları kapatıldı.
SMS atmak için dahi daha sistem kuramadık.
Tek güvencemiz halk…
Cumartesi
14.00
Güvenpark