Bazen kendimi hayatın içinde değil de bir kenarında durmuş, olanları izliyormuş gibi hissediyorum. Her gün bir şeyleri düzeltmeye, işlere yetişmeye ve hep güçlü durmaya çalışırken zaman akıp gidiyor. Ama ben bu koşturmacanın ortasında kendi mutlu anlarımı kaçırıyorum.
Uzun zamandır kafam tam anlamıyla rahat bir şekilde nefes alabildiğimi, içimden geldiği gibi gülebildiğimi hatırlamıyorum. Sanırım insanı en çok yoran şey, hiç düşmemek ve hep ayakta kalmak zorunda hissetmekmiş.
Artık sadece günleri bitirmek ya da sorunlarla savaşmak istemiyorum. Kendime biraz zaman ayırmak, biraz dinlenmek ve hayatı gerçekten yaşamak istiyorum.
“içimde kapı gıcırdıyor. açılıyormuş gibi değil, yıkılıyormuş gibi. menteşeleri pas tutmuş, sallanıyor, sarsılıyor ama bir türlü yıkılmıyor.”
• mino'nun siyah gülü | hüsnü arkan
Bir yanılgının, binlerce yenilgiden daha keskin olduğunu gördüğünde eve dönmek isteyeceksin ama ev; kapı duvar olacak. Ve sen, bildiğin denizlerde yeniden boğulacaksın. Aşina yüzler el olacak, ve yalnızlığı şah damarında hissedeceksin. Sonra geçecek. Her şey geçer, bilirsin.
“bilirsin hayat bir bakıma güzeldir, dar sokaklar, poz veren eski dostlar gibi. mercedes gibi, turkuaz gibi, yaz gibi. fazla bir mektup, son bir şans gibi...”
"Kimsenin en sevdigi değilim, kaybetmekten korktuğu biri de olmadım.
aranlan, özlenen merak ediler hiç değilim,
bensiz hersey olabiliyor, dünya bensiz de dünyaydı,
darılmadım."
"verdiği hasarın bile farkında olmayan, bir kere ben bu hatayı nasıl yaptım diye üzülmeyen, kaybetmek korkusuyla eli ayağına dolanmayan insana neyi anlatacaksın."
Canımı ne kadar yakarsa yaksın çok sevdiğim bir şeyleri geride bırakmak bana hep çok korkunç bir şeymiş gibi geldi. Sonra bir gün acının, ayaklanıp beni olduğum yerden kazıyarak götürdüğünü gördüm. Bazı vedalar sahiden mecburidir. Bazı vedalar kurtuluştur. Biz öyle hissetmesekde.