BASINA VE KAMUOYUNA
Balçova Ertuğrul Gazi İlkokulunda yürütülen idari süreçler üzerinden eğitim yöneticisi üyelerimiz hakkında yapılan açıklamaları ve oluşturulmaya çalışılan algı operasyonunu üzülerek takip ediyoruz.
Öncelikle bilinmelidir ki; eğitim kurumlarında sınıf açılması, kapatılması veya yeniden düzenlenmesine ilişkin işlemler okul müdürlerinin kişisel tasarrufuyla gerçekleştirilen uygulamalar değildir. Bu süreçler; öğrenci mevcutları, norm kadro durumu, fiziki kapasite ve ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda İlçe Millî Eğitim Müdürlüklerinin yetki ve sorumluluğunda yürütülen idari işlemlerdir.
Balçova Ertuğrul Gazi İlkokulunda uzun süredir sınıf öğrenci sayılarındaki azalma , okulun fiziki kapasitesi, bazı sınıfların farklı bir okul binasında eğitim görmek zorunda kalması, okul bütünlüğünün sağlanmasında yaşanan güçlükler ve öğrenci güvenliği ile disiplin süreçlerinde karşılaşılan sorunlar eğitim ortamının yeniden değerlendirilmesini gerekli hale getirmiştir.
Bütün bunlara rağmen henüz süreç tamamlanmadan, karar mekanizmaları netleşmeden ve ilgili kurumlar tarafından nihai değerlendirmeler yapılmadan okul yöneticilerinin doğrudan hedef haline getirilmesi kabul edilebilir değildir.
Daha da vahimi, herhangi bir somut tespit veya resmi inceleme bulunmaksızın “baskı”, “mobbing” ve benzeri ağır ithamların kamuoyu önünde dile getirilmesidir. Hukuki ve idari karşılığı bulunan bu tür suçlamaların sloganlarla ve siyasi-sendikal reflekslerle gündeme taşınması, çalışma barışına katkı sunmadığı gibi eğitim kurumlarının huzuruna da zarar vermektedir.
Eğitim çalışanlarının haklarını savunmak adına faaliyet yürüttüğünü ifade eden sendikal yapıların, henüz sonuçlanmamış idari süreçleri fırsata dönüştürerek eğitim yöneticilerini hedef göstermesi, eğitim çalışanları arasında kutuplaşmayı artırmakta ve okul iklimini olumsuz etkilemektedir.
Öğrencilerimizin eğitim hakkı, velilerimizin hassasiyetleri ve öğretmenlerimizin mesleki itibarı hiçbir sendikal veya ideolojik tartışmanın malzemesi haline getirilemez.
Özellikle okul önünde gerçekleştirilen açıklamalarda kullanılan bazı sloganların ve söylemlerin, yaşanan idari sürecin mahiyetiyle ilgisinin bulunmadığı açıktır. Eğitim ortamlarının ideolojik mücadele alanlarına dönüştürülmesi ne öğrencilerimize ne velilerimize ne de eğitim çalışanlarına fayda sağlamaktadır.
Bir kez daha ifade ediyoruz ki; okul müdürlerinin sınıf açma veya kapatma konusunda tek başına karar alma ve uygulama yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle mevzuat gereği farklı kurumların sorumluluğunda yürütülen işlemler üzerinden bir eğitim yöneticisini hedef tahtasına yerleştirmek hakkaniyetle ve hukukla bağdaşmamaktadır.
Eğitim-Bir-Sen olarak üyemiz olan okul müdürümüzün mesleki itibarını zedelemeye yönelik girişimlerin karşısında olduğumuzu, hiçbir üyemizin mesnetsiz ithamlar ve algı çalışmaları karşısında yalnız bırakılmayacağını kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Bizler; eğitim kurumlarımızda huzurun, çalışma barışının ve kurumsal saygınlığın korunmasını esas alıyoruz. Eğitim çalışanlarının emeğini, öğrencilerimizin üstün yararını ve eğitim yöneticilerimizin itibarını korumaya devam edeceğiz.
