Kamuda sözleşmelilere memurluk kadrosu verildikten sonraki durum bu...
Devlet kurumlarında ne kadar yetim hakkı yiyen tembel insan varsa işten atılmasının yolu açılmalı artık!
@iletisim@saglikbakanligi@csgbakanligi
Devlet diyor ki “ben akaryakıt istasyonlarındaki kaçağı önleyemiyorum, ey vatandaşım sen bana yardım edeceksin”. “Peki pek kıymetli devletim edeyim tabi ne yapmam lazım?” dediğinizde cevap şu “5 liralık bir çipi 2700 liraya arabanı vidayla delmek suretiyle takacağım. Yetmez, bir de arabayı sattığında o çip çöp olacak ve yeni arabana yeniden alacaksın. Yoksa sana 28 bin TL’ye kadar ceza kesebilirirm.”
Bir dakika ya, hani biz devlete yardımcı oluyorduk, ne ara cezayı biz yedik?
Karşınızda 2700 TL'ye araçlara takılması zorunlu tutulan #UTTS
İçinde sadece bir RFID çipi var. Bizim işimiz bu olduğu için size maliyetini söyleyeyim. 5000 adet alırsanız birim 0.15 Dolar yani 5.5 TL
Dışındaki plastik kapağı öyle kalitesiz yapmışlar ki, herhangi bir meslek lisesine gidin oradaki bir öğrenci projesine böyle bir kapak yapsa o dersi geçemez.
Ben bu fotoğrafa bakınca vatandaşa çok büyük bir saygısızlık görüyorum.
Şöyle bağırıyor bu fotoğraf: "Biz bir karar alacağız, maliyetinin 540 katına size satacağız, kaliteli yapmak için hiçbir çabamız olmayacak, siz de mantıklı ya da mantıksız diye sorgulamadan tıpış tıpış gidip taktıracaksınız."
Asgari ücret demek tecrübesiz bir elemanı bu fiyatın altında çalıştıramazsın demektir. 5-10 yıl tecrübeli insana asgari ücret yada az üstü maaş ver demek değildir. Yöneticilerin-firma sahiplerinin artık bu asgari ücret sendromunu aşmaları lazım.
"Keşke dünyada silahlara hiç sahip olmasaydık. Ama birilerinin sizden 100 kat daha fazla silahı varsa ve sadece sizi öldürmekle kalmıyor, tecavüz edip işkence ediyorlarsa burada bir şeyler yapmak zorundasınız.” Selçuk Bayraktar
Soykırımcı katillerin temsilcisi Netanyahu'dan duygusal manipülasyon dolu bir konuşmayı az önce canlı izledik🤬
Kendisini zırt zırt ayakta alkışlayan Amerikalı rezilleri tarih affetmeyecek!
#FreePalestine#RafafOnFıre#stopgénocideInPalestine
Sonuçların şekillenmesinden şu ana 24 saate yaklaştı. Tek bir parti başkanının, il başkanının, yönetim kurulu üyesinin istifasını, kaybeden adayın "siyaseti bırakıyorum" açıklamasını duydunuz mu? Tersine nerede bir beceriksiz varsa "Kararlılıkla yola devam" diyor. Akıl tutulması.
Zekâ ve Bilgi Doğru Kullanılırsa Değerli
Benim için önemli olan dayak yemen yememen ya da bayrak sallaman, düdük çalman değil. Böyle hocandan aferin alıp uyanıklığını şirinlik muskan altına s��pürüp doğan görünümlü şahinlik yapman da değil.
Burada iki hanzoluk var: Birincisi; hepten / tümden / alayı / hepsi algısı ile oluşturduğun algı cambazlığı. Ortalığı tozutup karambolden sıyırma taktiği. İki ihtiyar ulu bilge “satmışlardır, satmadı diyen zır cahildir / satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” derken aslında konuyu “istemeden” cevaplamışlar. Fakat ne senin, ne de seni onaylayan “analitik zeka fukarası” cühelanın görmediği, göremediği bir detay var o cevapta: “Satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” diyor ya; tam da orada cevap aslında! Allah söyletiyor işte. Nasıl mı? Şöyle: O dönem -ki bugün bile G. Doğu Anadolu’da benzeri çok olan- “Toprak Ağaları” dönemi, bkz: “Landlord” kavramı. Geniş topraklara sahip az sayıda zengin bir azınlığı tarifler “toprak ağalığı” di mi? Hani Şener Şen canlandırır ya bir filminde, “Sataram ha köyü akıllı olun marabalar” der ya işte onun aynısı bir durum o zaman yaşanan.
