CHP’nin 38. Olağan Kurultayına ilişkin yargının verdiği mutlak butlan kararına CHP tabanı müthiş bir öfke duyuyor ve yoğun tepki gösteriyor. Bu da çok doğal çünkü iktidara yakın medya bu kararın gerekçelerini aylardır savunuyor. Kaldı ki, parti örgütü ve seçmen tabanı siyasal meşruiyeti olmayan bir yönetimle iktidara yürümenin olanaksız olduğunun bilincinde.
Bununla birlikte çareyi yeni bir partiye katılmak ya da yeni bir siyasal partiyi oluşturmak olarak görenler sadece mücadeleden kaçmış olmuyorlar, aynı zamanda Saray’ın amaçladığı bölünmüşlük hedefine de hizmet etmiş oluyorlar.
CHP ne kendi içinde, ne de ayrı tüzel kişilikler halinde bölünmemelidir. Tarihten ders almalıyız. 1994’te belediyeleri bu nedenle kaybettik ve 25 yıl geri alamadık.
CHP’nin kurucu ve ebedi lideri Atatürk’tür. Türkiye ve Cumhuriyet var oldukça CHP de güçlü bir şekilde yaşamalıdır. Bu da yargının belirlediği ve meşruiyeti olmayan atanmış bir yönetimle değil, ancak seçilmiş bir yönetimle sağlanabilir.
Doğrudur, temyiz süreci nedeniyle mahkemenin koyduğu tedbir kararı kurultay yapılmasına engel oluşturuyor. O halde temyiz başvurularının çekilerek kararın kesinleşmesi sağlanmalı ve derhal kurultay takvimi başlatılmalıdır. Bunun mücadelesini sürdürmeliyiz.
Önce ve demokratik ve katılımcı bir kurultay yapılmalı, sonra çağdaşlaşmadan yana sosyal demokrat bir anlayış ülkemizi bu karanlık dönemden çıkarmalıdır. Türkiye’nin sosyal adalete ve çağdaşlığa inanan bir lidere ve yönetime çok ihtiyacı var.
Ve bu elbette mümkün. Tekrarla; umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Biz umutluyuz, çünkü inançlıyız. Tıpkı ebedi liderimiz gibi. Kuşkunuz olmasın başaracağız.
@herkesicinCHP
#chp
Özel - İmamoğlu kliğinin “Kurultay istiyoruz” diyerek topladıkları imzaları CHP Genel Merkezi’ne getirecek olmaları “Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını bir kez daha tanıyoruz” anlamını taşır.
Genel merkez toplanan imzaları teslim alır. Yasal süre içinde inceler. Bu süre 1 aya kadar uzar.
1 ay sonra ise “Tedbir kararı var. Kurultay yapamıyoruz. Davanın tarafı değiliz” denir.
O sırada Adli Tatil başlar.
Özgür Özel ve arkadaşları 20 ya da 27 Temmuz’da istifa ederek yeni partilerine geçer. 40’a yakın vekil istifa ederek yeni partinin kurucusu olur.
Daha sonra ise CHP karşıtı propaganda hız kazanır. Vekillerin ve belediye başkanlarının çoğunluğu CHP’de kalır.
İmamoğlu - Özel, “21. Yüzyılın ANAP’ı” olarak tarif edilen partiyle CHP’nin oylarını bölmeye çalışır.
Sürecin belirsizlik içerisinde devam etmesi, 103 yıllık çınar Cumhuriyet Halk Partisine zarar verdiği gibi, AKP iktidarlarından bıkmış yeni bir yol arayan milyonların beklentisinide boşa çıkarmış oluyoruz. Bir an önce aklı selim bir noktaya gelerek bu kaos ortamından çıkışın yolunu bulmak zorundayız. @kilicdarogluk@bkusoglu@muslimsarichp@gurseltekin34@eczozgurozel
CHP lideri Özgür Özel'in 'kıyamet senaryosu' ifadelerini değerlendiren @ismailsaymaz:
"Ben de yeni parti görüşüne katılmıyorum. Özel de görüyorum ki CHP'yi çaresiz kaldığı son ana kadar terk etmeyecek.