Tüm tarafları sorumlu davranmaya, süreci ideolojik yaklaşımlardan uzak şekilde değerlendirmeye ve eğitim kurumlarımızın huzurunu öncelemeye davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Ali Kaya
Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı
2023 yılında sözleşmeli öğretmen olarak atanan, ancak Millî Eğitim Bakanlığının idari tasarrufu nedeniyle göreve yaklaşık 4 ay geç başlatılan öğretmenlerin mağduriyeti ne yazık ki hâlâ giderilmemiştir. Kadroya geçişlerine bir aydan daha az süre kalmasına rağmen, sözleşmeli statü gerekçe gösterilerek aile birliği mazeretine bağlı yer değişikliği hakkından yararlandırılmamaları kabul edilemez.
9 Mayıs 2023’te atanmalarına rağmen @temeb ‘in 45 bin öğretmenimizi 1 Eylülden sonra göreve başlatması ciddi hak kaybına neden oldu. Öğretmenimiz kendi istek ve iradeleri dışında idari tasarruf nedeniyle mağdur edilmemelidir. 2023 yılında ataması yapılan ama göreve başlaması sonraki tarihlerde olan her öğretmenimize 2026 yılı yaz tatili döneminde mazerete dayalı yer değişikliği hakkı tanınmalıdır.
İdarenin hatasının yükü öğretmene yüklenemez. Adalet, mağduriyetleri büyütmekle değil, gidermekle sağlanır. Sendika olarak bu mağduriyet giderilinceye kadar mücadele edeceğiz.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın açıklamaları, bir kez daha sendikal mücadeleden çok ideolojik saplantıların öne çıktığını göstermiştir.
Milletimizin inanç değerleriyle sürekli problem yaşayan bir anlayışın, gönüllülük esasına dayalı bir etkinliği “laiklik karşıtlığı” olarak göstermeye çalışması kabul edilemez.
Laiklik; insanların inancını yaşamasını engellemek değil, bu özgürlüğü güvence altına almaktır. Asıl sorun, toplumun değerlerine tepeden bakan ve milyonların inancını kamusal hayattan dışlamaya çalışan bu jakoben anlayıştır.
Eğitim çalışanlarının ücret, özlük ve çalışma hayatına ilişkin sorunları çözüm beklerken, her fırsatta dini değerler üzerinden tartışma üretmek sendikacılık değil, ideolojik mühendisliktir.
Milletimizin inancı, kültürü ve değerleriyle kavga eden değil, onları yaşatan bir anlayışın yanında duruyoruz.
@egitimisorg@kademozbay_@izmir_ilmem@yahsiomer@tcmeb
IRMAK ÖĞRETMENİMİZİ KAYBETMENİN ACISINI YAŞIYORUZ
Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan üyemiz anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan’ın elim vefatı, eğitim camiamızda derin bir acıya neden olmuştur.
Irmak öğretmenimize Allah’tan rahmet; ailesine, öğrencilerine, sevenlerine ve tüm eğitim camiamıza başsağlığı diliyoruz.
Eğitim-Bir-Sen olarak, Irmak Ayşe Koparan öğretmenimizin vefatına ilişkin adli ve idari merciler nezdindeki gelişmeleri yakından takip etmekteyiz. Genel Başkanımız Ali Yalçın, Bakanlık yetkilileriyle görüşerek sürecin Bakanlık merkez teşkilatı tarafından hassasiyetle soruşturulması ve takip edilmesi yönündeki talep ve beklentilerimizi iletmiştir.
