Opel’in gizemli İzmir-Ankara seferi!
İzmir - Ankara arası 590 km. 🚗 Normalde 7 saatlik yol. Ama Opel lojistik dünyasında 19 Şubat’tan beri (6 gündür!) bir far İzmir merkez depodan Ankara’ya ulaşamadı. Parça var, depo belli ama sevkiyat meçhul!
Hesapladım; 🚶♂️ 19 Şubat'ta biri yaya olarak yola çıksaydı, bugün Afyon'u çoktan geçmiş, Eskişehir yolunda kaymaklı kadayıfını yiyordu. 🐎 Atla gelseydi, şimdi Polatlı düzlüklerinde Ankara rüzgarını yüzünde hissediyordu. 📦Ama @OpelTurkiye ve Otosay lojistiğiyle far hala "yolda". Parçayı İpek Yolu'ndan deve kervanıyla mı getiriyorsunuz? 🐪 @Opel@Stellantis@DAHamprecht
Bilal Yakınbaş… Yıllarca birlikte omuz omuza çalıştık. Abi kardeş, dost olduk. Çok ama çok erken bir vefat. Allah rahmet eylesin, evlatlarına, ailesine sabırlar dilerim.
Kemal Derviş’in vefat haberini alınca, mesleğe ilk başladığım yıllara gittim. Kanal D ve Show TV’de görev yaparken Derviş’i Türkiye’ye geldiği ilk günden, Bakanlık görevinden ayrılıncaya kadar neredeyse adım adım takip ettim.
İlk geldiğinde Ankara Hilton otelinde kalıyordu. Biz gazeteciler de otele kamp kurmuştuk adeta. Sabah başlayan görüşme trafiği geç saatlere kadar sürüyordu. Her an peşindeydik, Eskişehir yolu üzerinde yer alan bakanlık binasının önü diğer kamp alanımızdı.
Otel dönemi Pembe Köşk sitesindeki Hazine Müsteşarlığı’na ait lojmana taşınınca bitti. Sabah güne çok erken başlıyordu, tenis oynamayı seviyordu, sabah tenis maçı sonrası görüşmeler başlıyor, gece geç saatlere kadar devam ediyordu. Sabah 6-7 gibi başlayan takip gece saat 22-23 sıralarında bitiyordu.
İlk yurt içi gezisini Antalya’ya yapacaktı, haberi alır almaz aynı uçağa biletler aldık, o business class uçacağı için benim bilet de business classtı. Adamcağız, her adımında peşinde olan beni uçakta da yanı başında görünce inanamadı. Antalya ziyaretinde bakana vali bey eşlik ediyordu. Ama Kemal Derviş buna alışık değildi, çünkü her an çalışmalı, her an görüşme yapmalıydı. Valiyi makam aracından indirdi, danışmanı Oya Ünlü’yü yanına aldı. Kemal Derviş’in Türkiye’de siyaset yapamayacağını ben o gezide yaşanan küçük bir olayla anladım. Bir köyde yemek tertip edilmişti, yemek dedimse büyük bir şey değil sadece gözleme ayran. Köye gittik, bakan bey baş köşeye oturdu gözlemesi ve ayranı önündeydi. Kemal Derviş önündeki ayran bardağıyla kadeh kaldırarak köylüleri selamlayınca bu iş olmaz demiştim.
Antalya’da aynı otelde kalıyorduk, sabah Kemal Derviş spa bölümüne indi diye haber gelince, kameramanlar, foto muhabirleri ve biz muhabirlerden oluşan yaklaşık 25 kişilik ekip soluğu spa bölümünün kapısında aldık. Spa bölümünün kapısı açıldı içerden 2-3 bornozlu japon turist çıktı, adamlar karşılarında kameraları muhabirleri görünce ufak çaplı bir şok yaşadılar. Sonra anladık ki spa yerine Derviş, Akdeniz’in serin sularına bırakmıştı kendisini.