"Bence doğrusu da o. Siyasi aktörler, kamuoyu ondan yana"
"ÖZEL'İN YENİ PARTİ KURMA FİKRİNİ HATALI BULUYORUM"
🗣️İsmail Saymaz (@ismailsaymaz): Daha butlan kararı çıkmadan Özgür Özel ve Gökhan Günaydın, kapatma kararı ihtimaline karşılık yeni parti olasılığından bahsetmişti. Ben bunu o gün de hatalı buldum, şimdi de hatalı buluyorum. CHP'nin lideri Atatürk'tür. CHP'nin kapatılma senaryosu üzerine genel başkanlar ya da yardımcıları fikir jimnastiği yapmamalı.
Yanlış üstüne,yanlış ile yola devam edemezsiniz. Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan kimseyi suçlayamaz,yargılayamazsınız. Öfkeyle,kinle siyaset olmaz. Bu yaklaşım ile 103 yıllık CHP ye zarar verirsiniz. @herkesicinCHP@kilicdarogluk@muslimsarichp@bkusoglu
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Siz, Cumhuriyet Halk Partimizin uzun yıllar Genel Başkanlığını yapmış, partimizin en zorlu dönemlerinde sorumluluk üstlenmiş önemli bir değerimizsiniz.
Bugün yaşanan süreçte de milyonlarca CHP’li, sahip olduğunuz tecrübe ve devlet adamlığı birikimiyle sağduyulu bir yaklaşım göstermenizi beklemektedir.
Partimizin kurumsal kimliğinin korunması, örgütlerimizin ve seçmenlerimizin daha fazla üzülmemesi, Meclis çatısı altında ve kamuoyu önünde istenmeyen görüntülerin oluşmaması hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu nedenle, CHP’nin birliği, kardeşlik hukuku ve geleceği adına atacağınız her yapıcı adımın toplumda karşılık bulacağına ve partimize güç katacağına inanıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi hepimizin ortak evidir. Bu evin zarar görmemesi için göstereceğiniz hassasiyet, yalnızca partililerimiz tarafından değil, demokrasiye inanan tüm yurttaşlar tarafından da takdirle karşılanacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin en önemli teminatlarından biridir. Partimizin gücü; birlikten, dayanışmadan ve ortak hedeflere odaklanmaktan gelir.
Geçmişte yaşanan örneklerin de gösterdiği gibi, ayrışma ve bölünme hiçbir zaman başarı getirmemiştir. Bu nedenle parti için kavga etmeyi değil, parti içinde demokratik mücadeleyi esas almalıyız. Parti içi muhalefet elbette demokrasinin gereğidir; ancak bunun parti disiplini, örgüt kültürü ve CHP’nin kurumsal değerleri çerçevesinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Kavgalı ve karışık bir görüntü yalnızca siyasi rakiplerimize avantaj sağlar. Daha da önemlisi, CHP’yi iktidar alternatifi olarak gören milyonlarca vatandaşımızın umudunu zedeler. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda toplumun ihtiyaç duyduğu şey, çatışma değil birlik, kişisel hesaplar değil ortak akıldır.
Bugün hepimize düşen görev, farklılıklarımızı zenginlik olarak görerek CHP çatısı altında kenetlenmek ve ülkemizin geleceği için birlikte mücadele etmektir. @eczozgurozel@kilicdarogluk
@gurseltekin34@catandkamgalmom Başkanım bu şekilde ayrıştırıcı ve ötekileştirici söylemlerle,partimizin bölünmesine katkı sunuyorsunuz. Bölünmenin kimseye faydası olmaz. Hele size hiç olmaz. Sizin gibi tecrübeli bir siyasetçinin bu sözleri etmesi bizleri üzüyor....