Olayın bütün yönleriyle aydınlatılması için süreci hassasiyetle takip etmekteyiz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
KAYIPLARIMIZ ARTMIŞ, SOSYAL MALİYET BÜYÜMÜŞ, SEYYANEN ZAM KAÇINILMAZ OLMUŞTUR
Mayıs ayı enflasyon oranı %1,71 yıllık enflasyon %32,61 olarak açıklandı. 5 aylık toplam enflasyon %16,61 olurken kamu görevlileri ve emeklilerimizin enflasyon farkı %5,05 olarak gerçekleşti. Memur ve emeklisine ilk 6 ay için %11’lik zam reva görülürken enflasyon şimdiden %16,61 seviyesine ulaştı.
Toplu sözleşme görüşmeleri sırasında esas alınan ve 2026 yılının tamamı için hedeflenen %16’lık enflasyon oranı ilk 5 aylık süreçte gerçekleşmiş oldu. Biz masada bu hedeflerin tutmayacağını, memur ve emeklisinin yüksek enflasyon altında ezileceğini, maaş ve ücretlerin enflasyon farkıyla gecikmeli olarak belirleneceğini ısrarla söyledik.
“Memur ve emekliler Temmuzda şu kadar zam alacak.” yanlışı yerine “Kamu görevlisi ve emeklisinin maaş/ücretleri Nisan ayından itibaren enflasyona yenildi.”Gerçeğini merkeze alarak konuşmak ve gereğini yapmak gerekiyor.
Kişi başına düşen milli gelir rekora koşuyor ise,büyüme rakamları istikrarlı şekilde devam ediyor ise,kamu görevlilerimiz ve emeklilerimiz büyümeden payını, milli gelirden hakkını alamıyor. 2021 Aralık ayından itibaren yıllık enflasyon %30’un üzerinde seyrediyor. Sıkılaşma politikaları sabit gelirlinin ücretlerini eritiyor, alım gücünü azaltıyor fakat enflasyonu düşürmüyor.
Kamu İşvereni; memuru enflasyona ezdirmek yerine Memur-Sen’i dinleyerek enflasyonu ezecek zam oranlarına imza atsaydı; bugün ne kamuda maaş ücret çarpıklığı ne de enflasyonun oluşturduğu kayıplar konuşulurdu. 7. Dönemdeki hatayı 8. Dönemde tekrar etmek; artık hata değildir. Tasarruf, kemer sıkmak ya da tutumlu olmak; olmayanı paylaşmada anlaşılır, olanı adaletsiz ve eşitsiz dağıtırken ne anlatılır ne de anlaşılır.
Bugün enflasyon konusu kadar önemli diğer başlık; çalışanlar arasında oluşturulan çarpıklık ve adaletsizliktir. Emeğin, alın terinin, hayat mücadelesinin kıyası olmaz!
Ömür boyunca verdiğimiz emeğin karşılığı, asli ve sürekli işin icracısı, kamu hizmetinin asli unsuru olarak cümle kuruyor, aynı işi yapanlar arasında oluşturulan çarpıklığı ısrarla gündeme getiriyoruz.
Kamuda en düşük memur maaşının konuşulduğu her masada ve mecrada diğer statülerdekilerinin en düşük ve ortalama ücretini görmezden gelen anlayış; aslında kamuda huzursuzluğa, kamu çalışanları arasındaki çatışmaya sessiz kalıyor demektir.
Beklentimizi, talebimizi, kamu görevlisinin sesini bir kez daha altını çizerek belirtiyoruz.
•Yasanın eksikliklerinin, Hakemin yetersizliklerinin faturasını memur ve emeklisi ödemesin.
•Üç ayda bir enflasyon hedefi güncellediği gibi kamu görevlisi ve emeklisinin maaşları güncellensin.
•Seyyanen zam verilsin, çalışanlar arasındaki adaletsizlik bitirilsin.
•4688 sayılı Kanun değişsin, aynı kanunla artık farklı sonuç üretilmesi beklenmesin.