Derviş’in ekibiyle de ahbap olmuştuk. İyi bir özel kalem müdürü, iyi bir sekreteri vardı. Sekreterinin kardeşi THK Paraşüt kulesinde görevliydi. Benden rica etti, kuleyle ilgili bir haber yapabilir miyiz diye, bir haftasonu kalktık gittik, sekreteri de geldi bizimle. Çekimler röportajlar bitti, sekreter hanım ben de atlamak istiyorum dedi, kamera kayda girdi atladı ve topuğunu kırdı. Ameliyat olmak zorunda kaldı. Akşam ana haber bülteninde Kemal Derviş’in sekreteri paraşütle atlayıp ayak bileğini kırdı diye alt yazı geçinde, bakan bey inanamamıştı.
Eşi Catherine Derviş’in de Türkiye’ye gelmesiyle bakan takibinin magazinsel boyutu da artmıştı. Bir sabah tenis maçı sonrası Kemal Derviş eşi ile öpüşürken kameralar kendisini görüntülüyordu ve benim bildiğim Türkiye’de ilk kez bir bakan kameralar önünde eşiyle dudak dudağa öpüşüyordu.
Eşinin gelişinin ilk günlerinde, Pembe Köşk sitesinin hemen arka tarafında Merkez Bankası sosyal tesisinde bakan beyin bir görüşmesi vardı. Biz de arkada oturup beklerken, pat diye önümüze Catherine Derviş çıktı. Ve tabi biz de peşine takıldık, kadıncağız sakince market alışverişi yapmak için çıkmıştı. Birdenbire kameralar, muhabirlerle market alışverişi yapmak zorunda kaldı.
Çok iyi, çok profesyonel bir koruma ekibi vardı. Sağolsunlar ilk birkaç aksaklıktan sonra, bizimle müthiş uyumlu çalıştılar. Bakan bey bakanlık görevinden ayrıldığında, onlar da sudan çıkmış balığa döndüler. Beni aradılar, o zaman Show TV’deydim. Bakan beyi havaalanına bırakıp yanıma geldiler, oturduk birlikte dondurma yedik, sohbet ettik. O kadar hızla o kadar yoğun yaşanmıştı ki her şey, bittiğine kimse inanamıyordu.
Ve final; Bakan beyin ayrılacağı gün iki sivil plakalı araç gördük bakanlık binasının önünde. Milliyet gazetesinden arkadaşım Seçkin Ürey’le birlikte işin peşine düştük. Bu sivil plakalı araçlar kime aitti acaba? Kısa süre sonra bilgiye ulaştık bu sivil plakalı araçlar Mardinli işadamı Necati Yağcı’nın firması Zafer İnşaat’a aitti. Kendisini aradık ve Necati Yağcı iki arabasıyla Gaziosmanpaşa’daki ofisini ücretsiz olarak bakana tahsis ettiğini söyledi. Ancak bir sorun vardı. Sorun şuydu Kemal Derviş Bakan olduğu dönemde, Necati Yağcı TMSF’den İnteryatırımı satın almıştı. Biz 12 Ağustos 2002 akşamı Show TV Ana Haber Bülteni’nde bu haberi çok geniş olarak verdik ve 13 Ağustos 2002 günü Milliyet Gazetesi’nin manşeti de “Türk tipi siyasete ilk adım”dı. Kemal Derviş çok büyük bir şok yaşamıştı.
Daha neler var neler. Bunlar ilk anda aklıma gelenler. Allah rahmet eylesin.
Her ikisi de doğru tercih. Uludağ kebap özellikle de Ulus'taki yerinde tadılırsa efsanedir. Bursa'da ise Yavuz İskenderoğlu tarafından işletilen Botanik Park içindeki Kebapçı İskender markasının İskender Efendi konağını da tavsiye ederim.
Ankara'da kalite olarak bu seviyeyi yakalamasa da Cebeci'de bulunan Kukla kebap da nostaljik bir mekan olarak tavsiyedir.
Alıştığımız iskender tarzından et kalınlığı olarak daha farklı olsa da Afyonkarahisar da Müstakbel et lokantası da iskenderiyle dikkat çeker. (Şehrin et kalitesi çok yüksek olduğu için)