🔴 CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı:
"Diyalog kapısı açılmazsa parti bölünür. Şu anda oraya gidiyor. Ama ben CHP'liyim, hiçbir yere gitmem.
Son seçimde 1,5 puanla kaybettik, bölünelim bir sonraki seçimi 15 puanla kaybedelim! Bu o demek."
Benim bir tarafım var. Benim tarafım Cumhuriyet Halk Partisi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin birlik bütünlük içinde kalması, sadece Partimiz için değil, tüm muhalif kesimler için çok kıymetlidir.
AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyiliğini istemez. Bölmek ister. Çok başlılık ve kardeş kavgası olsun ister. Dün de istiyordu, yarın da isteyecek. Onlar bunu kendilerine görev edinmişler.
Yargı hamlelerini engelleyemeyebiliriz. Ama bunun siyasi sonuçlarını değiştirebilecek hamleler yapabiliriz.
Bu sürecin çok uzamaması gerekir.
Kaotik durum çok uzarsa işin tadı kaçar. Birbirimizin yüzüne bakamaz hale gelmeye başlarız. Bu, en olmayacak şeydir.
Biz bütün muhalefetin amiral gemisiyiz. Partinin bölünmesi, önümüzdeki seçimde oyun kurucu olma vasfını zorlaştırır. Bu sıkıntıya girersek sıklet merkezi değişmeye başlar.
Ayrışma, partimizin politikalarına yansımış değildir. Uzarsa yansır. Ve bu işten kimse avantajlı çıkmaz.
O zaman da “Partide kimden yanasın?” diye sorulan sorular anlamlı olmaktan çıkar. Kimin yönettiğinin, kimin ne makamda olduğunun hiçbir anlamı kalmaz.
Onun için “Ben partiliyim, partinin yanındayım” diyorum.
Bugün partinin bütünlüğü, partiyi kimin yönettiğinden daha kıymetlidir.
Oğuz Kaan Salıcı: "Ben Kemal Kılıçdaroğlu'nun hain, işbirlikçi, iktidarın değirmenine su taşıyan bir kişi olduğu kanaatinde değilim. Kemal Kılıçdaroğlu onurlu bir Cumhuriyet Halk Partilidir. Ona dair atılan sloganlar yanlıştır. Özgür Özel'in de bilerek, isteyerek partiye kötülük yapacak birisi olmadığını biliyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi diye bir iktidar var. Bu iktidar Cumhuriyet Halk Partisi'nin iyiliğini ister mi? İstemez. Mümkünse bölmek ister, çift başlılık olsun ister, kardeş kavgası olsun ister." @oguzksalici@ipekkozbey@nevzatcicek
En büyük güç "Halktır" Halka karşı direnilmez. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun etrafındaki dalkavukların etkisinden çıkarak bunu görmesi ve bir an önce kurultaya giderek,partimizi bu kaos ortamından çıkarması gerekiyor. 13 yıl Genel Başkanlığını yaptığı partiye ve partililere olan sorumluluğu ile.....
@kilicdarogluk
TGRT eliyle başta @barisyarkadas ve @atikfatih1 ile planlı bir sistem yürütülüyor. Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden CHP ye operasyon düzenleniyor. CHP sevgiside yalan, Kemal Kılıçdaroğlu sevgiside…
Amaç ne CHP ne de Sayın Kılıçdaroğlu,amaç CHP nin bölünmesi ve Erdoğan’ın karşısındaki güçlü bloğun kırılması.
Ve Erdoğan’ı bir dönem daha seçilmesi için gerekli ortamı sağlamak…..
Dün Ankara’da, tam aynı saatlerde iki büyük CHP toplantısı yapıldı.
Bunlardan birisi CHP Genel Merkezi önünde Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı toplantıydı.