GENEL İDARİ İZİN GÜNLERİ OLAN 25-26 MAYIS’TA ÖĞRETMENLERİN VE YÖNETİCİLERİNİN EK DERS ÜCRETİ ALMASI, EĞİTİM-BİR-SEN’İN TOPLU SÖZLEŞME KAZANIMIDIR.
Toplu Sözleşme Hükmü;
“Ders görevinin yapılmış sayılacağı haller
MADDE 2- (1) Millî Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ders yılı içerisindeki iş günlerinde genel idari izinli olmaları sebebiyle eğitim ve öğretim faaliyetlerini fiilen yerine getiremeyen yönetici ve öğretmenler ile öğrencilerin çeşitli nedenlerle sınıf veya okul bütünlüğünde izinli sayılmaları sebebiyle eğitim ve öğretim faaliyetlerini fiilen yerine getiremeyen yönetici ve öğretmenler, bu sürelerde üzerlerinde bulunan aylık karşılığı ders, varsa ek ders, ders niteliğinde yönetim, hazırlık ve planlama görevlerini yapmış sayılırlar.”
Paylaşımda adalet, dünyada barış diyerek; alın terinin değerini yükseltmek, emeğin hakkını korumak ve dayanışmayı büyütmek için 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Memur-Sen ile birlikteyim.
#1MayıstaÇorumdayız
https://t.co/yn8OTEbKvF
İSRAİL’İN ÖZGÜRLÜK VE SUMUD FİLOSU’NA YAPTIĞI TERÖR SALDIRISINA KARŞI TÜM DÜNYAYI HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ
İsrail tarafından uygulanan soykırımın bir parçası olan ablukayı kırmak ve insani yardım ulaştırmak amacıyla Gazze’ye doğru yola çıkan, aralarında sendikamızın genel merkez ve şube yöneticilerinin de bulunduğu 345 katılımcıyı taşıyan Özgürlük ve Sumud Filosu, Akdeniz'de uluslararası sularda İsrail'in terör saldırısına uğradı.
Siyonist rejimin bu terör saldırısı, sadece Gazze’ye yönelik yardım çabalarını değil, aynı zamanda insanlığın ortak değerlerini hedef alan bir alçaklıktır.
Siviller, sağlık çalışanları ve yardım görevlileri gibi çatışmalara katılmayan kişilerden müteşekkil Özgürlük ve Sumud Filosu’nu hedef alan siyonist İsrail, Cenevre Sözleşmeleri’ni de ihlal etmiştir.
Uluslararası hukuku ve bütün insani değerleri ayaklar altına almayı politika haline getirmiş siyonist rejimin bu terör saldırısı karşılıksız kalmamalıdır. Tüm devletler ortak hareket ederek, İsrail’i uluslararası toplumdan dışlamalı, bu yapının yöneticisi kılığında bulunan eşkıyalar, uluslararası hukuk karşısında yargılanmalıdır.
Hukuk dışı müdahale ile alıkonulan Özgürlük ve Sumud Filosu’nda, aralarında Sendikamızın genel merkez ve şubelerinden 10 yöneticisinin de yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tüm aktivistlerin ülkemize sağ salim getirilmesi için devletimizin başlattığı girişimleri takip ediyor ve ivedilikle sonuçlanmasını bekliyoruz.
Tüm dünya devletlerini, siyonist rejimin uluslararası sularda gerçekleştirdiği terör saldırısına karşı somut adımlar atmaya ve uluslararası hukuku korumaya çağırıyoruz.
#Gazze #SumudSaldırıAltında
BU MİLLET, ÇOCUKLARINA SIRTINI DÖNENLERİ UNUTMAYACAKTIR
Eğitim-Bir-Sen olarak, 23 Nisan kutlamalarında hazırlanmış bir gösteriye dahi tahammül edemeyip sırtlarını dönerek çocukları protesto eden ideolojik körlüğü kınıyoruz. Medeniyetimizin kökleriyle kavgalı zihniyetin çocuklara yönelik eylemini milletimizin vicdanına havale ediyoruz.
