Danıştay'a 30Euro için göndereceğimiz mektup:
Elinize kalem kağıt alıp sizde bir mektup yazınız.
Ve lütfen paylaşınız.
----
T.C. DANIŞTAY BAŞKANLIĞI’NA
Üniversiteler Mahallesi Dumlupınar Bulvarı No:149
Eskişehir Yolu 10. Km
Çankaya / ANKARA
Sayın Başkan,
Hürriyet Partisi tarafından açılan ve savunma makamı olarak Cumhurbaşkanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın yer aldığı davayı, bir vatandaş inisiyatifi olarak dikkatle takip etmekteyiz.
Savunma makamının Danıştay’a sunduğu dilekçede öne çıkan iki temel argümanın; mevcut uygulamanın sahadaki sonuçları, vatandaş üzerindeki etkileri ve ölçülülük ilkesi açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
1- “Düzenleme ürün güvenliğini sağlamak amacıyla yapılmıştır.” argümanına ilişkin değerlendirmemiz
Ürün güvenliği elbette devletin temel sorumluluklarından biridir. Ancak alınan tedbirlerin bilimsel verilerle desteklenmesi, ölçülü olması ve toplum üzerindeki etkisinin doğru analiz edilmesi gerekir.
2025 yılı içerisinde yurtdışından yaklaşık 55 milyon paket ülkemize giriş yapmıştır. Buna rağmen kamuoyuna yansıyan verilere göre yalnızca 182 ürün analiz edilmiş ve bu ürünlerin tamamının sağlıksız olduğu ifade edilmiştir.
55 milyon paketlik devasa bir hacim içerisinde yalnızca 182 ürün üzerinden yapılan inceleme; istatistik bilimi, örneklem büyüklüğü ve güvenilir veri analizi açısından tüm sistemi “güvensiz” ilan etmeye yeterli değildir.
Çünkü bu paketler:
yüzbinlerce farklı satıcıdan,
onbinlerce farklı ürün kategorisinden,
çok farklı üretici ve markalardan oluşmaktadır.
Bu kadar geniş bir ticaret ekosistemi içerisinde yalnızca 182 örnek üzerinden tüm sistemi riskli göstermek; kamuoyunda gerçeği tam yansıtmayan bir algı oluşmasına neden olmaktadır.
Vatandaşların güvenliği korunmalıdır. Ancak güvenlik amacıyla getirilen düzenlemeler; bilimsel temele, şeffaf denetime ve ölçülülük ilkesine dayanmalıdır.
2- “Gümrük beyannamesi zorunluluğu vatandaşların haklarını ihlal etmemektedir.” argümanına ilişkin değerlendirmemiz
Mevcut düzenleme öncesinde gümrük beyannameleri taşıyıcı lojistik firmalar tarafından verilebilmekteydi. Bu sistem:
daha hızlı,
daha düşük maliyetli,
vatandaş açısından daha erişilebilir bir yapı sunuyordu.
Yeni uygulamada ise bireysel ithalat yapan vatandaşların beyanname işlemlerini kendilerinin yürütmesi zorunlu hale gelmiştir.
Bu durum uygulamada ciddi mağduriyetler doğurmaktadır.
Bugün 1000 TL değerindeki bir ürün için dahi:
müşavirlik,
işlem,
dosya,
temsil
ve benzeri nedenlerle 10 bin – 20 bin TL seviyesinde ek maliyetler ortaya çıkabilmektedir.
Bu tablo; küçük tutarlı bireysel alışverişleri fiilen imkânsız hale getirmektedir.
Vatandaşın ekonomik erişimini ortadan kaldıran, ürün bedelinin katbekat üzerinde masraf doğuran bir uygulamanın “hak ihlali oluşturmadığını” söylemek; sahadaki gerçeklerle örtüşmemektedir.
Devletin görevi güvenliği sağlarken aynı zamanda vatandaşın:
ekonomik özgürlüğünü,
makul erişim hakkını,
ölçülü işlem güvencesini de korumaktır.
Aksi halde düzenleme; güvenlik amacı taşısa bile uygulama sonucu itibarıyla vatandaş üzerinde orantısız yük oluşturmaktadır.
Sayın Başkan,
Bizler bu mektubu herhangi bir siyasi yaklaşım adına değil; günlük hayatında artan maliyetler ve ağırlaşan işlemler nedeniyle mağduriyet yaşayan vatandaşlar olarak yazıyoruz.
Talebimiz; dava konusu düzenlemenin:
bilimsel veriler,
ölçülülük ilkesi,
ekonomik etkiler,
vatandaşın fiili durumu
gözetilerek yeniden değerlendirilmesidir.
Gereğini bilgilerinize saygıyla arz ederiz.
Ozan Yücer
@TC_Danistay@avaligul@_erencetin_
30 Euro düzenlemesinin amacı yerli üreticiyi ve esnafı korumaktır.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu amacın ciddi biçimde saptırıldığını göstermektedir.
50 liralık ürün 750 liraya çıkıyorsa,
2500 liralık cihaz 15 bin liraya satılıyorsa,
burada artık koruma değil, açıkça fırsatçılık ve istismar vardır.
Elektronik komponentten yedek parçaya kadar pek çok alanda vatandaş adeta cezalandırılmakta,
3 dolarlık ürün için insanlar gümrük müşavirlerine yönlendirilerek binlerce liralık masrafa mecbur bırakılmaktadır.
Bu tablo, ne vicdanla bağdaşır ne de sosyal devlet ilkesiyle.
Devletin aldığı her kararın merkezinde millet olmalıdır.
Uygulama vatandaşın omzuna yük bindiriyorsa, orada durup samimiyetle hesap yapılmalıdır.
Evet, yerli üretici desteklenecektir.
Ama bu destek, vatandaş ezilerek değil; adaletle ve ölçüyle sağlanmalıdır.
EN MUTLU GÜNLERİMDEN BİRİ. 😍Dünyanın her yerinde aradığım Doğu Cılıbıtı, en sonunda korumak için canımızı dişimize taktığımız Milleyha’da bir anda karşımızda parladı. Daha dün sabah paylaştığım hikayede Doğu Cıl��bıtı görmek için iki saat sonra uyanmak istiyorum diye yazmıştım. Yıllardır her görüldüğü yere gittim, Türkiye’de geçen sene Milleyha’da 10 Nisan’da görüldü. İsviçre’de Claudio abimin cenazesinde olduğumdan gelemedim. Bir gün göreceğimi biliyordum ama zamanının bu kadar hoş olacağını tahmin edemezdim. Dün soran bir arkadaşıma “onu aramadığım bir anda karşıma çıkacak benim kalbimi neşeyle coşturacak” demiştim. Ahhh… Hayatımın en mutlu ve güçlü hissettiğim günlerinden biri. Çocukluğundan beri bir rengin, bir varlığın peşinde olmak ne demek bilir misiniz? Milleyha korunacak diyoruz ya hep, sözümü değiştiriyorum. MİLLEYHA KORUNDU BİLE. Bu güç, bu sevgi ve bu paylaşım HEPİMİZİN. 😊😍❤️❤️ Alican ile arazide kuş bakarken karşılaştık. Gel beraber gezelim de bana balını (şansını) bir yaşat yahu dedim. Bir saat dolandıktan sonra ayrılacaktık. Hadi martılara bakalım dedik. Durduğumuzda Alican “abi bu neee” dedi. Dibimize konmuştu. Heyecandan zangır zangır titredim. Hala ayaklarım tutmuyor. 😍 25 YILDIR BEKLEDİĞİM AN.