@c_ahmethoca Sabaha kadarda konuşsan boş, Adam senden Katî inkar edilemeyecek derecede delil istedi sen se hala bu alim böyle dedi falanca ayetten ben yada falanca alim böyle anlamış gibi zanlarla konuşuyorsun.
Hz. Aişe 9 Yaşında mı Evlendi? - Mustafa İSLAMOĞLU (Kur'an'ın Hayat Yolculuğu - 72.Ders)
.
Programın tamamını Mustafa İslamoğlu YouTube kanalı üzerinden izleyebilirsiniz.
Videonun tamamı için: https://t.co/yRmPR6FTF7
.
#Allah#kuran#din#felsefe#mustafaislamoğlu
@BabaTasci57384@AhmetYaz72950 Madem harekeler tamamen yorumdur, o hâlde Resûlullah ﷺ Kur'an'ı nasıl okuyordu? Sahabe nasıl okuyordu? Bugünkü harekeler o rivayet edilen okuyuşu göstermek için konulduysa buna 'kişisel yorum' demek nasıl doğru olabilir?"
@BabaTasci57384@AhmetYaz72950 Harekeler sonradan eklendi ama keyfî eklenmedi. Resûlullah ﷺ'dan sahabeye, sahabeden ümmete nakledilen kıraatleri yazıya geçirmek için konuldu. Rivayete dayanan okuyuşa "kişisel yorum" denemez
@muaviyeh2@Avsarbeyy016@aliosmanihanefi Kardeş eğer sen şüphe ile itikad oluşturabileceksen seni tutan yok. Ama biz İtikadımız da inkar edilemeyecek derecede Katî deliller ararız. Biraz usul kitapları okursan hatta ibn teymiyye vs gibileri dahi bunları inkar etmez.
Kardeş zaten konu o ..o haberin Rasulullah tan geldiği zan içeriyor. Yani ravi olan sahabi masum yani korunmuş olmadığından dolayı hata yapabilir yanlış anlamış olabilir vs gibi şüpheler olduğu için ve itikad için de katîyet gerektiği için bu gibi haberler itikadta delil olmaz. bukadar basit yahu.
Öncelikle kimse "haber-i âhâdın hiçbir değeri yoktur" demiyor. Ancak haber-i âhâd ile kat‘î bilgi elde edilip edilmeyeceği meselesi usûl âlimlerinin asırlardır tartıştığı bir konudur.
Nitekim Kur'an'da Velîd b. Ukbe'nin getirdiği haber üzerine: "Ey iman edenler! Eğer size bir fasık bir haber getirirse onu araştırın..." (Hucurât 6) buyurulmuştur. Bu da gösteriyor ki bir haberi duymak ile onun kesin bilgi ifade etmesi aynı şey değildir.
Ayrıca meseleye tersinden bakalım: Resûlullah'tan veya sahabeden "haber-i âhâd kat‘î bilgi ifade eder ve onunla inkârı küfür olacak akîde esasları tesis edilir" şeklinde açık bir nakil var mı?
Bizim söylediğimiz şey çok basit: Zannî olan ile kat‘î olanı birbirine karıştırmayın. Haber-i âhâd ile amel edilir, ilim de hâsıl olabilir diyen âlimler vardır; ancak bu, her âhâd haberin inkârı küfür olacak seviyede kat‘î bir akîde esası olduğu anlamına gelmez.
Yine başa dönüyoruz. Sen hâlâ rivayet naklediyorsun, ben ise o rivayetlerin akîdede hangi derecede delil olduğunu soruyorum.
Konu, bu rivayetin mevcut olup olmaması değil; sıhhati, sübûtu ve bundan kat‘î bir akîde inşa edilip edilemeyeceğidir. Baştan beri anlatmaya çalıştığımız şey bu.
Bir rivayet getirmen, onun kat‘î bilgi ifade ettiğini göstermez. Eğer bu rivayetlerle inkârı küfür olacak bir akîde esası kuruyorsan, önce bunların kat‘î delil olduğunu ispat etmen gerekir. Aksi hâlde sürekli aynı rivayetleri tekrar etmek, sorulan soruya cevap vermek değildir.
Dolayısıyla önce şu soruya cevap ver: Bu rivayetlerin zannî değil de kat‘î bilgi ifade ettiğini nasıl ispat ediyorsun? Herneyse usul bilmeyen insanla daha fazla bişey konuşmak duvar ile sohpet etmeye benzer. Hoşçakal Genç.
Tam da problem burada. Sen daha baştan “istivâ”yı “Allah Arş'ın üstündedir” diye tefsir edip sonra İmam Mâlik'in sözünü kendine delil getiriyorsun. Hâlbuki İmam Mâlik'in sözünde ne “üstündedir” ifadesi var ne de senin yüklediğin tafsilatlar var.
Bir de “keyfiyet” meselesini sadece oturmak, kalkmak, ayakta durmak gibi örneklere indirgemişsin. Oysa tartışılan nokta zaten bu değil. Tartışılan nokta, senin “üst” dediğinde bunun hakikatinin ne olduğudur. Eğer bu mekân, cihet ve yön ifade etmiyorsa bunu açıkla; ifade ediyorsa Allah'ı mahlûkatın özellikleriyle nitelemiş olursun.
Ayrıca sürekli “biz onlarca nakil getiriyoruz” diyorsun. Çok nakil getirmek haklı olmak anlamına gelmez. Tartışılan şey nakillerin sayısı değil, onların neye delalet ettiği ve onlardan hangi sonucun çıkarılabileceğidir. İmam Mâlik'in sözünü getiriyorsun ama o sözden kendi anladığını çıkarıp sonra da bunu Selef'in görüşü gibi sunuyorsun.
Madem sözlerinde haklısın, İmam Mâlik'ten, Ahmed b. Hanbel'den veya Ebû Hanîfe'den açıkça “Allah Arş'ın üstünde bir cihettedir” yahut “üst kelimesi hakiki mekânsal üstünlük ifade eder” şeklinde bir nakil getir. Selef'in lafzını değil, senin iddianı ispat eden nakli göster.