Gaziantep’e, Gazi ünvanını verdiren mücadeledeki ruhu anlamamış, Gazi ünvanının manasından nasibini almamış bazı çevrelerin, çocuklarımızın milli şuurla yetişmesinden duyduğu rahatsızlık bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda şanlı tarihimizin sembolü olan mehteran kültürünü yaşatan evlatlarımıza yönelik sergilenen protesto, ideolojik körlüğün açık tezahürüdür.
Medeniyetimize yabancılaşan, evlatlarımızın milli heyecanını kutuplaşma aracı haline getiren bu anlayışın, bu toprakların değerleriyle mayalanmadığı ortadadır. Dünyanın hayranlıkla takip ettiği kültürel mirasımıza karşı gösterilen bu hadsizliği asla kabul etmiyoruz.
Neslimizin kendi kökleriyle buluşma davasına engel olmaya çalışanlar, karşılarında daima Eğitim-Bir-Sen’imizin iradesini bulacaktır.
Milli değerlerin sahibi ve taşıyıcısı olacaklarının işaretlerini veren evlatlarımızın alnından öpüyor, milli gün ve haftalarda medeniyet değerlerimizle uyumlu gösteriler hazırlanmasında öncülük eden öğretmen ve idarecilerimize teşekkür ediyoruz.
Tarihimize karşı sergilenen nefret diliyle mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Yunan Sirtaki Dansına Meftun, Mehterana Tahammülsüz Zihniyet…
Denizli Pamukkale Zübeyde Hanım Anaokulu’nda 23 Nisan kutlamaları sırasında mehter marşının okul müdür yardımcısı tarafından kasıtlı bir şekilde yarıda kesilmesi üzerine şube başkanımızın ortaya koyduğu haklı tepkiye tahammül etmeyen okul yönetimi ile okul aile birliği yöneticileri, yanlışlarını örtbas etmek için şube başkanımıza saldırarak azgınlıklarını ve tahammülsüzlüklerini bir kez daha sergilemişlerdir. Üstelik bu azgın zihniyetin bu okuldaki taşıyıcıları aba altından sopa göstererek suç duyurusu tehdidinde bulunmaları, hukuk ve sorumluluktan ne denli uzak olduklarını açıkça göstermişlerdir.
Okul yönetiminin mehter marşına yönelik sergilediği bu tahammülsüzlük yalnızca bir etkinlik müdahalesi değil, aynı zamanda milletimizin tarihine ve kültürel mirasına karşı sergilenen sorunlu bir bakış açısının dışavurumudur.
“Mehter marşı hücum marşıdır, pedagojik değil, çocukları korkutur” gibi dayanaksız gerekçelerle, etkinlik esnasında “Yeter artık, dayanamıyorum” diyerek marşın etkinlik esnasında kesilmesi; pedagojik bir hassasiyetten ziyade ideolojik bir rahatsızlığın yansımasıdır. Bu tavır, kültürel mirasımıza karşı duyulan mesafenin ve tahammülsüzlüğün somut bir göstergesidir.
Yunan sirtaki dansına hoşgörü gösterip mehter marşına tahammül etmeyen anlayışın, tarihimize ve medeniyet birikimimize karşı yabancılaşmasıdır. Kültürel mirasımıza böylesine karşı seçici bir yaklaşım sergilemek; pedagojik kaygılarla değil, köklerimize yönelik bir hazımsızlıkla izah edilebilir. Oysa eğitim ortamları; milletimizin kültürel mirasıyla ve değerleriyle barışık, çoğulcu ve kuşatıcı bir anlayışın yeşerdiği mekânlar olmak zorundadır.