Satılan toprağın %20’si Lübnanlı Maruni Hristiyan bir toprak ağasının mesela… Ama sen bunları hiç bilme. Sen, gariban köylülerin canı sıkıldı “ya satalım şu tarlayı, toprağı varıp gidelim Beyrut’a günü gün edelim” dediklerini san! Devlet otoritesinin zayıflayıp dağıldığı, işgalin ayak seslerinin duyulduğu, insanların gelecek ve güvenlik endişesi taşıdığı, bölgede Latin Amerika’ya göç furyasının yaşandığı, Yahudi yerleşimcilerin akın akın tarım işletmeleri kılıfıyla gelip çoğaldığı bir dönem koşullarını hiç göz önünde bulundurma sen. Bulundurma ki bu pop-boğuntu temelli hinliğine iki ulu bilgenin detaysız genellemeci tespitini de payanda kılıp sırıt pişmiş kelle gibi, bir halt etmiş gibi.
Üzerinde yaşadıkları toprağın sahibi olmayan, marabası oldukları toprak ağasının satıp sıvıştığı yüzbinlerce gariban fakir köylünün ahı vursun senin bu şımarık cahilliğini. Bilgi ve zeka analitik değerlendirmelerle anlam ve nitelik kazanır, angutça toptancı yaklaşımlarla düşük zekaları, muhakeme ve mukayese yetisi olmayan okumuş cahilleri keklersin bu tavırla anca o işte. Cürmün kadarsın günün sonunda ama gün cehaletin günü yürü devam et böyle freni patlamış kamyon gibi bilgiye toslayana kadar.
Gelelim ikincisine; O toprakları Müslümanlar Yahudilerden almadı. Onları süren Roma’nın devamı Hristiyan Doğu Roma’dan aldılar (Bizans diyim de anla). Aldıklarında Yahudilerin en kutsal alanı olan Süleyman Mabedi’nin olduğu alan bok çukuruydu, Kudüs’ün çöplüğüydü. Müslümanlar orayı temizledi, mescit yapıp “aslına, asli amacı olan bir Allah’a ibadet edilen bir yer haline iade etti”. Haçlılar geldi Yahudi ve Müslümanları kesti. Yahudilerin Kudüs’e girişlerini yasakladı. Pagan Roma döneminde senede bir gün uzaktan gelip Kudüs’ü seyretmelerine izin veriliyordu. Onlar bunu dahi yapmadı. Yahudiler Kudüs’ü ancak yine Haçlılar sonrası İslam egemenliği dönemlerinde gelip görebildiler. Osmanlılar “Kudüs’e gelen Yahudilerden yasa dışı vergi alınmaması” konulu sultan iradeleriyle, fermanlarıyla korudu haklarını.
Sayısı bir avuç toprak ağasının “dönem koşullarının” da etkisiyle yediği haltı utanıp sıkılmadan “sattılar işte yhaaa, satıp Beyrut’ta alem yaptılar yhaa” deme bilimsel(!) sığlığını bence aldığın kanalizasyona geri bırak ve bu necaseti daha fazla yayma elverişli bünye. Bak aşağıda bir para var; MS 71 yılında Roma İmparatoru Vespasianus basmış, abisi Titus’un o toprakları fethedip, ikinci Süleyman Tapınağı’nı yıkıp yerle yeksan edişinin “hatırasına”(!). Demek istediğim; Müslümanlar her zaman Kudüs’ü imar edenler, onaranlar ve merhametle davrananlar oldular. Sen yine bayrak salla ama bunları da bil. İyice bir oku, heyecan, rüzgar yapma. Sonra bayrak derken yanlışlıkla şemsiye (metafor olarak, bilgi anlamında) gölgesinde serinleyemeyeceğin bir tatsızlıkta açılır, kapanmaz da maazallah. Ayranımız dökülmesin, tatsız şeyler yaşanmasın, iyice araştır hadi bye.