Diğeri de Sayın Özgür Özel’in sadece 5 km uzaklıkta Güven Park önünde yaptığı toplantıydı.
Her iki toplantı da, kendi taraftarlarını tatmin eden olgunluk ve sayıda toplantılar oldu.
Bu durum hem partili insanlar, hem tarafsız gözlemcilerde, “acaba ne oluyor, bu yolun sonunda parti bölünüyor mu” endişesinin yayıldığını hissettim.
Eğer böyle bir endişe varsa, ki ben de bu endişeyi hissedenlerden birisiyim; bölünme günü ve saatine kadar, bıkmadan usanmadan, bölünmemek için uğraşılması gerektiğine inanıyorum.
Bu aşamada bu görev en cok Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndadır.
Madem ki hukuken genel baskan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur; o zaman partinin bölünmemesi gayreti, çabası da birinci derecede Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelmelidir.
Elbette Sayın Özgür Özel ve arkadasları da bu istikamette bir gayret ve çaba içinde olmalıdırlar.
Parti bölünmeleri, çeşitli zamanlar ve şartlarda gördüğümüz bir durumdur.
Ben şahsen, bugüne kadar yaşanılan parti bölünmelerinin hiçbirisin iyi bir sonuç verdiğine şahit olmadım.
Ne bölünen ana parti bakından, ne de bölen parti bakımından.
Cumhuriyet siyasi tarihimizin en büyük ve en etkili parti bölünmesi 1970 yılında Adalet Partisi’nden ayrılarak Demokratik Parti’nin kurulmasi ve Adalet Partisi’nin bölünmesi olayıdır.
O tarihte Adalet Partisi’nin oyu yüzde 50’lerdeydi ve tek basina iktidardı.
Bölünmeden sonra Adalet Partisi tek bir kere bile yüzde 50 oyun yarısını bile bulamamıştır.
Adalet Partisinin en güçlü isimleri Sadettin Bilgiç, Ferruh Bozbeyli Mehmet Turgut gibi isimler ve 50 civarinda parlamenter eski Cumhurbaskanımız rahmetli Celal Bayar’ın da tam desteğiyle Demokratik Partiyi kurdular.
Girdikleri ilk genel secimde (1973) ancak yüzde 13 oy alabildiler.
Hatirlatmak isterim ki, bu % 13 oy, % 50 lik bir pastadan bir dilimdir. Yani bölünen partinin ancak dörtte biri kadar olmuştur.
Adalet Partisi Genel Baskanı ve Basbakan Süleyman Demirel, bölünmeden 7 sene sonra tüm Demokratik Partilileri Adalet Partisi’nde tekrar toplamis olmasina ragmen,
Adalet Partisi ve sonraki devamı mahiyetinde olan partiler bir daha ve asla Adalet Partisi oylarının yarısını bile alamamış ve bir daha siyaseten gün yüzü görmemistir.
Ta ki, aradan tam 20 sene geçtikten sonra, 1991 secimlerinde DYP olarak ancak % 27 oy alabilmistir.
Elbette tek başına iktidar olamamış ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile bir Koalisyon Hükümeti ancak kurabilmistir.
Bölünme döneminin Adalet Partisi Genel Başkanı Sayın Süleyman Demirel siyasi hayatının son donemlerinde şu çok önemli itirafta bulunmustur:
“İnişli çıkışlı 40 yıllık siyasi hayatımda yaptığım en büyük hata Demokratik Parti’nin kurulmasını engellememem olmuştur.
“Ne yapıp yapıp bu bölünmeyi engellemeliydim.
“Gerekli çabayı göstermis olsam engellerdim de.” demiştir.
Buradan günümüze gelelim.
CHP hicbir şekilde bölünmemelidir.
Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu elden gelen her çabayı göstermeli ve muhtemel bir bölünmeye ortam ve meydan bırakmamalıdır.
Her durumda ayrılmalar ve bölünmeler kolaydır.