Nitekim aynı yönetim anlayışı, inanç ve ibadet özgürlüğü söz konusu olduğunda da benzer bir tahammülsüzlük sergilemiştir. Namaz kılmak isteyen bir kadın öğretmene yönelik baskıcı tutum ve edayla “Beş dakikada namazını kıl gel” şeklindeki baskısı, temel hak ve özgürlüklere karşı ne denli sorunlu bir yaklaşım benimsendiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Çok sayıda velinin CİMER üzerinden yaptığı başvurular da öğrenciyi, veliyi ve öğretmeni yok sayan bu anlayışın ciddi bir yönetim zafiyeti, ehliyet eksikliği ve temsil sorunu yaşadığını gözler önüne sermektedir.
Ehliyet ve liyakatten uzak, milletimizin değerleriyle bağ kuramayan bu okul yönetiminin en büyük destekçisi ise okul-aile birliği yönetimidir. Okulu adeta dar ve ideolojik bir çevrenin kontrol alanına dönüştürdükleri anlaşılan bu yaklaşım, yaşanan olayla birlikte tüm yönleriyle açığa çıkmıştır.
Oysa okul-aile birliklerinin görevi; eğitim ortamını güçlendirmek, işleyişi kolaylaştırmak ve paydaşlar arasında sağlıklı bir iş birliği tesis etmektir. Yetki alanını aşarak yönlendirme ve baskı unsuru haline gelmek, eğitim iklimine zarar vermekten başka bir sonuç doğurmaz.
Şube başkanımıza yönelik hadsiz ve ölçüsüz ifadeler ise kabul edilemez bir sınır ihlalidir.
Sendikal temsil; anayasal güvence altındaki meşru bir haktır ve kamu görevlilerinin sesi olma sorumluluğunu taşır. Bu sorumluluğu yerine getiren sendika yöneticilerine yönelik tehditkâr ve küçümseyici tavırlar, yalnızca kişilere değil; temsil ettikleri iradeye ve demokratik haklara yöneliktir. Hiç kimse, meşru zeminde eleştiri yapan sendika yöneticilerimize parmak sallayamaz, ayar vermeye kalkışamaz.
Bu tür çirkin, hadsiz yaklaşımlara; yönetim anlayışına ve milletimize yabancılaşmış zihniyete karşı dün mücadele ettiğimiz gibi bugün de yarın da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Şehit öğretmen ve öğrencilerimizi dualarla ebediyete uğurluyoruz.
Kahramanmaraş’taki silahlı saldırıda şehit olan öğretmen ve öğrencilerimizin acısını yüreğimizde taşıyor; şiddete karşı tek yürek olmak için Konak Meydanı’nda buluşuyoruz.
Cuma namazı sonrası gıyabi cenaze namazı kılacak, ardından kitlesel basın açıklaması gerçekleştireceğiz.
Tüm üyelerimizin katılımını bekliyoruz.
🗓 17 Nisan Cuma
📍 Konak Meydanı Camii
KAMUOYUNA AÇIKLAMA
Eğitim-İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü’nün, şube başkan yardımcımızı ve Bayraklı ilçe temsilcimizi hedef alan üslupsuz ve ayarsız açıklamalarını şiddetle kınıyorum.
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek gerekir:
Kokan tuz değildir; kokan sizin köhne ve gerici ideolojik zihniyetinizdir.
Ortaya attığınız iddialar gerçekse bunun yolu bellidir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu düşündüğünüz bir işlem varsa, şikâyet mekanizmaları açıktır. Gidersiniz, başvurunuzu yaparsınız.
Ancak siz bunu yapmak yerine asılsız ithamlarla, iftiralarla ve algı operasyonlarıyla gündem oluşturmaya çalışıyor; bu tavrınızla aslında kendinizi küçük düşürüyorsunuz.
Bize mesai ve kamu görevi dersi vermeye kalkmanız ise gerçekten ibretliktir.
Bir taraftan Mesleki Eğitim Merkezlerini hedef alıp “çocuk işçiliği” gibi söylemlerle kamuoyunu yanıltmaya çalışırken, diğer taraftan Mesleki Eğitim Merkezi’nde haftada iki gün çalışıp beş gün yan gelip yatarak ek derslerini alan ve gününü gün eden anlayışın temsilcisi olduğunuzu da eğitim camiası çok iyi bilmektedir.
