Akademisyen Ömer Demirbağ, sabretmenin inceliğinden bahsetti:
"Halının üzerinde ilerleyen küçücük karınca, halıdaki bütün nakışı göremez.
Göremediği için de fark ettiği çizgileri, renkleri anlamsız zannedebilir.
O karıncanın tutup havaya kaldırıp bakmasını sağlayacaksınız ki nakışı görsün.
Aynı şekilde bu dünya hayatında kısacık ömrümüzde istediğimiz şeylerin neticelerini, sebeplerini, sonuçlarını bilmeden istiyoruz.
Her şeyi bilen O'dur ve verecek olan da O'dur.
Verdiği zaman da Allah-u Teâlâ seni oyuna getirmez. Hâşâ, O noksan sıfatlardan münezzehtir.
Verdiği zaman sana zararlı olmayacak, seni pişman etmeyecek şekilde verir.
Bu nedenle istediğin şey hemen olmuyor diye hemen mızmızlanma. Sabret.
Ne diyor? 'Sabır ve namazla benden isteyin.'
Sabretmenin şeyi bu. Çünkü Allah-u Teâlâ'nın hesabını biz bilemeyiz."
Bugün eve gelirken Yavuz Bülent Bakiler'in kendi hayatını anlattığı bir video gördüm, ses olsun diye açtım. Fakat çok hüzünlü bir hikâyeye denk geldim: Gelin Kızın Ölümü adlı şiirin yazılış hikâyesine...
Şiiri küçük yaşlarda elektirik akımına kapılması sonucu vefat eden kız kardeşi için yazıyor. Henüz lise yıllarında böyle bir kayıp yaşayınca haliyle çok etkileniyor, sarsılıyor. Okul çıkışı genellikle kız kardeşinin mezarına gidip o gün başından geçenleri anlatıyor, ağlıyor...
Şiir şöyle başlıyor:
"Bir gelin gömdüler telli duvaklı,
İnsan bakmaya kıyamaz.
Garipçe yatar kabrinde, gözleri ağlamaklı,
Elleri beyaz beyaz."
Şiiri buraya bırakıyorum. Bazı hikâyeler bizi hiç hazır değilken yakalıyor... Bazı ölümler de öyle...