Zor olan, ama hem memlekete hem de tüm taraflara yararlı ve faydalı olan tek durum “bir ve beraber olmaktır.”
Bu istikamette gösterilecek olan her gayret ve çaba bugünün en saygıdeğer davranışı olacaktır.
#CHP
CHP Burdur’un geçmiş dönemin başarılı İl Başkanlarından Süleyman Erman, yaptığı kapsamlı değerlendirmede siyasi yaşamı boyunca Cumhuriyet değerlerine ve sosyal demokrasi mücadelesine bağlı kaldığını belirterek, parti içi birlik ve beraberliğin önemine dikkat çekti. @sermanchp@herkesicinCHP
https://t.co/uBMH7Po8W3
Yaklaşık otuzbeş yıl sosyal demokrasinin, örgütlü mücadelenin ve parti içi demokrasinin savunucusu oldum. Siyasi yaşamım boyunca hiçbir zaman herhangi bir grubun, hizbin ya da kişinin siyasetçisi olmadım. Her zaman örgütün iradesini, önseçimi ve üyelerin söz hakkını savundum.
Cumhuriyet Halk Partisi bana siyasal yaşamımın en büyük onurlarını yaşattı. Önseçimden çıkarak milletvekili oldum, dört ayrı kurultayda hiçbir listenin parçası olmadan delegelerimizin özgür iradesiyle Parti Meclisi’ne seçildim. Bunu her zaman partimizin demokratik kültürünün bir sonucu olarak gördüm.
Partimizin en zor dönemlerinde dahi tek kaygımız CHP’nin kurumsal kimliğini ve toplumsal muhalefetin umudunu korumak olmuştur. Ancak bugün geldiğimiz noktada partimiz, iç tartışmaların gölgesinde ciddi bir ayrışma yaşamaktadır. Bu durum yalnızca partimize değil, Türkiye’nin demokrasi mücadelesine de zarar vermektedir.
Bu koşullar altında, partimizde yaşanan ayrışmaların tarafı olacak herhangi bir pozisyonda bulunmayı doğru bulmuyorum. Bu nedenle oluşturulacak yeni MYK’da veya herhangi bir görevlendirmede yer almam mümkün değildir. Çünkü bugün ihtiyaç duyulan şey yeni makamlar değil; ortak aklı, dayanışmayı ve birlik ruhunu yeniden inşa etmektir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün bileşenleri ortak mücadele zemininde buluşmalı, kutuplaşmayı değil birliği büyütmelidir. Halkımızın beklentisi; kendi sorunlarına çözüm üretecek, güven veren ve iktidar hedefini büyüten güçlü bir CHP’dir.
Bu nedenle partimiz vakit kaybetmeden kurultay sürecini işletmeli, örgütün iradesine başvurmalı ve tüm tartışmaları demokratik zeminde sonuçlandırmalıdır. Çünkü CHP’nin gerçek sahibi örgütüdür, üyeleridir ve ona gönül veren milyonlardır.
16 yaşında Rahmetli Babamın desteği ve yön vermesi ile adım attığım siyasi hayatımda ömrümün yarısından fazlasını davama, inandığım değerlere ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine hizmet ederek geçirdim.
Bu süreçte Sayın Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin, Altan Öymen, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve bugün Genel Başkanımız Özgür Özel gibi devlet ciddiyetine ve Cumhuriyet bilincine sahip çok değerli liderlerle çalışma onurunu yaşadım.
Türkiye’de sol siyaset yapmak kolay değildir. Solcu olmak, sosyal demokrat olmak yalnızca bir siyasi tercih değil; demokrasiye, hukuka, eşitliğe, özgürlüğe ve Cumhuriyet değerlerine bağlı bir yaşam biçimidir.