Bizim derdimiz eğitim ortamlarının huzurlu olmasıdır. Öğretmenlerin birbirleriyle uğraşmadığı, enerjisini öğrencilerine verdiği bir iklimin oluşmasıdır.
Ancak sizin anlayışınız bunun tam tersidir. En küçük meselede çıngar çıkararak, okullarda üyelerinizi organize edip okul müdürlerini çalışamaz hâle getirmeye çalıştığınızı eğitim camiası çok iyi bilmektedir.
Çirkin ve saldırgan üslubunuzla birçok ilçe milli eğitim yöneticisini baskı altına almaya çalıştığınız da herkesin malumudur. Yönetim kurullarınızın mesai kavramını ve kamu görevlisinin uyması gereken temel ilkeleri çoğu zaman hiçe saydığını da görüyoruz.
Bu üslupla hiçbir yere varamazsınız.
Her fırsatta Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına saklanarak sağa sola saldırmaktan vazgeçin.
Tutarlı olun.
Dün Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkmasın diye en önde koşturan sizdiniz.
Bugün ise uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik imkânlarından yararlanmak için en önde koşan yine sizsiniz.
Daha düne kadar “Atatürk’ten başka başöğretmen olmaz” diyen Barış Düdü’nün bugün “başöğretmen” unvanıyla övünerek ortalıkta dolaşması, içinde bulunduğunuz çelişkinin en açık göstergesidir.
Bizim mücadelemiz polemik değil hizmet mücadelesidir.
Biz eğitim ortamının huzurundan, öğrencilerimizin başarısından ve milletimize nasıl daha faydalı olabilirizin derdindeyiz.
Sizin gibi tehdit dili kullananlardan, saldırgan üslup sergileyenlerden korkacak ya da sakınacak değiliz.
15 Mayıs mutabakat süreci yaklaştıkça stresinizin arttığını, kaygı eşiğinizin yükseldiğini görüyoruz. Çünkü sahadaki karşılığınızın azaldığının siz de farkındasınız.
Sizden ayrılan üyelerinize nasıl baskı ve mobbing uygulandığını, sendikanızdan ayrılanlara nasıl tahammülsüz davrandığınızı da biliyoruz.
Ayrıca bazı okullarda üyeniz olan yöneticilerin personel üzerinde sendika yöneticisi gibi değil adeta sendika militanı gibi hareket ettirildiğini de eğitim camiası gayet iyi bilmektedir.
Eğitim çalışanları artık kavgadan beslenen sendikacılığı değil, çözüm üreten sendikacılığı tercih etmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Ali Kaya
Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı
BİLİYOR (MU)SUN BU İŞİ TÜİK
2025 yılı mart ayında akaryakıt fiyatları;
Benzinde yüzde 2,5
Motorinde ise yüzde 1,85 düşmüştü.
Tüm maliyetleri doğrudan etkileyen akaryakıt fiyatlarında o günlerde yaşanan düşüşe rağmen TÜİK, 2025 yılındaki mart ayı enflasyonunun 2,46 olarak gerçekleştiğini açıklamıştı.
2026 yılı mart ayında ise akaryakıt fiyatları;
Benzinde yüzde 7,5
Motorinde yüzde 14 arttı.
İğneden ipliğe tüm fiyatlara akaryakıt ücretlerindeki artışın yansımasına rağmen TÜİK bugün 2026 yılı mart ayı enflasyonunu yüzde 1,94 olarak tespit ettiğini açıkladı.
Çarşı pazar fiyatlarını görmezden gelip enflasyon oranını kağıt üzerinde düşürmek kafayı kuma gömmektir.
TÜİK, kafasını kumdan çıkarmalıdır.
Enflasyon altında ezilen eğitim ve bilim çalışanları ile emeklileri görülmeli ve maaşları yapılacak seyyanen zamlarla iyileştirilmelidir.
“Kadın güçlü olursa aile güçlü olur; aile güçlü olursa toplum güçlü olur. Aileyi koruyan ve destekleyen sosyal politikalar aynı zamanda toplumsal istikrarı da güçlendirir.
Kadınların hem çalışma hayatında hem de aile hayatında karşılaştıkları zorlukları azaltacak düzenlemeler, toplumsal dayanışmayı ve refahı artıracaktır.”
https://t.co/FQ98qTnTWS
Şube Yönetim Kurulumuz, ilçe temsilcilerimiz ve Kadın Komisyonu Başkanımızın katılımıyla Mart Ayı İl Divan Toplantımızı sendika binamızda gerçekleştirdik.
Toplantımızın başında, İstanbul Çekmeköy’de öğrencisi tarafından uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden öğretmenimiz Fatma Nur Çelik’i rahmetle andık. Eğitimcinin can güvenliğinin tartışma konusu değil, devletin ve toplumun ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha vurguladık.
Toplantımızda öne çıkan başlıklar:
▪️ Okul güvenliği için acil ve kalıcı adımlar
▪️ Eğitim çalışanlarının sahadan gelen talep ve beklentileri
▪️ 4688 sayılı Sendika Kanunu’nun güncellenmesi
▪️ Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun genişletilmesi
▪️ Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının düzenli yapılması
▪️ Norm fazlası atamalar
▪️ Atama ve yer değiştirme süreçleri
▪️ Yönetici Atama Yönetmeliği
▪️ 3600 ek gösterge ve ek ders ücretlerinin iyileştirilmesi
▪️ Yardımcı hizmetler sınıfının GİH’e geçirilmesi
Ayrıca bölgemizde yaşanan gelişmeler bağlamında sivilleri ve eğitim kurumlarını hedef alan saldırıların insanlığa ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade ederek, mazlumların yanında ve adaletin safında durmaya devam edeceğimizi dile getirdik.
İstişareyle güçlenen, birlik ve dayanışmayla büyüyen teşkilatımızla sahada olmaya, mücadele etmeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz.
#Ebsİzmir1
#EğitimBirSen
***GEÇ KALIYOR, ÖĞRETMENLERİMİZİ KORUYAMIYORUZ!***
Okul güvenliği konusunda geç kalıyoruz. Olay olduğunda üzülüyor, bir kaç gün konuşuyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam ediyoruz.
Acilen şu adımlar atılmalıdır:
1. Tartışması yarım kalan yeni lise modeline son şekli verilmeli, eğitim adına hiçbir iddiası kalmamış, başarması imkansız olan ve okul için artık açık bir güvenlik problemi haline gelmiş öğrencilere başka çözüm yolları bulunmalıdır.
2. Sınıf geçme ve disiplin mevzuatımız güncellenmeli, öğretmen ve okul idaresinin eli güçlendirilmelidir.
3. Okullarda meydana gelen olaylar için ihtisas mahkemeleri kurulmalı, sağlıklı kararlar hızlı verilmeli ve idarenin aldığı önlemler mahkemelerce boşa çıkarılmamalıdır.
4. Okul girişlerinde, özellikke liselerde cihazlarla destekli güvenlik önlemi alınmalıdır. Bugün bıçakla giren öğrenci veya veli, yarın dünyada birçok örneğini gördüğümüz gibi silahla girip çok daha vahim olaylara sebep olabilir.
5. CİMER, okullar için kesinlikle kaldırılmalıdır. Şikayeti olan kimse kimliği ve imzası ile dilekçe hakkını kullanmalı, iftira atan bedelini ödemelidir.
6. Okul güvenliği ile ilgili acil eylem planı yapılmalı ve gereken adımlar geç kalınmadan atılmalıdır.