Cumhuriyet tarihimizin özellikle 1950 sonrası dönemine baktığımızda, sosyal demokrat hareketin ve sol siyasetin sürekli engellerle, baskılarla, zorluklarla ve mücadelelerle karşı karşıya kaldığını görürüz. Ne zaman halkın umudu büyüse, ne zaman sol iktidara yaklaşsa, mutlaka birileri devreye girmiş, çeşitli yöntemlerle bu yürüyüşü durdurmaya çalışmıştır.
Çünkü herkes çok iyi bilir ki; Türkiye’de sosyal demokrat bir iktidar, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini güçlendirecek, hukukun üstünlüğünü esas alacak, sosyal adaleti büyütecek ve Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefine kararlılıkla yürüyecektir.
1989 yerel seçimlerinde elde edilen büyük başarının ardından Sosyaldemokrat Halkçı Parti Türkiye’nin birinci partisi olmuştu. Ancak kısa süre içerisinde aynı senaryolar yeniden devreye sokuldu. Yıpratma kampanyaları, iç tartışmalar ve parçalanmalar sonucunda sosyal demokrat hareketin iktidar yürüyüşü sekteye uğratıldı.
Bunun en ağır sonucu ise 1994 yerel seçimlerinde yaşandı.
İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehirde sosyal demokrat oylar SHP, CHP ve DSP arasında bölündü. Oysa bu partilerin aldığı oyların toplamı birçok yerde Refah Partisi’nin oylarının üzerindeydi. Ancak parçalanmış yapı nedeniyle seçimler kaybedildi.
O gün kaybedilen yalnızca belediyeler değildi.
1994 yerel seçimleri Refah Partisi kadrolarına önemli bir yönetim deneyimi, siyasi görünürlük ve toplumsal meşruiyet kazandırdı. Bu süreç yıllar içerisinde önce Refah Partisi’nin, ardından Fazilet Partisi’nin ve nihayetinde AK Parti’nin iktidar yürüyüşünün temel taşlarından biri haline geldi. Bir başka ifadeyle, 1994’te yaşanan bölünmenin sonuçları Türkiye’nin sonraki otuz yılına yön verdi.
Tarih bize çok açık bir ders vermektedir:
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde yürütülen tartışmalar, içeriden ve dışarıdan yapılan müdahaleler, parti içindeki ayrışmaları derinleştirme çabaları bu nedenle son derece dikkatli değerlendirilmelidir.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir.
Cumhuriyetin teslim alınamayan tek kalesi olan CHP yıkılırsa Cumhuriyet yıkılır.
Hedef Cumhuriyet Halk Partisi ve akabinde Türkiye Cumhuriyetidir.
Cumhuriyet Halk Partisi; kurtuluşun ve kuruluşun partisidir. Cumhuriyetin kurucu iradesidir. Demokrasi mücadelesinin, laikliğin, sosyal adaletin ve çağdaş Türkiye idealinin en güçlü temsilcisidir.
Geçmişte yapılan hataların tekrarlanması yalnızca bir partinin zarar görmesi anlamına gelmez. Bu durum, demokrasiye inanan milyonların umutlarının zedelenmesi anlamına gelir. 1994’ün acı tecrübesi hâlâ hafızalarımızdadır. O gün bölünmenin bedelini sadece sosyal demokratlar değil, tüm Türkiye ödemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin önündeki tarihi görev; geçmişten ders çıkararak birlik ve beraberliği korumak, halkın değişim talebini büyütmek ve Türkiye’nin demokratik geleceğine sahip çıkmaktır.
Çünkü bazen bir partinin ayakta kalması yalnızca o partinin değil, bir ülkenin geleceğinin de teminatıdır.
Bugün hepimize düşen görev; kişisel hesapları değil ortak mücadeleyi, ayrışmayı değil dayanışmayı, kırgınlıkları değil Cumhuriyetimizi ve geleceğimizi büyütmektir.
Tarih bir kez daha yazılırken, 1994’ün hatalarını değil, birlik içinde kazanılmış yarınları konuşmak zorundayız.